10 Ocak 2013 Perşembe
annenlegel.blogspot.com
Bundan sonra sadece annenlegel.blogspot.com adresinde yazıyorum. Burayı kapattık. Bundan sonra buraya yazılan yorumları okumayacağım. annenlegel'de görüşürüz.
Etiketler:
duyuru
2 Aralık 2012 Pazar
Mavi Kurt Ruhu 4[Kitap]
X lavın içine düşmüştü. Bütün bunlar Sohan'ın
marifetiydi; yeri parçalayarak lavın dışarı çıkmasını sağlamıştı. Ve X'i lavın
içinden çıkarmak gerçekten çok zor olmuştu çünkü o en ağır mavi kurttu.
Hiç ses yoktu. Birkaç saat taşın başında beklediler. Çünkü
taşı taşımak çok zor olabilirdi. Ve taş çatladı. Bir yumurta gibi… İçinden bir
mavi kurt çıktı. Mavi kurtun karnında altın renkli bir X sembolü vardı.
—Ne oldu sana!?(Micheal)
—Ne oldu sana!?(Micheal)
X'in vücudu küçülmüştü. Artık önceki gibi dev değildi. Ve
Dünya'dayken başından beri güçsüzdü çünkü yunois'deki savaşta baygın düşmüştü.
Ama şimdi kendisini enerji dolu hissediyordu. Sağ kolunu havaya kaldırdı ve
uçmaya başladı. Kendi etrafında dönerek bir fırtına gibi uçuyordu. Micheal ve
diğerleri tetikte beklediler ama bu X'di ve her zamankinden mutluydu.
—Yeniden sikişebileceğim!(X)
—???!!!(Mastermind)
—???!!!(Mastermind)
—Penisim artık eskisi gibi, o küçüldü!!(X)
—Hey X.(Micheal)
—Bırak gitsin.(Mastermind)
X ortadan kaybolmuştu. Micheal, Mastermin, Sohan ve
Sinzang bir aradaydı. Kaçıp uzaklaştılar çünkü polis onlarla uğraşacaktı. Ama X
hâlâ tehlikedeydi. Ve Shok ile Lav; ne yapıyorlardı?
—Biliyor musun, hiç zevk almıyorum.(Shok)
—O zaman neden yapıyoruz?(Lav)
—Bilmiyorum.(Shok)
—İstersen yer değişelim.(Lav)
—Bak şunu bil ki, burada sen erkek olan falan değilsin.
Biseksüel olduğunu söyleyip eşcinsel olmadığını sanma. Çünkü biseksüeller de
eşcinseldir.(Shok)
—Evet, bu eğlenceli olabilir; sikişirken tartışmak.. Hadi bakalım. Bak ama bir erkek götünü siktirmiyorsa onu eşcinsellikle suçlayamayız.(Lav)
—Evet, bu eğlenceli olabilir; sikişirken tartışmak.. Hadi bakalım. Bak ama bir erkek götünü siktirmiyorsa onu eşcinsellikle suçlayamayız.(Lav)
—Eşcinsellik ancak ilkel ülkelerde suçtur çünkü kimsenin
cinsel hayatı kimseyi ilgilendirmez. Dolayısıyla canı isteyen eşcinsel olur,
canı isteyen homofobik. Zaten eşcinselleri suçlu kabul edip idam etmenin bir
mantığı yok. Eğer bu mantıklıysa müslüman olmayanların müslüman olmayanları,
Asya'lı olmayanların Asya'lı olanları, eşcinsel olanların eşcinsel olmayanları
da öldürmesi mantıklıdır. O halde bizim doğru dediğimize yanlış diyen herkesi
öldürelim öyle mi?(Shok)
—Aslında iyi bir fikir gibi, sonuçta Dünya kalabalık bir
gezegen.(Lav)
—Hoş espri ama sonuç olarak birisini öldürürsen başka
birisi de gelip seni öldürecektir çünkü herkes katillerden korkar ve nefret
eder.(Shok)
—Yani şimdi bahsettiğin şey bütün Avrupa'nın ve
Amerika'nın İran'dan eşcinselleri öldürdüğü için mi nefret ettiği?(Lav)
—Evet, o aptal ve cahil insanlara gerçekten de bu
Dünya'da gerek yok. Bence gidip başka bir gezegende yaşamalılar.(Shok)
—Uçak biletlerini de sen alacaksın öyle mi?(Lav)
—Onları cehenneme yollayacağım.(Shok)
—Peki Shok söyler misin bana, peki sahtekârlar hakkında
ne düşünüyorsun?(Lav)
—Sahtekâr demekle şu eşcinsel olmadığı halde kadın
kılığına girip götünü satanları ve kimseyi umursamadığı halde kendini daha iyi
pazarlayabilmek için hayır sever görünüp eşcinsel derneklerinde köşe kapmaca
oynayan seksi, genç, bisexual, üniversiteli kızları mı söylüyorsun?(Shok)
—Evet onları kast ettim.(Lav)
—Onlar çok temiz kalpli, çok yardımsever insanlar gibi
görünürler ama aslında cahil, sahte, sıradan, basit, salak ve bencil insanlardır
ve asla fakir insanlarla arkadaş olmazlar. Herkes paraya tapıyor aşkım.(Shok)
—O halde hepsini öldürelim, sonuçta biz insan değiliz
öyle değil mi? Kimin umrundaki aşağılık insanlar? Biz kusursuz yaşam
formlarıyız!(Lav)
—Ahhh! Sakın o alevli şeyi yapma, sakın o alevli şeyi
yapma!(Shok)
—Ama bunun hoşuna gittiğini sanıyordum..(Lav)
—Haayııırr!!(Shok)
Shok doğum yapmakta olan bir kadın gibi derin derin nefes
alıp veriyordu. Lav'ın aleti alev almıştı çünkü Lav kendini yakabilme gücüne
sahipti. Shok içinde bir şeylerin yandığını hissediyordu ve yanık kokusu
alıyordu. Ağlayarak boşaldı. Ve bir elektrik şoku Lav'ı çarptı. Shok şiddetli
boşaldığında şiddete bağlı olarak bir elektrik şoku salardı. Sex bitmişti.
Sarılıp öpüştüler.
Şimdi ekibimize dönelim.. İşte kafama göre anlatıyorum
hikâyeyi...
—Görünüşe göre insanlar peşimizi
bırakmayacak.(Mastermind)
—Kafanda bir şeyler mi var Mastermind?(Micheal)
—Hayır, şu anda yok.. Ortaya yem attım.(Mastermind)
Büyüklerin yanında küçükler konuşmazdı. Ama sessizlik
oldu..
—Bu lânet polisleri öldürmeliyiz.(Sinzang)
—Bu lânet polisleri öldürmeliyiz.(Sinzang)
—Tek amaçları bizi ele geçirmek.(Micheal)
—Ve X'i inceleyerek teknolojilerini geliştirmeye
çalışmışlar. Güçlerimize sahip olmak istiyorlar.(Mastermind)
—Hah, bu saçmalık. Kimse güçlerimizi alamaz, onlar
içimizden gelir.(Sohan)
—Evet ama deniyorlar. Bu lânet insanlar; hep yalan
söyler, açgözlülük eder, saçma sapan kurallar koyar, gerçeği ve doğruyu
saptırır, iyi olmayan şeylerin doğru şeyler olduğunu iddia ederler. Mesela
grupsex yanlışmış.(Mastermind)
—Kim demiş yanlış! Grupsex en güzel şeydir.(Micheal)
—Kim demiş yanlış! Grupsex en güzel şeydir.(Micheal)
—Ben size katılmıyorum.(Sohan)
—Ahaa, o halde sorun var. Micheal, sakın ona
söyleme..(Mastermind)
—Neyi?(Micheal)
—Bir felâkete sebep olacak şeyi.(Mastermind)
—Bir felâkete sebep olacak şeyi.(Mastermind)
—Off, bu insanları ne yapacağız. Bizden korkuyorlar ve
bizi sevmiyorlar ve bizi düşman sanıyorlar.(Sinzang)
—Teknik olarak düşmanız ve onlar çok
lezzetli.(Mastermind)
—Iyy, ben konuşan yiyeceklerden hoşlanmam. Yani,
düşünsene yiyeceğin seninle sohbet edebilen bir şey olmamalı.(Sinzang)
—Hahahaha!(Sohan)
—Hahahaha!(Sohan)
—Dert etmeyin çocuklar, insanlar sadece böcek. Onlara
rağmen güçlenip gezegenimize dönüp onu geri alacağız.(Micheal)
—O gezegeni gerçekten alabilir miyiz?(Mastermind)
—Onu almayı sen istiyorsun sanıyordum.(Micheal)
—Evet ama fikrimi değiştirdim. Sonuçta güçlerini gezegenin ruhundan alan ben değilim.(Mastermind)
—Gülümsemeyi keser misin, sinirimi bozuyorsun.(Micheal)
Dünya'dayken Micheal daha güçsüzdü ve Mastermind ile Micheal birbirlerine tamamen rakiptiler.
—O gezegeni gerçekten alabilir miyiz?(Mastermind)
—Onu almayı sen istiyorsun sanıyordum.(Micheal)
—Evet ama fikrimi değiştirdim. Sonuçta güçlerini gezegenin ruhundan alan ben değilim.(Mastermind)
—Gülümsemeyi keser misin, sinirimi bozuyorsun.(Micheal)
Dünya'dayken Micheal daha güçsüzdü ve Mastermind ile Micheal birbirlerine tamamen rakiptiler.
—Bence insanları inceleyip onları daha iyi dövebilmenin
yollarını bulmalıyız.(Sinzang)
—Bence bir grup araştırmacıyla tanışıp insanlara dost
olduğumuzu ispatlayabiliriz(Mastermind)
—Güzel, sonra da onları yeriz.(Sohan)
—Hahahaha!(Mastermind)
—Güzel, sonra da onları yeriz.(Sohan)
—Hahahaha!(Mastermind)
Peki şimdi, X o sırada ne yapıyordu..
—Hey, bayan!(X)
—Hey, bayan!(X)
—Bayan değilim ben, kadınım kadın.. Kadın de bana.
—Ne fark eder, sonuçta amın var mı(X)
—Efendim?
—Efendim?
—Hava bu gün ne kadar hoş değil mi?(X)
—Evet, nedense genelde pek çok fantastik hikâyede iklim
hep saçma sapandır. Bir gün yağmur yağar, bir gün Güneş açar. Kar sadece belirli
noktalarda vardır ve oralar yılın her günü buzludur..
—Vücudunuz ne kadar da güzel.(X)
—Allah vergisi işte.
—Ama siz de iyi bakmışsınız.(X)
—Ama siz de iyi bakmışsınız.(X)
—Her gün 14 tane şınav çekiyorum, 1 saat koşuyorum, mekik
falan derken…
—Oh iyi, iyi.(X)
—Dengeli ve düzgün beslenme. Sık sık ve az yemek.
Dinlendikçe tekrar spor yapmak. Fazla hamur ve yağ yememek. Çok kolay aslında
formda kalmak.
—Mesleğiniz ne?(X)
—Sana ne ki bundan?
—Ciddi düşünmüyor musunuz?(X)
—Sen ne iş yapıyorsun yakışıklı? Banka mı soyuyorsun? Bu kocaman vücutla çok can yakarsın.
—Yok korkma, acıtmam. Aslında acır ama senin için endişeleneceğim, yani niyetim acıtmak değil.(X)
—Ciddi düşünmüyor musunuz?(X)
—Sen ne iş yapıyorsun yakışıklı? Banka mı soyuyorsun? Bu kocaman vücutla çok can yakarsın.
—Yok korkma, acıtmam. Aslında acır ama senin için endişeleneceğim, yani niyetim acıtmak değil.(X)
—Paran var mı?
—Neden cinsel organıma elliyorsun, neden para soruyorsun?(X)
—Çünkü sertleştin. Sertleşmeseydin dokunmazdım. Beni istemeseydin sertleşmezdin. Ve bana paranı vermezsen beni sikemezsin.
—Neden cinsel organıma elliyorsun, neden para soruyorsun?(X)
—Çünkü sertleştin. Sertleşmeseydin dokunmazdım. Beni istemeseydin sertleşmezdin. Ve bana paranı vermezsen beni sikemezsin.
—Belki amacım sikişmek değil. Neden cinselliği sikişmeye
indirgiyorsun?(X)
—Yoksa bana âşık mı olacaksın? Senin cüssende biri
gerçekten çok fazla sorun yaratır.
—Seni sevmemi istemiyor musun?(X)
—Bak sadece paranı ver ve çek git anladın mı? Ben sevilecek bir kadın değilim.
—Anladım. O halde seninle bir işim olamaz.(X)
—Dur bekle! Tamam, seninle bir şeyler yapacağız. Ama kesinlikle canımı acıtma.
—Seni sevmemi istemiyor musun?(X)
—Bak sadece paranı ver ve çek git anladın mı? Ben sevilecek bir kadın değilim.
—Anladım. O halde seninle bir işim olamaz.(X)
—Dur bekle! Tamam, seninle bir şeyler yapacağız. Ama kesinlikle canımı acıtma.
—Denerim ama deliği görmeden emin olamam.(X)
—Hadi eve gidelim.
Sokaktaki adam hayretle baktı. Bu günlerde Dünya nasıl bir şekle bürünmüştü. Güpegündüz sex pazarlığı yapılıyordu. Olacak iş değildi. Ahlâk kalmamıştı. Kıyamet alâmetiydi. Çok ayıptı. Olmamalıydı. Ve adam karısının yanına döndü. Çocuklarına oyuncakları verdi. Bu armağanlar çocukları çok mutlu etti. Karısı bütün gün evde oturup o üç çocuğa bakmıştı. Dedikodu olmamalıydı. Ve kadın ölene dek o adama aitti. Karşılığında adam onu besliyor, bütün masraflarını karşılıyor ve onu kullanıyordu. Kadın bir eşyaydı. Gitseydi kimse dul bir kadınla evlenmezdi.
Sokaktaki adam hayretle baktı. Bu günlerde Dünya nasıl bir şekle bürünmüştü. Güpegündüz sex pazarlığı yapılıyordu. Olacak iş değildi. Ahlâk kalmamıştı. Kıyamet alâmetiydi. Çok ayıptı. Olmamalıydı. Ve adam karısının yanına döndü. Çocuklarına oyuncakları verdi. Bu armağanlar çocukları çok mutlu etti. Karısı bütün gün evde oturup o üç çocuğa bakmıştı. Dedikodu olmamalıydı. Ve kadın ölene dek o adama aitti. Karşılığında adam onu besliyor, bütün masraflarını karşılıyor ve onu kullanıyordu. Kadın bir eşyaydı. Gitseydi kimse dul bir kadınla evlenmezdi.
—Aaaah, nasılsın? Hadi üstündekileri çıkar. Rahatla
biraz.
—Zaten rahatım. Bence gergin olan sensin.(X)
—Öyle mi? Nereden vardın bu kanıya?
—Zaten rahatım. Bence gergin olan sensin.(X)
—Öyle mi? Nereden vardın bu kanıya?
—Kokundan ve bacakların titriyor.(X)
—Ahaha ahaha, neden bir şeyler içmiyorsun? Alkol falan?
—Tamam.(X)
—Al iç.
—Sen içmeyecek misin?(X)
—Dünya'lı aadeti(Türkçe okunduğu gibi yazılır). Sadece sen içeceksin.
—Peki, madem aadet böyle.(X)
—Gözlerin gitti sanki biraz.
—Yo, iyiyim. Sadece biraz uyuşuğum.(X)
—Mayışık gibi mi? Mayışık gibi…
—Haahım…(X)
—Peki.
—Yapmayacak mıyız?(X)
—Kafan güzelken mi yapmak istiyorsun.
—Dur ben şimdi hallederim.(X)
X kendisine sert bir yumruk attı ve kendine geldi.
—Adrenalin…
—Ahaha ahaha, neden bir şeyler içmiyorsun? Alkol falan?
—Tamam.(X)
—Al iç.
—Sen içmeyecek misin?(X)
—Dünya'lı aadeti(Türkçe okunduğu gibi yazılır). Sadece sen içeceksin.
—Peki, madem aadet böyle.(X)
—Gözlerin gitti sanki biraz.
—Yo, iyiyim. Sadece biraz uyuşuğum.(X)
—Mayışık gibi mi? Mayışık gibi…
—Haahım…(X)
—Peki.
—Yapmayacak mıyız?(X)
—Kafan güzelken mi yapmak istiyorsun.
—Dur ben şimdi hallederim.(X)
X kendisine sert bir yumruk attı ve kendine geldi.
—Adrenalin…
—Ve artık kendimdeyim.(X)
—İçkinin üzerinde bir tesiri yok mu yani?
—Hiçbir şeyin yok.(X)
—Ama laboratuardayken baygındın.
—Damarlarıma çok fazla enjeksiyon vermişlerdi ve yorgundum. Artık dinlendim.(X)
—Ovv, lânet olsun...
Bir anda bir şey oldu. Kadın çarpmanın etkisiyle vücudunu hissedemedi. Daha sonra bir şeyin içeri girdiğini hissetti. Sonra da gözleri karardı ve bayıldı. Sonra kan değerleri biraz normale döner gibi oldu ve kız ayıldı.
—Anlamalıydım. Sen beni o laboratuara geri götürmek istiyorsun.(X)
—Bunu neden yaptın?
Kadın acıyı hissetmeye başladı. X'in dört parmağı kadının vücuduna girmişti. Ve X'in zaten sadece dört tane parmağı vardı. Tabi ellerde toplamda sekiz yapar bu. Birde ayaklar var…
—İçkinin üzerinde bir tesiri yok mu yani?
—Hiçbir şeyin yok.(X)
—Ama laboratuardayken baygındın.
—Damarlarıma çok fazla enjeksiyon vermişlerdi ve yorgundum. Artık dinlendim.(X)
—Ovv, lânet olsun...
Bir anda bir şey oldu. Kadın çarpmanın etkisiyle vücudunu hissedemedi. Daha sonra bir şeyin içeri girdiğini hissetti. Sonra da gözleri karardı ve bayıldı. Sonra kan değerleri biraz normale döner gibi oldu ve kız ayıldı.
—Anlamalıydım. Sen beni o laboratuara geri götürmek istiyorsun.(X)
—Bunu neden yaptın?
Kadın acıyı hissetmeye başladı. X'in dört parmağı kadının vücuduna girmişti. Ve X'in zaten sadece dört tane parmağı vardı. Tabi ellerde toplamda sekiz yapar bu. Birde ayaklar var…
—Asla o lânet hapishaneye geri dönmeyeceğim.(X)
* * * * * *
—Lânet olsun! Çok ciddi bir sorun çıktı!
—Müdahale edelim.
—Hayır, kesinlikle müdahale etmeyin.
—Ama komutanım…
—Sizi de kaybetme riskini göze alamam. Hemen gidiyoruz buradan. Neyse ki kadınla meşgulken bizim kokumuza dikkat etmedi. Bu görev en baştan bir hataydı.
—Oysa ilaçların işe yaraması gerekirdi..
—Güven bana doktor, hiçbir şey o canavarı bayıltamaz.
—O halde zehirleyemez de…
—Müdahale edelim.
—Hayır, kesinlikle müdahale etmeyin.
—Ama komutanım…
—Sizi de kaybetme riskini göze alamam. Hemen gidiyoruz buradan. Neyse ki kadınla meşgulken bizim kokumuza dikkat etmedi. Bu görev en baştan bir hataydı.
—Oysa ilaçların işe yaraması gerekirdi..
—Güven bana doktor, hiçbir şey o canavarı bayıltamaz.
—O halde zehirleyemez de…
—Söylemişlerdi ama onlara inanmadım. Benim karışımım onun
üzerinde işe yaramalıydı. En güçlü ve en yeni teknoloji bu.
—Ama demek ki oranı yeterli değil. Bir hap yetmedi; bilemezdin… Ve şimdi kimse ses yapmasın ve gaz çıkarmasın. Ona yakalanmayı göze alamayız.
* * * * * *
—Ama beni öldürmen gerekmez.
—Hem görev üstündesin hem de benden para koparmaya çalıştın öyle mi?(X)
—Sence vücudum çok para etmez mi yani?
—Peki benim vücudum, lânet olası??!!(X)
—Tamam sakin ol, sadece şüphelenme diye öyle hemen kucağına atlamadım. Plan böyleydi. Planı ben planlamam.
—Birde sanki benden üstünmüşsün gibi benim paramı istiyorsun!(X)
—Lütfen beni öldürme.
—Merak etme seni öldürmeyeceğim çünkü seni önce sikeceğim ve sonra da yiyeceğim.(X)
—Yaa, hayır!!
—İşte iki metreden daha bile uzun bir kurtadamı kızdırırsan böyle olur.(X)
—Yapma, o şey çok büyük.
X cinsel organını kadınınkinin içine sokuyordu. Kadın ağlıyordu. Karnındaki 4 parmak deliği pek umrunda değildi. Sinirli ve dev bir yaratık tarafından sikiliyor olmak korkunçtu. Kocaman dişler vardı. Çok keskin ve pis bakıyordu. Bir katilin gözleri ve bir kızın son sözleri “Ben kadııınnnnnııııııııııımm!!”
—Sakin dur bee, rahat dur.(X)
—Hayır, lütfen beni yeme..
—Ağlama, ağlamasana(X)
—Ağlayacağım işte, canımı yakıyorsun!
—Bundan zevk alman gerek.(X)
—Nesinden zevk alayım, kocaman çünkü
—Eskiden daha da büyüktü; bu yine küçültülmüş hâli.(X)
—Daha önce tanışmış olmadığımıza sevindim. Ne diyim yani?! Keser misin şunu
—Tamam sakinleş, bak buldum taktiği…(X)
—Ama demek ki oranı yeterli değil. Bir hap yetmedi; bilemezdin… Ve şimdi kimse ses yapmasın ve gaz çıkarmasın. Ona yakalanmayı göze alamayız.
* * * * * *
—Ama beni öldürmen gerekmez.
—Hem görev üstündesin hem de benden para koparmaya çalıştın öyle mi?(X)
—Sence vücudum çok para etmez mi yani?
—Peki benim vücudum, lânet olası??!!(X)
—Tamam sakin ol, sadece şüphelenme diye öyle hemen kucağına atlamadım. Plan böyleydi. Planı ben planlamam.
—Birde sanki benden üstünmüşsün gibi benim paramı istiyorsun!(X)
—Lütfen beni öldürme.
—Merak etme seni öldürmeyeceğim çünkü seni önce sikeceğim ve sonra da yiyeceğim.(X)
—Yaa, hayır!!
—İşte iki metreden daha bile uzun bir kurtadamı kızdırırsan böyle olur.(X)
—Yapma, o şey çok büyük.
X cinsel organını kadınınkinin içine sokuyordu. Kadın ağlıyordu. Karnındaki 4 parmak deliği pek umrunda değildi. Sinirli ve dev bir yaratık tarafından sikiliyor olmak korkunçtu. Kocaman dişler vardı. Çok keskin ve pis bakıyordu. Bir katilin gözleri ve bir kızın son sözleri “Ben kadııınnnnnııııııııııımm!!”
—Sakin dur bee, rahat dur.(X)
—Hayır, lütfen beni yeme..
—Ağlama, ağlamasana(X)
—Ağlayacağım işte, canımı yakıyorsun!
—Bundan zevk alman gerek.(X)
—Nesinden zevk alayım, kocaman çünkü
—Eskiden daha da büyüktü; bu yine küçültülmüş hâli.(X)
—Daha önce tanışmış olmadığımıza sevindim. Ne diyim yani?! Keser misin şunu
—Tamam sakinleş, bak buldum taktiği…(X)
—Ovv, ovvv
—Hıh, işte böyle(X)
—Iaah, ımm
—Neyse işte, bak ne güzel.(X)
—Hıh, işte böyle(X)
—Iaah, ımm
—Neyse işte, bak ne güzel.(X)
—Tamam iyisin.
Kadın genişleyip kayganlaştığında nihayet bu işkenceden zevk alıyordu. Ama X yine de onu vahşice sikip amını ve götünü kan içinde bıraktı ve daha sonra da onu yedi. Kadından geriye sadece kan kalmıştı. Kanı da yalardı ama etraf çamurlu olmuştu ve pisti. X canı ne yapmak isterse onu yapardı. Ve kadın X ona eziyet ettikçe X'e bağırmaya, hakaret etmeye, onu aşağılamaya, küfretmeye ve ne kadar ikiyüzlü olduğunu sergileyerek aslında gerçekte ne kadar iğrenç bir yaratık olduğunu gösterdi. Kadın aslında hiç iyi, hiç iyilik sever, hiç dost canlısı değildi. Sadece X'e kendini acındırarak yaşamayı ummuştu. Ama önce X'e anal seks yapmaması için yalvardı ve sonra ağzına gelen her şeyi söyledi. Kadının belki de hayatının en dürüst ağnı(okunduğu gibi yazılır, faso fiso………) o ağzına gelen bütün küfürleri büyük bir içtenlikle saydığı andı. Ama X onu sadece canı istediği için yedi. Kadın canlı canlı yenerek öldü. Memesinden ve belinden kopan parça… Daha sonra attığı güçlü çığlıklar ve boynuna giren dişler.. Boyundan fışkıran kan… Kızın kan kaybıyla bayılması ve öldüğünün farkına varamaması…… İşte bunlar oldu. Detaylı bir şekilde de anlatabilirdim ama size hangi duyguyu yaşatmak istediğime karar veremedim… Zaten ben ne bok yemeye böyle iğrenç ve hastalıklı şeyler yazıyorsam…… Herneyse;
Kurtadamlar maceralarına devam ediyorlardı. Micheal biraz eğlenmenin iyi olacağını düşündü. Mastermind, Micheal'ın zihnini okudu. Kalktılar.
Kadın genişleyip kayganlaştığında nihayet bu işkenceden zevk alıyordu. Ama X yine de onu vahşice sikip amını ve götünü kan içinde bıraktı ve daha sonra da onu yedi. Kadından geriye sadece kan kalmıştı. Kanı da yalardı ama etraf çamurlu olmuştu ve pisti. X canı ne yapmak isterse onu yapardı. Ve kadın X ona eziyet ettikçe X'e bağırmaya, hakaret etmeye, onu aşağılamaya, küfretmeye ve ne kadar ikiyüzlü olduğunu sergileyerek aslında gerçekte ne kadar iğrenç bir yaratık olduğunu gösterdi. Kadın aslında hiç iyi, hiç iyilik sever, hiç dost canlısı değildi. Sadece X'e kendini acındırarak yaşamayı ummuştu. Ama önce X'e anal seks yapmaması için yalvardı ve sonra ağzına gelen her şeyi söyledi. Kadının belki de hayatının en dürüst ağnı(okunduğu gibi yazılır, faso fiso………) o ağzına gelen bütün küfürleri büyük bir içtenlikle saydığı andı. Ama X onu sadece canı istediği için yedi. Kadın canlı canlı yenerek öldü. Memesinden ve belinden kopan parça… Daha sonra attığı güçlü çığlıklar ve boynuna giren dişler.. Boyundan fışkıran kan… Kızın kan kaybıyla bayılması ve öldüğünün farkına varamaması…… İşte bunlar oldu. Detaylı bir şekilde de anlatabilirdim ama size hangi duyguyu yaşatmak istediğime karar veremedim… Zaten ben ne bok yemeye böyle iğrenç ve hastalıklı şeyler yazıyorsam…… Herneyse;
Kurtadamlar maceralarına devam ediyorlardı. Micheal biraz eğlenmenin iyi olacağını düşündü. Mastermind, Micheal'ın zihnini okudu. Kalktılar.
—Neden kalktınız beyler?(Sohan)
—Gelin gidiyoruz…(Micheal)
* * *
—Gelin gidiyoruz…(Micheal)
* * *
—Onu gözüne kestirdin mi?(Mastermind)
—Evet, adamımız bu.(Micheal)
—Hadi saldıralım.(Sinzang)
Kadının etrafını sardılar. Yavaşça ve sessizce ağaçların arkasından dolanıyorlardı. Kadın bir şey gördüğünü fark etti. Ağacın arkasına bir şey saklanmıştı. Ağacın arkasına bir şeyin kaçtığını göz ucuyla görmüştü. Gidip bakacak mıydı? Bunu yapacak kadar cesur muydu? Hemen arkasını dönüp koşmaya başladı ama Sohan'a çarptı. Başı ağrıyordu.
—Evet, adamımız bu.(Micheal)
—Hadi saldıralım.(Sinzang)
Kadının etrafını sardılar. Yavaşça ve sessizce ağaçların arkasından dolanıyorlardı. Kadın bir şey gördüğünü fark etti. Ağacın arkasına bir şey saklanmıştı. Ağacın arkasına bir şeyin kaçtığını göz ucuyla görmüştü. Gidip bakacak mıydı? Bunu yapacak kadar cesur muydu? Hemen arkasını dönüp koşmaya başladı ama Sohan'a çarptı. Başı ağrıyordu.
—Hehehe..(Micheal)
—İyi iş.(Mastermind)
—İyi iş.(Mastermind)
—Hadi yapalım.(Sinzang)
Ağaçların arkasından çıkıp kadının etrafını sarmışlardı. Kadın sadece çocuğunu parka götürmüştü. Ama park çok sessiz ve ıssızdı. Çocuk seslendi “Ne oluyor anne?”. Küçük çocuğu hafifçe itip yere oturttular.
—Çocuğa bir şey yapmayacaksınız değil mi?(Kadın)
—Boş ver. Gözlerimin içine bak. (Micheal)
Ağaçların arkasından çıkıp kadının etrafını sarmışlardı. Kadın sadece çocuğunu parka götürmüştü. Ama park çok sessiz ve ıssızdı. Çocuk seslendi “Ne oluyor anne?”. Küçük çocuğu hafifçe itip yere oturttular.
—Çocuğa bir şey yapmayacaksınız değil mi?(Kadın)
—Boş ver. Gözlerimin içine bak. (Micheal)
—Tavuk takliti yap.(Mastermind)
—Aha, tamamen transda!(Sohan)
—Aha, tamamen transda!(Sohan)
Micheal kadının onu çok sevmesini, ona çok güvenmesini,
ona çok âşık olmasını sağlamıştı. Çünkü Micheal sadece hissederek insanların
duygularını değiştirebilirdi. Mastermind ise kadının beynini uyuşturarak onun
her şeyi bir rüya gibi hissetmesini sağlamıştı. Kadın şu anda düşünemiyordu.
Duyduğu ve gördüğü şeyleri de anlamıyordu. Kafasında tamamen hiçbir düşünce
yoktu. Bu nedenle ona dendiği gibi bir tavuk gibi kollarını çırpmaya ve garip
bir şekilde yürümeye başlamıştı. Kafasını da sallıyordu ileri geri… Çocuk
korktu. Annesine ne olmuştu? Onu aptallaştırmışlar mıydı? Tıpkı beyinsiz
çocuklar gibi hareket ediyordu. Anaokulunda o çocuklardan görmüştü. O çocuklar
konuşamazdı.
—Anne!(Çocuk)
—Şimdi olmaz hayatım.(Kadın)
—Çocuğa tepki veriyor.(Micheal)
—Temel içgüdülerinden dolayı. Bu annelik içgüdüsü. Kadın ne olursa olsun çocuğu koruyacaktır. Hiçbir anne hipnoz altındayken kendi çocuğunu öldüremez.(Mastermind)
—Bunlardan bize ne?(Sohan)
—Çocuğu susturun yoksa annesini ayıltacak.(Mastermind)
—Anne!(Çocuk)
—Şimdi olmaz hayatım.(Kadın)
—Çocuğa tepki veriyor.(Micheal)
—Temel içgüdülerinden dolayı. Bu annelik içgüdüsü. Kadın ne olursa olsun çocuğu koruyacaktır. Hiçbir anne hipnoz altındayken kendi çocuğunu öldüremez.(Mastermind)
—Bunlardan bize ne?(Sohan)
—Çocuğu susturun yoksa annesini ayıltacak.(Mastermind)
Sinzang gidip çocuğu bağladı. Bunu yaparken kadının
görmemesine dikkat etti. Çünkü kadın Sinzang'ı çocuğu bağlarken görürse kendine
gelip çocuğu kurtarmaya çalışabilirdi.
—Kıyafetlerini çıkar.(Mastermind)
—Hay hay, peki, efendim…(Kadın)
Kadın yavaşça üstündeki kıyafeti çıkardı. Daha sonra sütyenini çıkardı. Mastermind onu havaya kaldırıp memelerini ısırmaya başladı. Kadından çeşitli sesler çıktı. Canı acıyordu. Çünkü Mastermind iki dişinin arasına sıkıştırdığı meme uçlarını çekiştirmeden durmuyordu. Daha sonra kadını yere yatırdı. Memelerini, ağzının içini, bacaklarını yaladılar. Sonra da kadını tamamen soydular. Önden ve arkadan aynı anda sikmeye başladılar. Kadın kendini çok iyi hissediyordu. Aynı anda 3 kişi tarafından yalanıyordu kadın. Arkadaki kadının omuzunu ve ensesini dişlerinin arasına almıştı. Bir kişi kadının ağzının içine dilini sokmuştu. Diğeri de bir şeyler yapıyordu. Önden sikmekte olan ise yalamamayı tercih etmişti. Sırayla kadını çeşitli pozisyonlarda siktiler. Çocuk bir daha hiç unutamayacağı şeyler görmüştü. Daha önce hiç karşılaşmadığı bu durum onun utanmasına yol açtı çünkü daha önce hiç annesini öyle görmemişti. Ve bir daha asla o olanlarla ilgili konuşmadı. Onun hafızasını kaybettiğini, bilinçaltına attığını düşünüler; oysa o sadece hiç yaşamamış gibi davranıyordu çünkü böyle bir durumda ne yapılır bilmiyordu. Yanlış bir şey yaparsa annesi ve babası onu tekrar dövebilirdi.
—Nasıldı çocuklar?(Mastermind)
—Kadına ne olacak?(Sinzang)
—Muhtemelen yaşadıklarını bir rüya gibi hatırlayacak.(Mastermind)
—Psikolojisi de fazla bozulmaz, alt tarafı siktik. Hem zevk alıyordu ve istiyordu.. Her ne kadar hipnotize etmiş olsak da…(Micheal)
—Bu yine de tecavüz sayılır. O şekilde beni götümden sikseniz ben de aynı tepkileri verirdim, ki zaten kadını götünden de siktik. Çok korkunçsunuz gerçekten. Hipnozunuz çok etkileyici…(Sinzang)
—Tamam Sinzan, kes.(Sohan)
—Bana Sinzan diye hitap etme!(Sinzang)
—Hakediyon.. Ettiğin lafa bak. İt ossuruğu gibi laf.(Sohan)
—Kıyafetlerini çıkar.(Mastermind)
—Hay hay, peki, efendim…(Kadın)
Kadın yavaşça üstündeki kıyafeti çıkardı. Daha sonra sütyenini çıkardı. Mastermind onu havaya kaldırıp memelerini ısırmaya başladı. Kadından çeşitli sesler çıktı. Canı acıyordu. Çünkü Mastermind iki dişinin arasına sıkıştırdığı meme uçlarını çekiştirmeden durmuyordu. Daha sonra kadını yere yatırdı. Memelerini, ağzının içini, bacaklarını yaladılar. Sonra da kadını tamamen soydular. Önden ve arkadan aynı anda sikmeye başladılar. Kadın kendini çok iyi hissediyordu. Aynı anda 3 kişi tarafından yalanıyordu kadın. Arkadaki kadının omuzunu ve ensesini dişlerinin arasına almıştı. Bir kişi kadının ağzının içine dilini sokmuştu. Diğeri de bir şeyler yapıyordu. Önden sikmekte olan ise yalamamayı tercih etmişti. Sırayla kadını çeşitli pozisyonlarda siktiler. Çocuk bir daha hiç unutamayacağı şeyler görmüştü. Daha önce hiç karşılaşmadığı bu durum onun utanmasına yol açtı çünkü daha önce hiç annesini öyle görmemişti. Ve bir daha asla o olanlarla ilgili konuşmadı. Onun hafızasını kaybettiğini, bilinçaltına attığını düşünüler; oysa o sadece hiç yaşamamış gibi davranıyordu çünkü böyle bir durumda ne yapılır bilmiyordu. Yanlış bir şey yaparsa annesi ve babası onu tekrar dövebilirdi.
—Nasıldı çocuklar?(Mastermind)
—Kadına ne olacak?(Sinzang)
—Muhtemelen yaşadıklarını bir rüya gibi hatırlayacak.(Mastermind)
—Psikolojisi de fazla bozulmaz, alt tarafı siktik. Hem zevk alıyordu ve istiyordu.. Her ne kadar hipnotize etmiş olsak da…(Micheal)
—Bu yine de tecavüz sayılır. O şekilde beni götümden sikseniz ben de aynı tepkileri verirdim, ki zaten kadını götünden de siktik. Çok korkunçsunuz gerçekten. Hipnozunuz çok etkileyici…(Sinzang)
—Tamam Sinzan, kes.(Sohan)
—Bana Sinzan diye hitap etme!(Sinzang)
—Hakediyon.. Ettiğin lafa bak. İt ossuruğu gibi laf.(Sohan)
Şimdi X'e geri döneceğim……
İnsanları öldürmek… Yanlış gibi değil mi? İnsanlar
kedileri, köpekleri öldürmüyorlar mı? Birbirlerini öldürmüyorlar mı? Birkaç
zengin insan daha da zengin olmak için insanların salaklığından faydalanarak
onlara cennet inancını ve vatanseverliği ve ırkçılığı ve din ayrımcılığını
aşılayıp onları savaşa göndermiyor mu? Koyunları, öküzleri, horozları seri
üretim çiftliklerinde bir nesneymiş gibi öldürüp paketlemiyorlar mı? Siz bir
tavuk üretim tesisinin ne kadar boktan olduğunu bilir misiniz? Ve ben şimdi
birkaç insanı canlı canlı yedim diye katil oldum öyle mi? Siz insanlar da bazı
hayvanları canlı canlı yemiyor musunuz bazen? Hem koyunun boğazını kesseniz onu
diri diri yemediğiniz için size teşekkür mü ediyor? O kızı yemeden önce
boğazını mı kesmeliydim? Boğazını kesseydim katil olmayacak mıydım? Yani bu
yaptıklarım çok mu vahşice? Size hiç aslanlardan bahsetmiş miydim, veya
pumalardan? Hayvanların birbirlerine tecavüz ettiklerini biliyor muydunuz?
Hatta bilimadamlarının bir keresinde bir penguene tecavüz etmeye çalışan bir fok
balığını kameraya almayı başardığını?? Oysa aslında fok balıkları penguenleri
yerler. Yani kendi yediği şeyi sikmeye çalışan bir canlıdan bahsediyoruz.
Ayrıca grupsex yapan, analsex yapan, eşcinsel ilişkisi olan hayvanlar da
vardır. Hatta yavru kedilerin annelerinin cinsel organını yaladığını
görebilirsiniz. Bütün bunlar doğada sapkınlığın, sapıklığın, vahşetin bolca
olduğunu gösteriyor. Özellikle köpekbalıkları kana susamış hayvanlardır ve
kanın kokusunu inanılmaz uzaktan hissedebilirler. İçlerine çektikleri suyun
içinde tek bir kan hücresi bile olsa bunun farkına varırlar. Ve gidip o kanın
kaynağını bulurlar.
Yani sapıklık ve kana susamışlık kabul edilebilir bir şeydir. Özellikle de insanlardan daha üstün ve daha vahşi ve oldukça yırtıcı bir ırk olan mavi kurtlar için insanları öldürmek çok normal bir şeydir. Biz insanların açıkçası onlar için bir koyundan farkı yok. Ve işte X haklıydı. Aptal, cahil, çelimsiz, lezzetli insanların öldürülmesi için hiçbir sakınca yoktu. Ve Micheal da haklıydı; insanlara tecavüz etmek normal bir şeydi çünkü mavi kurtların kültüründe daima güçlü olan güçsüz olana tecavüz ederdi. Zaten tecavüz yanlış bir şey değildir. Yanlış olan tecavüze karşı çıkmaktır. Eğer birisi size âşıksa ve sevişmeye, sevilmeye ihtiyacı varsa onunla sevişmelisiniz. Eğer bir kişiden nefret eder ve onu hiç sevmezseniz o insan nefretle dolar. Ve bu biriken nefret zayıf insanları açgözlü, acımasız insanlara dönüştürür. Gerçi bazen bir insanı şımartırsanız da orospu çocuğunun teki olur çıkar. O yüzden en iyisi uğraşmayın, sadece bencil ve açgözlü bir insan görürseniz onu öldürün ama bazen bencil ve açgözlü olan sizsinizdir; kendinizin kendinizi kandırmasına izin vermeyin ve gerekirse kendinizi de öldürün ve yeniden doğun.
Günümüzde insanlar paraya tapmaya başlamıştır. Ve ateistler Allah'ın var olmadığından, müslümanlar ölümden sonra cennetin olup olmadığından şüphe etmektedirler. Asıl gerçek şu ki: biz insanlar hiçbir boku bilemeyiz. Bizim bildiklerimiz sadece bizim gördüğümüz ve duyduğumuzdan ibarettir. Yani ne Kuran'da yazanların doğruluğunu bilebiliriz ne de tanrının nasıl birisi olduğunu ve ne yapmak istediğini. Aslında evren yaratılmış olmak zorundadır fakat kim tarafından ve nasıl? Ve bir yaratıcı olsa bile o bile yaratılmış olmak zorundadır çünkü zamanın bir başı ve sonu vardır. Yani olaylar gerçekleşmeden önce başka olaylar gerçekleşir. Bu önce ve sonra kavramı bizi sonsuz bir yaratılmış olması gerek döngüsüne iter. Bu döngü şöyle ilerler: evrenden önce tanrı vardı, peki tanrıdan önce ne vardı? Peki tanrıdan önce varolan şeyden önce ne vardı? Her şey nasıl oldu da oldu? Peki asıl mesele şu: ortada 5 milyar yaşından bile daha büyük bir tanrı var, peki 5 milyar yaşındaki bir tanrı ne yapar, ne yapmak ister, ne düşünür, o tam olarak nedir? Kısacası dini falan hiç düşünmeyin, sadece doğru olanı yapın ve ölümden sonra ki yaşama inanıp da zalimleri, kötüleri, yalancıları, zenginleri cezasız bırakmayın. Ölümden sonra hayat yoksa, burada yaptıkları her şey kendilerine kâr kalacaktır. Şunu unutmayın ki bu dünyada insanlar hep ikiye ayrıldı: babası zengin olanlar ve babası fakir olanlar. Birisi köyde doğar, diyeri New York'ta… Eşitlik var mı? Hah, eşitlik ne zaman var olmuş? Zenginler yönetir, fakirler ise itaat edip ve inanıp köle gibi çalışır.
Ve şimdi sizinle daha fazla tartışmadan hikâyeye devam ediyoruz çünkü ben kiminle ne konuda tartışırsam tartışayım hep kazanırım.
Shok ve Lav yine sevişiyorlardı. Micheal onları buraya çağırmıştı. Evin terasında sevişmenin keyfini çıkartıyorlardı. Açık havada sikişmek gibisi yoktu. Sonra Sohan ile Sinzang geldi:
—Lan, hop, ne yapıyorsunuz lan burada.(Sohan)
Sohan çocuklara saldırdı. Onlar son anda saldırıdan kaçabildiler. Azıcık daha geç kalsalardı çarpılıyorlardı. Hemen ayağa kalktılar. Birisi onlara birden bire saldırıyorsa bu ölümüne bir savaş demekti. Sohan tekrar onlara doğru fırladı. Lav kaçtı ve Shok elektrikten bir kalkan oluşturdu. Kalkan dağıldı fakat Sohan'a elektrik çarpmıştı. Lav, Shok'u kurtarmalıydı. O da hemen aşağıdan bir Magma Punch savurdu. Sohan yere düştü. Shok elektrikle saldırdı. Sohan yerden kalkamadı. Lav onun üstüne başka bir Magma Punch ile atlıyordu. Sonra hareket etmekte zorlanan Sohan patladı ve çatı çöktü. Bir anda evinde iki tane çıplak mavi kurt gören ev halkı çoktan evi boşaltmıştı. Zaten tepelerindeki gürültüler pek hayra alâmet değildi. Sohan onlara tekrar alevli bir saldırıyla saldırdı. İkisi de alevlerin içine gömülmüştü. Lav, Sohan'ı tutup havaya kaldırdı. Sohan ona bir tane vurdu, Lav felç geçirip yere düştü. Sonra da Shok'u tutup aşağıya fırlattı. Sonra Lavı tutup yere uçurdu. Sonra o da aşağıya atladı.
—Ben sizi ibne olun diyemi yetiştirdim lan!(Sohan)
—Sen bizim babamız mıydın?(Lav)
Yani sapıklık ve kana susamışlık kabul edilebilir bir şeydir. Özellikle de insanlardan daha üstün ve daha vahşi ve oldukça yırtıcı bir ırk olan mavi kurtlar için insanları öldürmek çok normal bir şeydir. Biz insanların açıkçası onlar için bir koyundan farkı yok. Ve işte X haklıydı. Aptal, cahil, çelimsiz, lezzetli insanların öldürülmesi için hiçbir sakınca yoktu. Ve Micheal da haklıydı; insanlara tecavüz etmek normal bir şeydi çünkü mavi kurtların kültüründe daima güçlü olan güçsüz olana tecavüz ederdi. Zaten tecavüz yanlış bir şey değildir. Yanlış olan tecavüze karşı çıkmaktır. Eğer birisi size âşıksa ve sevişmeye, sevilmeye ihtiyacı varsa onunla sevişmelisiniz. Eğer bir kişiden nefret eder ve onu hiç sevmezseniz o insan nefretle dolar. Ve bu biriken nefret zayıf insanları açgözlü, acımasız insanlara dönüştürür. Gerçi bazen bir insanı şımartırsanız da orospu çocuğunun teki olur çıkar. O yüzden en iyisi uğraşmayın, sadece bencil ve açgözlü bir insan görürseniz onu öldürün ama bazen bencil ve açgözlü olan sizsinizdir; kendinizin kendinizi kandırmasına izin vermeyin ve gerekirse kendinizi de öldürün ve yeniden doğun.
Günümüzde insanlar paraya tapmaya başlamıştır. Ve ateistler Allah'ın var olmadığından, müslümanlar ölümden sonra cennetin olup olmadığından şüphe etmektedirler. Asıl gerçek şu ki: biz insanlar hiçbir boku bilemeyiz. Bizim bildiklerimiz sadece bizim gördüğümüz ve duyduğumuzdan ibarettir. Yani ne Kuran'da yazanların doğruluğunu bilebiliriz ne de tanrının nasıl birisi olduğunu ve ne yapmak istediğini. Aslında evren yaratılmış olmak zorundadır fakat kim tarafından ve nasıl? Ve bir yaratıcı olsa bile o bile yaratılmış olmak zorundadır çünkü zamanın bir başı ve sonu vardır. Yani olaylar gerçekleşmeden önce başka olaylar gerçekleşir. Bu önce ve sonra kavramı bizi sonsuz bir yaratılmış olması gerek döngüsüne iter. Bu döngü şöyle ilerler: evrenden önce tanrı vardı, peki tanrıdan önce ne vardı? Peki tanrıdan önce varolan şeyden önce ne vardı? Her şey nasıl oldu da oldu? Peki asıl mesele şu: ortada 5 milyar yaşından bile daha büyük bir tanrı var, peki 5 milyar yaşındaki bir tanrı ne yapar, ne yapmak ister, ne düşünür, o tam olarak nedir? Kısacası dini falan hiç düşünmeyin, sadece doğru olanı yapın ve ölümden sonra ki yaşama inanıp da zalimleri, kötüleri, yalancıları, zenginleri cezasız bırakmayın. Ölümden sonra hayat yoksa, burada yaptıkları her şey kendilerine kâr kalacaktır. Şunu unutmayın ki bu dünyada insanlar hep ikiye ayrıldı: babası zengin olanlar ve babası fakir olanlar. Birisi köyde doğar, diyeri New York'ta… Eşitlik var mı? Hah, eşitlik ne zaman var olmuş? Zenginler yönetir, fakirler ise itaat edip ve inanıp köle gibi çalışır.
Ve şimdi sizinle daha fazla tartışmadan hikâyeye devam ediyoruz çünkü ben kiminle ne konuda tartışırsam tartışayım hep kazanırım.
Shok ve Lav yine sevişiyorlardı. Micheal onları buraya çağırmıştı. Evin terasında sevişmenin keyfini çıkartıyorlardı. Açık havada sikişmek gibisi yoktu. Sonra Sohan ile Sinzang geldi:
—Lan, hop, ne yapıyorsunuz lan burada.(Sohan)
Sohan çocuklara saldırdı. Onlar son anda saldırıdan kaçabildiler. Azıcık daha geç kalsalardı çarpılıyorlardı. Hemen ayağa kalktılar. Birisi onlara birden bire saldırıyorsa bu ölümüne bir savaş demekti. Sohan tekrar onlara doğru fırladı. Lav kaçtı ve Shok elektrikten bir kalkan oluşturdu. Kalkan dağıldı fakat Sohan'a elektrik çarpmıştı. Lav, Shok'u kurtarmalıydı. O da hemen aşağıdan bir Magma Punch savurdu. Sohan yere düştü. Shok elektrikle saldırdı. Sohan yerden kalkamadı. Lav onun üstüne başka bir Magma Punch ile atlıyordu. Sonra hareket etmekte zorlanan Sohan patladı ve çatı çöktü. Bir anda evinde iki tane çıplak mavi kurt gören ev halkı çoktan evi boşaltmıştı. Zaten tepelerindeki gürültüler pek hayra alâmet değildi. Sohan onlara tekrar alevli bir saldırıyla saldırdı. İkisi de alevlerin içine gömülmüştü. Lav, Sohan'ı tutup havaya kaldırdı. Sohan ona bir tane vurdu, Lav felç geçirip yere düştü. Sonra da Shok'u tutup aşağıya fırlattı. Sonra Lavı tutup yere uçurdu. Sonra o da aşağıya atladı.
—Ben sizi ibne olun diyemi yetiştirdim lan!(Sohan)
—Sen bizim babamız mıydın?(Lav)
—Ulan madem kardeş olduğunuzu biliyordun neden yaptın
lan?(Sohan)
—Çünkü kardeş olmamayı umduk.(Shok)
Shok elektrikleşip çok yüksek bir hızla Sohan'a çarptı. Bütün bunlar olurken Micheal onları izliyordu. Ne kadar çok dövüşürlerse o kadar güçlenirlerdi. Ve babalarıyla dövüşmek, yapmaları gereken bir şeydi. Sohan ayağa kalkmadan bir Magma Punch omzuna çarptı ve onu tekrar fırlattı.
—Çünkü kardeş olmamayı umduk.(Shok)
Shok elektrikleşip çok yüksek bir hızla Sohan'a çarptı. Bütün bunlar olurken Micheal onları izliyordu. Ne kadar çok dövüşürlerse o kadar güçlenirlerdi. Ve babalarıyla dövüşmek, yapmaları gereken bir şeydi. Sohan ayağa kalkmadan bir Magma Punch omzuna çarptı ve onu tekrar fırlattı.
—İbneysek ne olmuş?(Lav)
—Döveriz lan seni!(Shok)
Sinzang dövüşe müdahale etmek istedi. Micheal onu tuttu “dur, karışma”. “Bu aile içi bir mesele” dedi. Sohan ayağa fırladı. -Fire Bomb- diye kükredi. Ve eliyle onlara biçimsiz bir ateş topu fırlattı. Bu garip plazma asfalta çarpıp patladı. Shok ve Lav kaçmalarına rağmen birkaç metre fırlamışlardı. Sırtları yanıyordu. -Walking Fire- Bu seferde 2 metre yüksekliğinde bir alev yerde ilerleyerek önüne atlayan Lav'ı içine aldı. Lav baygınlaştı. Shok çok sinirlendi. Etrafı farklı renkte görmeye başladı. Uzakta bir şey ilgisini çekti. Havaya fırlarcasına uçarak elektrik tellerine çakıldı. Kabloları tutarak devreyi tamamladı. Shok'un o beyazımsı, pamuksu renginin yerini artık sarı çizgiler almıştı. Lacivert çizgileri ise artık yoktu. Sonra beyaz çizgiler oluşmaya başladı. Sonra da gidip Sohan'a çakıldı. Ama Sohan onu yakalamıştı. Sohan onu fırlattığında uçup geri döndü. Sohan ona yumruk attığında kolunu tutup ona elektrik gönderdi. Sohan'ın arkasına ışınlanıp bir elektrik dalgasıyla onu ileri sürükledi. Gittikçe hızlanan Sohan bir binaya çarptı. Sohan rakibinin uçmasına sinirlenmişti. Sohan hep yerden saldırırdı ve uçamazdı. Sonra Sohan -Run Explode- tekniğini kullandı. Bir şey yeri kırarak hızla Shok'a gitti ve onun önündeyken patlayarak Shok'u geriye ve havaya doğru fırlattı. Shok bu büyük darbeyi almışken Sohan koştu ve ona -Flaming Spin Punch- ile saldırdı. Sohan kendi etrafında dönerek havaya fırlamış ve havada savrulmakta olan Shok'un kalça kemiğine şiddetli bir şekilde vurmuştu. Daha sonra Shok iyice havalandı ve gökyüzünden elektrik plazmaları yağdırmaya başladı. Sohan ona uzanamıyordu. Plazmalardan kaçtı. Yeri eriterek yerin altına girdi. Shok sakinleşmişti. Yerde çok büyük bir patlama oldu ve patlamayla beraber Sohan gökyüzüne bir top mermisi gibi fırlayıp yumruğunu Shok'a geçirdi ama yumruğu başka bir patlamaya daha sebep olmuştu ve şimdi Shok döne döne aşağıya düşüyordu.
—Döveriz lan seni!(Shok)
Sinzang dövüşe müdahale etmek istedi. Micheal onu tuttu “dur, karışma”. “Bu aile içi bir mesele” dedi. Sohan ayağa fırladı. -Fire Bomb- diye kükredi. Ve eliyle onlara biçimsiz bir ateş topu fırlattı. Bu garip plazma asfalta çarpıp patladı. Shok ve Lav kaçmalarına rağmen birkaç metre fırlamışlardı. Sırtları yanıyordu. -Walking Fire- Bu seferde 2 metre yüksekliğinde bir alev yerde ilerleyerek önüne atlayan Lav'ı içine aldı. Lav baygınlaştı. Shok çok sinirlendi. Etrafı farklı renkte görmeye başladı. Uzakta bir şey ilgisini çekti. Havaya fırlarcasına uçarak elektrik tellerine çakıldı. Kabloları tutarak devreyi tamamladı. Shok'un o beyazımsı, pamuksu renginin yerini artık sarı çizgiler almıştı. Lacivert çizgileri ise artık yoktu. Sonra beyaz çizgiler oluşmaya başladı. Sonra da gidip Sohan'a çakıldı. Ama Sohan onu yakalamıştı. Sohan onu fırlattığında uçup geri döndü. Sohan ona yumruk attığında kolunu tutup ona elektrik gönderdi. Sohan'ın arkasına ışınlanıp bir elektrik dalgasıyla onu ileri sürükledi. Gittikçe hızlanan Sohan bir binaya çarptı. Sohan rakibinin uçmasına sinirlenmişti. Sohan hep yerden saldırırdı ve uçamazdı. Sonra Sohan -Run Explode- tekniğini kullandı. Bir şey yeri kırarak hızla Shok'a gitti ve onun önündeyken patlayarak Shok'u geriye ve havaya doğru fırlattı. Shok bu büyük darbeyi almışken Sohan koştu ve ona -Flaming Spin Punch- ile saldırdı. Sohan kendi etrafında dönerek havaya fırlamış ve havada savrulmakta olan Shok'un kalça kemiğine şiddetli bir şekilde vurmuştu. Daha sonra Shok iyice havalandı ve gökyüzünden elektrik plazmaları yağdırmaya başladı. Sohan ona uzanamıyordu. Plazmalardan kaçtı. Yeri eriterek yerin altına girdi. Shok sakinleşmişti. Yerde çok büyük bir patlama oldu ve patlamayla beraber Sohan gökyüzüne bir top mermisi gibi fırlayıp yumruğunu Shok'a geçirdi ama yumruğu başka bir patlamaya daha sebep olmuştu ve şimdi Shok döne döne aşağıya düşüyordu.
Micheal saldırmaya hazırlanmış olan Sohan'ın yanına
gitti. “Yeter artık Sohan!” dedi. Sohan “Karışma sen.” dedi. Ve Shok'a doğru
fırladı. Micheal onun önüne çıkıp yumruğu emdi. Daha sonra -Soul Magnet-
yeteneğiyle onun vücudunu kendi vücuduna sürttürerek onun bedeninden ruhsal
enerji çekti. Ondan sonra onu ruhsal manyetik güçleriyle iterek -SuperSonic
SoulSpin- tekniğiyle kendi etrafında çok hızlı bir şekilde dönerek onun
kaburgasına çok sert bir yumruk çaktı ve Sohan ufukta kayboldu.
—Hani müdahale etmeyecektik?(Sinzang)
—Sus..(Micheal)
—Hani müdahale etmeyecektik?(Sinzang)
—Sus..(Micheal)
Shok elektrik hatlarından elektrik emerek yeni bir güç
seviyesine ulaşmıştı. Tanrısal formuna ulaşmasına çok az kalmıştı. Ve Shok ilk
defa uçmuştu. Lav o saldırıdan Shok'u koruyup alevin coşarak onu yakması ve
kendini eritip yokolmasıyla bayılmıştı. Aslında yorulup uyumuş da olabilir.
Sohan, Micheal'a saygı duymayı öğrenmeliydi. Ve Sinzang malın tekiydi… Shok
yere düştü ve uyudu. Eski beyazımsı mavi ve lacivert kaplan çizgili hâline
döndü. Bu bölüm de burada bitti.
—Çocuklarımın ibne olmasına izin veremezsin!(Sohan)
—Dedeyle torun arasına girilmez, git buradan.(Micheal)
—Öyle değil o, o laf öyle değil.. Çocuklarımın hayatına
karışmaya hakkın yok.(Sohan)
—Peki sen neden onları öldürmeye çalışıyorsun acaba? Sen
hiç Zenne'yi izlemedin mi?(Micheal)
—Ben gay filmi izlemem.(Sohan)
—Demek ki bu sebepten ötürü böyle cahilsin. Sınırları
olan insanlar ve yeteri kadar soru sormayan veya merak hissetmeyen insanlar
cahildir. Ve yeteri kadar merağa sahip olmadığın sürece hep cahil kalacaksın.
Şimdi git ve biraz düşün, biraz merak et, biraz araştır, biraz öğren.(Micheal)
—Neyi öğreneceğim, ibnelerin nasıl sikiştiğini mi?(Sohan)
—Neden ibne olduklarını…(Micheal)
—Şeytana tapıyorlar, işte o yüzden ibne oluyorlar.(Sohan)
—Biz ateistler hiçbir sikime tapmayız, sadece canımız ne yapmak isterse onu yaparız.(Micheal)
—Yani şimdi senin canın anneni sikmek istese gidip sikecek misin?(Sohan)
—Annem kabul ederse neden olmasın..(Micheal)
—Allah seni ıslah etsin.(Sohan)
—Ya tabi, söyleyecek bir şey bulamayınca “Allah seni ıslah etsin” de kaç. Ne oldu işte, beni haksız veya yanlış çıkartamadın. Bir cevap veremedin.(Micheal)
—Lan kâfir, kâfirliği mi savunuyorsun?(Sohan)
—Ben doğru olan neyse onu savunurum.(Micheal)
—Anneni sikmek mi doğru? Şimdi ben gidip senin anneni, benim babannemi siksem doğru mu olur?(Sohan)
—Doğru mu, yanlış mı ona sikişenler karar verir. Eğer ben annemle sikişiyorsam sana laf düşmez. Shok ve Lav da birbirlerini sikiyorsa bu beni ilgilendiren bir şey değil.(Micheal)
—Ama herkes “Senin torunun ibne” diyecek.(Sohan)
—Eeee?(Micheal)
—Bu utançla nasıl yaşayacaksın?(Sohan)
—Bunda utanacak bir şey yok ki. Benim torunumun ibne olması ne zamandan beri senin sorunun oldu, bu benim sorunum bile değil derim.(Micheal)
—O da ibneler bizim mahallemiz de barınamaz der.(Sohan)
—Bu ülkenin vatandaşı olan herkes bu mahallede barınabilir, etrafta yasalara aykırı bir durum yok derim.(Micheal)
—Ama geleneklerimize aykırı der.(Sohan)
—Sizin geleneklerinizi benimsemek, asimile olmak, sizin gibi olmak, sizden birisi olmak istemiyorum derim.(Micheal)
—İstemiyorsan terk et bu ülkeyi der.(Sohan)
—Ben de o zaman demin sana çaktığım gibi yumruğu bir korum, o da gökyüzünde kaybolur.(Micheal)
—Meseleyi konuşarak çözemeyince hemen vuruyorsun değil mi?(Sohan)
—Bir meseleyi konuşarak çözemezsen kuvvetle, serserilikle çözersin. Herkes önce konuşur, sonra dövüşür. Hadi şimdi siktir git buradan. Keşke seni hiç yapmasaydım, hayırsız evlat. Ben senden kaç yüz yaş büyüğüm lan, benimle mi tartışıyorsun sen? Ne biliyorsun ki ne konuşuyorsun?(Micheal)
—Sus be.(Sohan)
Bir patlama oldu ve Sohan kayboldu. Sonunda göt olduğunu kabullenmişti. Ama şuna emindi; ibne bir oğlu olmasındansa kendi oğlunun katili olması daha hayırlıydı. Oysa İslam'a göre eşcinselleri öldürmeye hakkımız yoktur. Eskiden onları sürgün ederlerdi. Ve o eşcinsel insanlar başkentten, büyükşehirlerden uzakta yaşarlardı. Batakhanelerde, köylerde, küçük şehirciklerde... Sonuçta Allah birisinin ölmesini istese kendisi öldürür. İslam'da ancak katiller öldürülebilir. Ve ayrıca bence İslam dini saçmadır. Neden İslam'a inanmadığımı ve Kuran'ın nerelerinin mantıksız olduğunu anlatan başka bir kitap yazacağım.
—Neden ibne olduklarını…(Micheal)
—Şeytana tapıyorlar, işte o yüzden ibne oluyorlar.(Sohan)
—Biz ateistler hiçbir sikime tapmayız, sadece canımız ne yapmak isterse onu yaparız.(Micheal)
—Yani şimdi senin canın anneni sikmek istese gidip sikecek misin?(Sohan)
—Annem kabul ederse neden olmasın..(Micheal)
—Allah seni ıslah etsin.(Sohan)
—Ya tabi, söyleyecek bir şey bulamayınca “Allah seni ıslah etsin” de kaç. Ne oldu işte, beni haksız veya yanlış çıkartamadın. Bir cevap veremedin.(Micheal)
—Lan kâfir, kâfirliği mi savunuyorsun?(Sohan)
—Ben doğru olan neyse onu savunurum.(Micheal)
—Anneni sikmek mi doğru? Şimdi ben gidip senin anneni, benim babannemi siksem doğru mu olur?(Sohan)
—Doğru mu, yanlış mı ona sikişenler karar verir. Eğer ben annemle sikişiyorsam sana laf düşmez. Shok ve Lav da birbirlerini sikiyorsa bu beni ilgilendiren bir şey değil.(Micheal)
—Ama herkes “Senin torunun ibne” diyecek.(Sohan)
—Eeee?(Micheal)
—Bu utançla nasıl yaşayacaksın?(Sohan)
—Bunda utanacak bir şey yok ki. Benim torunumun ibne olması ne zamandan beri senin sorunun oldu, bu benim sorunum bile değil derim.(Micheal)
—O da ibneler bizim mahallemiz de barınamaz der.(Sohan)
—Bu ülkenin vatandaşı olan herkes bu mahallede barınabilir, etrafta yasalara aykırı bir durum yok derim.(Micheal)
—Ama geleneklerimize aykırı der.(Sohan)
—Sizin geleneklerinizi benimsemek, asimile olmak, sizin gibi olmak, sizden birisi olmak istemiyorum derim.(Micheal)
—İstemiyorsan terk et bu ülkeyi der.(Sohan)
—Ben de o zaman demin sana çaktığım gibi yumruğu bir korum, o da gökyüzünde kaybolur.(Micheal)
—Meseleyi konuşarak çözemeyince hemen vuruyorsun değil mi?(Sohan)
—Bir meseleyi konuşarak çözemezsen kuvvetle, serserilikle çözersin. Herkes önce konuşur, sonra dövüşür. Hadi şimdi siktir git buradan. Keşke seni hiç yapmasaydım, hayırsız evlat. Ben senden kaç yüz yaş büyüğüm lan, benimle mi tartışıyorsun sen? Ne biliyorsun ki ne konuşuyorsun?(Micheal)
—Sus be.(Sohan)
Bir patlama oldu ve Sohan kayboldu. Sonunda göt olduğunu kabullenmişti. Ama şuna emindi; ibne bir oğlu olmasındansa kendi oğlunun katili olması daha hayırlıydı. Oysa İslam'a göre eşcinselleri öldürmeye hakkımız yoktur. Eskiden onları sürgün ederlerdi. Ve o eşcinsel insanlar başkentten, büyükşehirlerden uzakta yaşarlardı. Batakhanelerde, köylerde, küçük şehirciklerde... Sonuçta Allah birisinin ölmesini istese kendisi öldürür. İslam'da ancak katiller öldürülebilir. Ve ayrıca bence İslam dini saçmadır. Neden İslam'a inanmadığımı ve Kuran'ın nerelerinin mantıksız olduğunu anlatan başka bir kitap yazacağım.
Sohan, Mastermind'in güçlerine katılmıştı. Öte yandan
Micheal, Sohan'ın kardeşi Sinzang'a sahipti. Sinzang ağbisinin geri kafalı
olduğunu düşünüyordu. Mastermind'e göre ise, Micheal'la kapışmış olan herkes
onun dostuydu. Shok, Lav, Ejder de Micheal'ın takımındaydı. BlueBall ve
Orion'un ise hâlâ bir takımı yoktu. Mastermind; Rocket, Cyber, Harshand isimli
robotlara ve Sohan'a sahipti. İnsanlar ise artık kurtlardan bıkmıştı ve onları
yok etmenin yollarını arıyorlardı.
* * *
“Kurtlar toplanıyor. Onlar daha fazla bir araya gelmeden
yalnız dolaşan kurtları öldür.”
* * *
Emir basitti. Urbanüs için yeni bir gün başlıyordu.
Uçarak yaklaştı. Kurt onu fark etmişti; ağaca zıpladı. Robot
sadece gülümsedi. Gülümseyebilen robot, hmm hoş… Ağaçtaki kurtun üstüne atıldı.
Ardından ışık ve elektrik kurda çarptı. Kurt baygınlaştı. Daha da bayıltıcı ve
yorgunlaştırıcı bir ışık kurdu yere düşürdü. O zaten zor ayağa kalkmıştı.
BlueBall artık Urbanüs'ün ellerindeydi. Şimdi geriye onu merkeze götürmek kalıyordu.
BlueBall artık Urbanüs'ün ellerindeydi. Şimdi geriye onu merkeze götürmek kalıyordu.
* * *
—Selam Orion.
—Sen de kimsin?(Orion)
Urbanüs kanatlarını açtı ve etrafa nur saçtı.
—Benim ben, başmelek Urbanüs. Hatırlamadın mı?
—Sen de kimsin?(Orion)
Urbanüs kanatlarını açtı ve etrafa nur saçtı.
—Benim ben, başmelek Urbanüs. Hatırlamadın mı?
—…(Orion)
—Durumlar karışık, al iç şunu.
Orion kadehi aldı ve içindekini tüketti. Boşalan kadehle
beraber aklı boşaldı. Şimdi Urbanüs'ün baygın olan kurdu merkeze götürmesi
gerekiyordu.
* * *
—Diğerleri ne olacak?(Urbanüs)
—Biz hallederiz, senin görevin bitti. Tek başına onlarla yüzleşmeye çalışma sakın.
—Biz hallederiz, senin görevin bitti. Tek başına onlarla yüzleşmeye çalışma sakın.
* * *
Urbanüs mavi kurtları tuzağa düşürerek yakalıyordu, peki
o kimdi ve kimin için çalışıyordu? Mavi kurtların geri kalanı da BlueBall ve
Orion gibi yakalanacak mıydı?
* * *
Her neyse, bölüm burada bitti ama biraz kısa ve saçma ve
hızlı oldu gibi…
Urbanüs, Orion'a yalan söylemişti ve Orion ona inanmıştı.
Çünkü Urbanüs bir melekti. Ve İslam'a göre melekler nurdan yaratılmıştı. Nur
iyi bir şey olduğu için melekler kötü olmamalıydı. Bu sebeple Orion meleklere
hep güvenir ve onları kutsal sayardı.
Öte yandan Urbanüs ayrıca bir robottu. Ve robotlar çok dayanıklı, çok ağır, çok sert, çok yorucu rakiplerdi. Dolayısıyla oldukça kibar ve narin bir dövüşçü olan BlueBall'ın kolayca Urbanüs'e yenilmesi gerekirdi. Sonuçta Urbanüs'ün çok hızlı çakılma yeteneği vardı. Bazen sadece roketlerini ateşleyip rakibine hızla çarpardı. Tanklarında, uzay mekiklerinde kullanılan yakıtlardan bulundurması da bu saldırıyı daha sarsıcı yapıyordu. Ayrıca işte ışık, elektrik falan hep Urbanüs'ün elementleriydi yani saldırırken kullandığı materyallerdi.
Öte yandan Urbanüs ayrıca bir robottu. Ve robotlar çok dayanıklı, çok ağır, çok sert, çok yorucu rakiplerdi. Dolayısıyla oldukça kibar ve narin bir dövüşçü olan BlueBall'ın kolayca Urbanüs'e yenilmesi gerekirdi. Sonuçta Urbanüs'ün çok hızlı çakılma yeteneği vardı. Bazen sadece roketlerini ateşleyip rakibine hızla çarpardı. Tanklarında, uzay mekiklerinde kullanılan yakıtlardan bulundurması da bu saldırıyı daha sarsıcı yapıyordu. Ayrıca işte ışık, elektrik falan hep Urbanüs'ün elementleriydi yani saldırırken kullandığı materyallerdi.
Sonra Sohan, Lav'ın babasıydı ve dolayısıyla Lav'ı
yenebilirdi. Sinzang, Sohan'ın ağbisiydi ama ateşe zayıf olduğundan kardeşinden
çekinirdi. Sinzang uçabilirdi ama Sohan uçamazdı, hatta koşamazdı bile. Sohan
sadece patlama oluşturarak kendisini fırlatırdı. Ayrıca rakiplerine
dokunabilirse onlar için de çok tehlikeli olabilirdi. Sonuçta dokunduğu her
şeyi patlatabilirdi. Lav ise dokunduğu her şeyi yakabilirdi. Shok gelecek
bölümlerde elektriğe dönüşmeyi ve ışık hızında hareket etmeyi öğrenecek.
Sonuçta bunlar daha ilk bölümler. Henüz karakterlerin gizemli ve anlaşılmaz
olması normal. Ama Ejder, Orion, BlueBall, Micheal gibi eski karakterler artık
ortaya çıktı. Gelecekte diğer karakterler de bütün sırlarından arınacaktır. Ve
ileride daha detaylı, daha önemli, daha ciddi, daha heyacanlı savaşlar olacak.
O zamana dek hoşçakalın :P
XDXDXD XD iyice trolledim. Her neyse,
XDXDXD XD iyice trolledim. Her neyse,
Mavi Kurt Ruhu 3[Kitap]
Her şey çok önceydi. Her şey yıllar önceydi…
Yüce
rabbim korusun seni
Müslüman
Çeçenistanım
Gönlü
kırık çocuk gibi masumsun
Boynunu
büküp öyle bakma bana
Hep
parlaması için yıldızının
Canım
feda olsun Çeçenistanım
La ilahe
illallah
Korusun
seni yüce rabbim
La ilahe
illallah
Müslüman
Çeçenistanım benim
Kurşun
yiyip toprağa düşen Çeçenistanım
Şehadete
yürüyen çocuklarının yerine ben öleyim
Ali Dimaev'e saygı duyuyoruz
Bölüm 0 Uzay Savaşı
Kısa boylu bir deri bir kemik kalmış çirkin yaratıklar küre şeklindeki 125m çapı olan bir gemiden iniyorlardı. Bu bir uzay gemisiydi. Uzayın bir tarafından uzayın bir tarafına gelmişlerdi. Değişen hiçbir şey yoktu. Bu gezegenin de sonu aynı olacaktı.
Kısa boylu bir deri bir kemik kalmış çirkin yaratıklar küre şeklindeki 125m çapı olan bir gemiden iniyorlardı. Bu bir uzay gemisiydi. Uzayın bir tarafından uzayın bir tarafına gelmişlerdi. Değişen hiçbir şey yoktu. Bu gezegenin de sonu aynı olacaktı.
Roket küçümseyerek “Baksana su silahları var” dedi. O hep küçükmserdi
çünkü o büyüktü. “Onlar asit silahı” dedi Cyber. “Ne fark eder, sonuçta benim
silahlarımla baş edemezler” dedi Roket. “Onları küçümsemeyin, kalabalıklar”
dedi Micheal. Evet, inanılmaz kalabalıklardı. Gezegenlerinde besin ve hammadde
kalmadığından saldırıyorlardı. Bizdeyse morötesi lazerler, radyoaktif bombalar,
nükleer roketler, elektrik ve ateş silahları vardı.
Biz savaştık. Roketler yağdı tepelerine, ruhları emildi, bedenleri
çürüyüp gitti, yıldırımlar ve bıçaklar ve radyoaktif toplar onları mahvetti
lâkin bitmiyorlardı.
Piyonlar işe yaramayınca(ki gerçekten bir işe yaramadılar yaralanan bile olmadı) orta güçlü birliklerini yolladılar ama bunlar da zayıftı. 170–200cm boyunda biraz kaslı vücut yapılı ve çarpan lazer silahlı şeylerdi bunlar. “Çarpan lazer de nedir?” dedi Genom. Micheal “X in x ışını gibi bir şey yani adamı yumruk yemiş gibi yapar. Gerçekten teknolojiden hiç haberin yok” dedi. Genom bu lafın altında kalmamalıydı “Hıh teknolojide neymiş, benim bedenim bütün silahlardan güçlü.” Micheal “Tabi canım öyledir. O yüzden mi en çok sen ölümden döndün?”
Yanlarında 4 köşeli 4 yüzlü 6 kenarlı her yüzü eş kenar üçgen olan
uçan altın renkli cisimler de geldi orta güçlü birliklerin. Ne güzel cisimler.
En güzel renge ve şekle sahipler. Başka hiçbir şekil bu kadar güzel olamaz.
Yüzlerindeki gözlerden sarı ışınlar atıyorlardı. Genom vuruldu. “Tanrım ne
güzel bir duygu ne zamandır yanmamıştım” dedi. Micheal “Bak ilk sen vuruldun.”
Genom “Büyütme bee, dikkatsiz yakalandım.” Mastermind “Türkçeyi
doğru kullansak mı Genom’cuk. Dikkatsiz yakalandım da ne demekmiş? Bir anlam
burukluğu olmadı mı sence?” Michael savaşçılara döndü. “Dikkatli
olun ilk darbeyi aldık!!!” “Ahh, abartmayın bee” dedi Genom
Sonra 4 tane üçgen garip bir manevra yapmaya başladı ve her biri birer köşesini vererek başka bir üçgen oluşturdu. Köşelerinden küre şeklinde toplar eksilmişti üçgenlerin ama başka toplar bu topların yerini aldı. 4 üçgenin katkısıyla oluşmuş yeni üçgenin kenarları elektrikten oluşuyordu. Elektrik akımı üçgenin köşelerinden diğer köşelerine akıyordu. Her köşeden 3tane akım çıkıp diğer 3 köşeye gidiyordu. Üçgen sadece köşe ve kenarlardan ibaretti. Bu üçgen yeşil ejderi yakalayıp içine hapsetti. Ejderha elektrik saldırısını kullandı ve üçgenin iyice güçlendiğini gördü. Üçgenin onu hapseden duvarları renksiz (görünmezdi). [Biz bir cisme dokunduğumuzda aslında o cisme dokunmayız, o cismin atomlarının oluşturduğu elektro manyetik alana dokunuruz. İşte bu üçgenin duvarları da elektrik akımının oluşturduğu manyetik alandan oluşuyordu.] Sonra çırpınıp köşeler arasındaki mesafeyi açtı ve akım zayıfladı. Köşeleri oluşturan 20cm çapındaki toplar yere düştü.
X i de bu üçgenlerden biri yakaladı. X x ışınıyla elektro manyetik alanı deldi ama kaçacakken alan geri oluştu ve elektrik çarpıp onu içeri fırlattı. O da sadece bir köşeye boynuz elektriğiyle saldırdı köşenin yanıp düşmesine sebep oldu. O içi kapalı 3 boyutlu üçgen piramit şekli yok olmuştu. Geriye sıradan 2 boyutlu bir eş kenar üçgen kaldı. Oda X i hapsedemezdi. Yani tehlikesizdi. Üçgen ortasına X i alıp giderek artan bir hızla dönmeye başladı. Hızlandıkça küçülen üçgen sonra patladı. X ikiye bölünmek üzereydi ve öldü. Yani iki boyutlu şekiller de tehlikeli olabiliyormuş.
Sohan ve Sinzang ise coşmuş bir şekilde şov yapıyorlardı. Sohan uçamamasına rağmen uzaylıları ateş çukurlarında yakarak katliam yaptı. Gökyüzüne meteorlar fırlattı. Sanki gezegenin içi dışına çıkmıştı. Sinzang gemileri patlatarak uzaylılara daha büyük zararlar veriyordu. Bazıları kendinden büyük olan, hem çarpan hem yakan pembe ışın toplarıyla gökyüzüne hüküm etti.
Birde Knıghts vardı. 25m’lik 3 gemi indirdiler. 125’liğe saldırdılar. Ama gemiye ilk dokunduklarında çok güçlü bir şok yediler. [1milyon volt filandı bu.] İlk dokunan yanıp aşağı düştü çoktan ölmüştü. Diğerleri sersemledi. Büyük geminin daha iyi silahları olduğunu tahmin edip dikkatli saldırmalıydılar. 2 tanesi diğerleriyle geri çekilmeye çalıştı. Ama geminin iç kabuğu dış kabuğundan bağımsız hareket edip gizlice onlara nişan almıştı bile. Bir anda geminin dış kabuğu geminin iç kabuğunun yarısını çıplak bırakacak şekilde açıldı ve iç kabuktaki 25m çapı olan delik 25m çapı olan bir lazer attı. Knıghts ve birkaç kişi hemen o anda kül oldu.
4 tane daha 125lik bir tanede 625lik gemi ve birçok ufak gemi geldi. Sonuç olarak biz kaybettik. 3 tane 125lik gemiyi nükleer roketlerle patlattık. 1 tane de Sinzang patlattı. Ama sadece KOZMİK EJDER kurtuldu.
Sonra 4 tane üçgen garip bir manevra yapmaya başladı ve her biri birer köşesini vererek başka bir üçgen oluşturdu. Köşelerinden küre şeklinde toplar eksilmişti üçgenlerin ama başka toplar bu topların yerini aldı. 4 üçgenin katkısıyla oluşmuş yeni üçgenin kenarları elektrikten oluşuyordu. Elektrik akımı üçgenin köşelerinden diğer köşelerine akıyordu. Her köşeden 3tane akım çıkıp diğer 3 köşeye gidiyordu. Üçgen sadece köşe ve kenarlardan ibaretti. Bu üçgen yeşil ejderi yakalayıp içine hapsetti. Ejderha elektrik saldırısını kullandı ve üçgenin iyice güçlendiğini gördü. Üçgenin onu hapseden duvarları renksiz (görünmezdi). [Biz bir cisme dokunduğumuzda aslında o cisme dokunmayız, o cismin atomlarının oluşturduğu elektro manyetik alana dokunuruz. İşte bu üçgenin duvarları da elektrik akımının oluşturduğu manyetik alandan oluşuyordu.] Sonra çırpınıp köşeler arasındaki mesafeyi açtı ve akım zayıfladı. Köşeleri oluşturan 20cm çapındaki toplar yere düştü.
X i de bu üçgenlerden biri yakaladı. X x ışınıyla elektro manyetik alanı deldi ama kaçacakken alan geri oluştu ve elektrik çarpıp onu içeri fırlattı. O da sadece bir köşeye boynuz elektriğiyle saldırdı köşenin yanıp düşmesine sebep oldu. O içi kapalı 3 boyutlu üçgen piramit şekli yok olmuştu. Geriye sıradan 2 boyutlu bir eş kenar üçgen kaldı. Oda X i hapsedemezdi. Yani tehlikesizdi. Üçgen ortasına X i alıp giderek artan bir hızla dönmeye başladı. Hızlandıkça küçülen üçgen sonra patladı. X ikiye bölünmek üzereydi ve öldü. Yani iki boyutlu şekiller de tehlikeli olabiliyormuş.
Sohan ve Sinzang ise coşmuş bir şekilde şov yapıyorlardı. Sohan uçamamasına rağmen uzaylıları ateş çukurlarında yakarak katliam yaptı. Gökyüzüne meteorlar fırlattı. Sanki gezegenin içi dışına çıkmıştı. Sinzang gemileri patlatarak uzaylılara daha büyük zararlar veriyordu. Bazıları kendinden büyük olan, hem çarpan hem yakan pembe ışın toplarıyla gökyüzüne hüküm etti.
Birde Knıghts vardı. 25m’lik 3 gemi indirdiler. 125’liğe saldırdılar. Ama gemiye ilk dokunduklarında çok güçlü bir şok yediler. [1milyon volt filandı bu.] İlk dokunan yanıp aşağı düştü çoktan ölmüştü. Diğerleri sersemledi. Büyük geminin daha iyi silahları olduğunu tahmin edip dikkatli saldırmalıydılar. 2 tanesi diğerleriyle geri çekilmeye çalıştı. Ama geminin iç kabuğu dış kabuğundan bağımsız hareket edip gizlice onlara nişan almıştı bile. Bir anda geminin dış kabuğu geminin iç kabuğunun yarısını çıplak bırakacak şekilde açıldı ve iç kabuktaki 25m çapı olan delik 25m çapı olan bir lazer attı. Knıghts ve birkaç kişi hemen o anda kül oldu.
4 tane daha 125lik bir tanede 625lik gemi ve birçok ufak gemi geldi. Sonuç olarak biz kaybettik. 3 tane 125lik gemiyi nükleer roketlerle patlattık. 1 tane de Sinzang patlattı. Ama sadece KOZMİK EJDER kurtuldu.
Bu, bu hikâyenin kaçıncı başlangıcı? Şiir yazmak kolay da
beste yapıp albüm çıkarmak mı zordu? Yazarlar yüz binlerce defa o tuşlara
basıyorlardı. Yıllar önce yazdıklarım beni utandırıyordu ama utandırmamalıydı,
onlar da bu hikâyenin birer parçasıydı. Ben ne anlatabilirim “Bizim memleketten
ibne çıkmaz” diyerek adam bıçaklayanlara, oğlunu vuranlara?? İnsan kendi oğlunu
vuruyor ben de bu mallarla aynı ülkede yaşıyorum işte. Hayır işte, bizim
ülkemizden böyle adam çıkmaz. Terk etmeliyim bu ülkeyi. Ben her şeyi sevdim de
sizin hayvanlıklarınızı sevemedim bir türlü. İnsanın vatan haini olası geliyor,
ibne olup “ben ibneyim” diye bağırası geliyor inan siz böyle ettikçe. Adalet ve
Kalkınma partisinin ismi çok komik. Bildiğin AK parti işte, nurcular mı neler?
Ilımlı İslama ne oldu kardeş? İslamın ılığı iktidara gelene kadar mıydı?
Finlandiya başbakanı kendisi gibi lezbiyen bir kadınla evlenirken, Afrika'yı
siken fransızlar devlet bütçesiyle kadınlara yönelik porno çekerken biz çok
eşliliği mi tartışıyorduk aileden sorumlu bakanın desteğiyle mecliste.
Hakimlerin iş yükü çok olduğu için tecavüze uğrayan kadını zorla evlendirmek mi
istedik ona tecavüz edenle: kadına şiddet artması, herkesin karısına tecavüz
etmesi için?
İşçiler daha da ucuza çalışsın diye “üç çocuk yapın”
diyen de bizim zıpır başbakan değil miydi? Sanırım Tayip her şeyi katil yeğeni
için yapıyor. Herkes hatırlar, devlet opera sanatçısı olan bir bayanı arabayla
çığlık attırarak öldürmüştü bu adam. Bu onun ilk vukuatı da değil, hemde hiç
değil ama adamı takip etmiyorum, AKP'li yalaka vekiller daha iyi bilirler her
şeyi ve zaten oldukça kalabalıklar. Tüm vekiller yalakadır. Ve tüm başbakanlar
yetkilerini kötüye kullanır. Aslında bir bakayım; ıhım, evet evet tüm memurlar
ve hatta dünyadaki tüm insanlar yetkilerini kötüye kullanıyorlar. Bakın benim
Tayip'le bir sorunum yok. Ben herkese küfrederim, hakaret ederim, iftira
atarım; yalan söylemek de hobim benim…
Ben de yetkilerimi kötüye kullanıyorum yazarken. Elimdeki
gücü çok bencilce kullanıyorum. Hiç iyi kalpli bir insan değilmişim gibi
görünüyorum oradan, biliyorum. Ailemi üzüyorum en başta…
Belki AKP'nin amacı çok kadınla evliliği ve tecavüz
edilen kadınla evliliği getirerek sevgili yeğenlerinin suç işlemesine yardım
etmektir.
Bakın Tayip bey bu kitabı okumaz bile. O beyinsiz,
yozlaşmış, sabit görüşlü kölelerinden bu kitabı okumalarını ister ve işte
kitabı okuyan avukatlar falan da burada Tayip beye hakaret var falan der
toplatır kitabı. Tazminat davası da açarlar. Ayrıca beni tenhada kıstırırlarsa
faili meçhul cinayetlere de kurban gidebilirim. Ya bir şeyi yaparken iyi mi
yapıyorum, kötü mü yapıyorum diye düşünün lan! Asgari ücreti arttırmayan,
kiraları yükselten, yalan söyleyen ben miyim onlar mı? Gerçeklerden bahsedince
de kellemiz gidiyor. Hayatım boyunca bir tek insanı üzmedim ama üzülen hep
benim, üzülen hep benim.
Gözaltında kaybolan insanlar var. İnsanlar neden
gözaltında kaybolur? Ben çok mu kibarım ne? “Ajan mısın lan? Türkiye'yi mi
bölüceğniz? Ulan seni parça parça edip Belgrat'ın çeşitli yerlerine
gömmezmiyiz? Tâbi yaktıktan sonra…” Olayın özeti bu. Travestiyi dövüp tecavüz
eden polis, vatan hainliği yapanları veya müslüman olmadığı için otomatikmen
vatan haini sayılan insanları işkence yaparak öldürüp kaybediyor. Birisi vatan
hainiyse onun neden vatan haini olduğu ifşa edilmiyor anlamıyorum. Gizli gizli
ölçüsü kaçmış gitmiş işkenceler yaparak mı öldürmek lazım bu insanları? Vatan
hainleri zaten genelde çifte vatandaştır ve Türk karması melez bir ırktır, yani
bunları sınır dışı edebiliriz. Türk vatandaşlığından da atabiliriz. Ya bu
ülkedeki herkes mi salak? Belki masum insanlar gözaltında kaybolup öldürülüyor.
Sonuçta Kürtçe şarkı söyleyenleri öldüren polislerimiz de var. Birde nerede
uzun saçlı erkek görse kimlik soran polis var. Benim saçlarım uzunken adımı
ezberlemişlerdi lan polisler.
Ben bunları niye yazıyorum? Çünkü gizlenen gerçekleri
ortaya çıkararak halkı aydınlatmak bir yazarın en önemli görevidir. Ben bunu
yapmayacaksam benim var olmamın ne anlamı var? AKP heykelleri beğenmeyip
yıktırmış bir hükümettir. Bir sanat eserini nasıl “bu ucube bu” diyerek
beğenmediğin için yıktırabilirsin? Adam heykeli beğenmedi ve yıktırdı ya?!!
Anlaşılan Tayip beyin de kafası benimki gibi güzel. Tayip diye hitap edersen bu
adama, dava açıyorlar. Hemde tazminat davası(İmlâ hatasının farkındayım, piç
olduğum için düzeltmeyeceğim). Adam fakir tabi, arsa istimlak edip oralara
apartman diken de benim babamdı zaten; ne yapsın fakir, açacak tazminat davası
tabi. Hem Tayip denen adam bir beydir. Elbette ona bey diyeceğiz. Bu adamın
ortaçağda yaşadığı aşikârdır. Kurduğu cümlelere bakarsanız adam sizden bir 70
yıl geriden geliyor. Bendense 150 yıl falan geride bu adam. Bu nedenle ben bu
adamla anlaşamam. Ey insanlar, önce insan olun; adam olmasanız da olur!1!
Bu yazdıklarım bu ülkenin meseleleri, elbette yazmalıyım
ve sen elbette okumalısın. Şimdi hikâyeye geri dönüyorum.
Mavi Kurtların
Geçmişi
Mavi kurtların gezegeni olan yunois SAM'liler tarafından işgal edildi. Pek çok kurt öldürüldü. Öldürülemeyenler zayıflatıldıktan sonra Dünya'ya fırlatıldı. Bunlardan biri Mastermind'di(biri ile birisi arasındaki farkı günlerce tartışmak isterdim). Mastermind diğer kurtları toplarsa yunois'i geri alabileceğini düşünüyordu. Duygu yoğunluğundan kaynaklanan göz yaşlarıyla vakit kaybetmeden çalışmaya başladı. O duygulardan nefret ederdi. Duygular zayıflıktı. En son 8 yaşındayken ağlamıştı. Ve şimdi lânetler yağdırarak ağlarken şu 4 kelimeyi tekrarlıyordu, "İntikam. Ben onlardan zekiyim." Mavi kurtlar belli bir aşamadan sonra yok edilemez oluyorlardı. Onlar zayıflatılıp Dünya'ya atılanlardı. Zayıflatılmak ruhlarından bir parçayı söküp alıyordu. Onların ruhu iyileşebilirdi ama ruhları parçalandığında hafızalarını da kaybediyorlardı. İleriki bölümlerde ölümsüz bir mavi kurdun ölümsüzlüğünü daha iyi anlatacağım, şimdi gizemli kalması daha iyi.
Mavi kurtların gezegeni olan yunois SAM'liler tarafından işgal edildi. Pek çok kurt öldürüldü. Öldürülemeyenler zayıflatıldıktan sonra Dünya'ya fırlatıldı. Bunlardan biri Mastermind'di(biri ile birisi arasındaki farkı günlerce tartışmak isterdim). Mastermind diğer kurtları toplarsa yunois'i geri alabileceğini düşünüyordu. Duygu yoğunluğundan kaynaklanan göz yaşlarıyla vakit kaybetmeden çalışmaya başladı. O duygulardan nefret ederdi. Duygular zayıflıktı. En son 8 yaşındayken ağlamıştı. Ve şimdi lânetler yağdırarak ağlarken şu 4 kelimeyi tekrarlıyordu, "İntikam. Ben onlardan zekiyim." Mavi kurtlar belli bir aşamadan sonra yok edilemez oluyorlardı. Onlar zayıflatılıp Dünya'ya atılanlardı. Zayıflatılmak ruhlarından bir parçayı söküp alıyordu. Onların ruhu iyileşebilirdi ama ruhları parçalandığında hafızalarını da kaybediyorlardı. İleriki bölümlerde ölümsüz bir mavi kurdun ölümsüzlüğünü daha iyi anlatacağım, şimdi gizemli kalması daha iyi.
Mavi kurtların Dünya'da bulunması zayıf insanlara çok
zarar veriyor ve Dünya'daki güç dengesini mahvediyordu. Mastermind'in yunois'e
geri dönmek istemesinin bir nedeni de buydu. Şimdi hafızasını kaybetmiş ve
belki de kendisinden daha güçlü olan mavi kurtları bir araya getirmeye
çabalayacak ve muhtemelen başarısız olacaktı.
Shok'un ilk günü
Shok genç ve deneyimsiz bir savaşçıydı ama SAM'liler tarafından öldürülemeyecek kadar güçlüydü. Onu da baygın bir şekilde Dünya'ya bıraktılar. Zayıflatma işlemi sırasında hafızasını ve ruhunun büyük bir bölümünü kaybetti. Belki de kişiliği değişmişti ama o bunu bile hatırlamıyordu.
Shok genç ve deneyimsiz bir savaşçıydı ama SAM'liler tarafından öldürülemeyecek kadar güçlüydü. Onu da baygın bir şekilde Dünya'ya bıraktılar. Zayıflatma işlemi sırasında hafızasını ve ruhunun büyük bir bölümünü kaybetti. Belki de kişiliği değişmişti ama o bunu bile hatırlamıyordu.
Ayıldığında bir binanın tepesindeydi ve 14 yaşlarında
yeşil kısa saçlı esmer bir kız onu izliyordu. Ayağa kalktı. O ayağa kalkarken
kız biraz ürktü çünkü Shok 220 cm boyundaydı ve çok kaslı bir yapıya sahipti.
Kızın endişeli bakışları kurtadamın hafif gülümseyişi ile son buldu. Bir süre
birbirlerini süzdüler. İkisi de böyle bir yaratığı ilk kez görüyordu.
Ve çekinmeden başladılar konuşmaya.
"İlginç, adımdan başka bir şey hatırlamıyorum." dedi Shok düşünceli bir ifade ile.
"İlginç, adımdan başka bir şey hatırlamıyorum." dedi Shok düşünceli bir ifade ile.
Kız gülümseyerek cevap verdi, "Hafızanı kaybettiğini
de hatırlıyorsun."
Shok bu sefer sadece bakışlarıyla değil ağzıyla da
gülüyordu. O gülünce kız da güldü. Kızın bu kadar sakin ve zeki olması
ilginçti. Shok bu güzel ve şirin kızdan hoşlanmıştı.
"Peki o zaman, bana buraya nasıl geldiğimi anlatır
mısın?" dedi Shok. Burası ona evi gibi his ettirmiyordu. Kız gökyüzünde
bir ışığın belirdiğini ve onun o ışığın içinden düştüğünü anlattı.
Shok bunun bir portal olabileceğini düşündü.
"Anlıyorum. . ." dedi kenarda küçük saksılarda duran bitkilere
bakarken. "Biraz da kendinden bahset." dedi Shok. Kız ona bu binada
oturduğunu söyledi sadece. Sonra kız gitti ve Shok yeniden uyudu. İki
yabancının korkusuzca konuşması… Ancak iki kişi de dürüstse bu olur. Normal
insanlar konuşurken çok düşünürler çünkü bilirler ki karşılarındaki hem
dostları hemde rakipleridir. İşte iyi insan olmakla mal insan olmak arasındaki
fark budur. İyi insanlar gerçektir ve arkadaşlarıyla mutlu olur. Mal insanlar
ise diğer insanları ezerek, onlarla alay ederek mutlu olurlar.
Hava karardığında kızın uzaklaştığını hissedip uyandı Shok. Nereye gittiğini merak ediyordu, ne de olsa o onun bu gezegendeki tek dostuydu. Uykulu uykulu takip etti onu. Keskin duyuları ve tırmanma yeteneği bu takibi çok kolaylaştırdı. Daha sonra o küçük kız gibi kokan yaratıklar fırladı pek çok yerden. Bir çeteye benziyorlardı. Burası çok garip bir gezegendi. Her yerde binalar vardı ama gökyüzü azıcık kararınca binalara aldırmadan her yer çetelerle dolmuştu.
Yaratıklardan biri küçük kızı yaraladı. Shok hemen dövüşün ortasına atıldı. "Neler oluyor?!" diye sordu aceleyle yeşil saçlı kıza.
Hava karardığında kızın uzaklaştığını hissedip uyandı Shok. Nereye gittiğini merak ediyordu, ne de olsa o onun bu gezegendeki tek dostuydu. Uykulu uykulu takip etti onu. Keskin duyuları ve tırmanma yeteneği bu takibi çok kolaylaştırdı. Daha sonra o küçük kız gibi kokan yaratıklar fırladı pek çok yerden. Bir çeteye benziyorlardı. Burası çok garip bir gezegendi. Her yerde binalar vardı ama gökyüzü azıcık kararınca binalara aldırmadan her yer çetelerle dolmuştu.
Yaratıklardan biri küçük kızı yaraladı. Shok hemen dövüşün ortasına atıldı. "Neler oluyor?!" diye sordu aceleyle yeşil saçlı kıza.
Küçük kız, "Sonra anlatırım." dedi. Shok sayısı
iki elinin parmaklarını geçmeyen yaratıkların hepsine aynı anda elektrik akımı
vererek birkaç saniyede öldürdü. Yeşil saçlı esmer kız saldırıdan korkup geriye
atlamıştı. Shok bunlara hiç bir anlam veremiyordu.
Öfkeyle kıza bağırdı, "Burada neler oluyor?"
Kız öncekinden daha çok ürküyordu şimdi. "Sana benzeyen
diğer varlıklardan farklı kokuyorsun, o serseriler de farklı kokuyordu. Cevap
versene!!" dedi Shok giderek artan merakından kaynaklanan öfkesiyle.
"Sadece beni burada istemediler tamam mı!" dedi
kız ağlayarak uzaklaşırken.
Shok onu merakla takip etti. Kız koşarken arkasına
bakıyordu. Kız takip edildiğinin farkındaydı, Kurt onun takip edildiğinin
farkında olduğunun farkında ve kız ayrıca onun, onun takip edildiğini fark
ettiğini bildiğinin farkındaydı(Cümleden ne anladınız?). Bu şekilde birbirlerinden
haberdar bir kovalamacanın ardından kız bir binaya girdi. Kurt, kız ile
arasında kızın sakinleşmesi için büyük bir mesafe bırakmıştı. Bu nedenle kızın
ardından binaya girmesi uzun sürecekti. Bina, binalar. Ne çok bina vardı bu
gezegende. Hiç beğenmemişti bu kalabalık yeri. Binaya biraz yaklaşmışken küçük
kızın çığlığını duydu. Bacakları endişeden kaynaklanan hızla hareket etti ve
anında kızın içinde bulunduğu evdeydi. Uçuyor muydu ne? Uçabilirimiydi ki, onu
da hatırlamıyordu.
İçeri girdiğinde kılıçlı ve küçük kız gibi kokmayan ama ona benzeyen bir varlıkla karşılaştı. Onu ilgilendiren şey nasıl göründükleri değil sadece silahları ve kokularıydı. Kızın ise sol kolu kopmak üzereydi. Kılıç ile feci şekilde yaralanmıştı. "Acımış olmalı." dedi pis pis sırıtarak ev sahibi yani kılıçlı adam.
İçeri girdiğinde kılıçlı ve küçük kız gibi kokmayan ama ona benzeyen bir varlıkla karşılaştı. Onu ilgilendiren şey nasıl göründükleri değil sadece silahları ve kokularıydı. Kızın ise sol kolu kopmak üzereydi. Kılıç ile feci şekilde yaralanmıştı. "Acımış olmalı." dedi pis pis sırıtarak ev sahibi yani kılıçlı adam.
Shok onu önemsemiyordu. Önemli olan merakıydı. Sadece,
"Neden farklı kokuyorsunuz?" dedi.
Ev sahibi "Defol git ucube!" diye bağırırken
kılıcını Shok'un karnına saplayarak cevapladı soruyu. Kılıç sadece bir kaç
santim derine inebilmişti. Shok etinden kılıca doğrudan bir akım verince öldü
ev sahibi. Ne saçma bir gezegen burası diye düşünerek isyan etti.
Cesetten gelen sese baktığında kızın cesedi yediğini gördü. "Nesin sen? Bir çeşit hastalık mı?" dedi şaşkınlıkla.
Cesetten gelen sese baktığında kızın cesedi yediğini gördü. "Nesin sen? Bir çeşit hastalık mı?" dedi şaşkınlıkla.
Kız bir an durdu. Kurdun onun bir yamyam olduğunu
öğrenmesinden korkmuştu. Bu nedenle sürekli Shok’dan kaçmıştı. Söyleyecek bir
şey bulamıyordu, her şey ortadaydı. Yemeye devam etti.
Kendi türünü yiyen kız oldukça tiksinç görünüyordu.
Kurtadamlar bile kendi türlerini yemezken bu yırtıcı bile olmayan varlığın
kendi türünü yemesi çok saçmaydı. Onu öldürmek istedi bir an. Sonra kızdan
nefret etmedi sadece acıdı çünkü yardım etmeseydi kız bir günde iki sefer ölmüş
olacaktı. Kız sanki acı çekmişti ya da hâlâ çekiyordu. Ruhu büyük zarar görmüş
olabilirdi. Bunu davranışları belirtiyordu. Yalnız hissetmeseydi Shok'la
konuşur muydu o terasta? Acı çekmemiş olsaydı öyle kolay ağlar mıydı?
Yaşamaktan bıkmış olmasa öyle şuursuzca dövüşüp yaralanır mıydı?
Shok eğilip kıza baktı. Kız ona bakmadı. Sonra ceseti birlikte yediler. En çok karaciğerin tadını beğenmişti Shok. Kız ise daha çok bağırsakları yiyordu. Mutlu bir aile. Aileyi oluşturan üç temel unsur; aşk, sex ve paradır.
Shok eğilip kıza baktı. Kız ona bakmadı. Sonra ceseti birlikte yediler. En çok karaciğerin tadını beğenmişti Shok. Kız ise daha çok bağırsakları yiyordu. Mutlu bir aile. Aileyi oluşturan üç temel unsur; aşk, sex ve paradır.
Shok'un düşüşü
Açtı gözlerini Melisa ve dün iki kere hayatını kurtaran kurtadamı incelemeye başladı. Her ne kadar mavi kurt olarak anılsa da çok azıcık mavi, daha çok beyazdı. Lacivert renkli kaplan çizgileri vardı sırtında ve biraz da kollarında. Bacaklarını pantolonu kapatıyordu. Pantolonu çok sağlam bir şeyden yapılmıştı. Kuyruğu ve boynuzları yoktu. Elleri ve ayakları insansıydı. İnsandan farklı olarak parmakları kısaydı. Bedeni çok sıcaktı ve kısa yumuşak tüyleri gıdıklıyordu. O an onu istedi ama korkarak çekindi çünkü kurtadam çok iri yapılıydı(yanlış anlayın=P).
Shok aslında uyanmıştı ama belli edip kendisine sokulan kızı utandırmak istemedi. Bunlar güzel anlar, bu duygular güzel duygulardı. Anı bozmamalıydı. Hem kendisi hem onun için.
Dün uyumadan önce, ev sahibini yedikten sonra küçük kız Shok'a adını sormuştu. Shok soruyu cevaplamıştı ama kızın adını sormamıştı. Kız bunun üzerinde durmayıp, "Benimki de Melisa." diyiverip söylemişti adını. Böylelikle iyice tanışmışlardı. Shok onu çok merak ediyordu fakat geçmişi hatırlayıp ağlar filan diye soru sormamıştı. Kızın çok acı çektiğini düşünüyordu. En azından ailesi yoktu küçük kızın. Kız ise Shok hakkında Shok'un hatırladığı her şeyi afacan bir çocuk gibi sorup öğrenmişti.
Açtı gözlerini Melisa ve dün iki kere hayatını kurtaran kurtadamı incelemeye başladı. Her ne kadar mavi kurt olarak anılsa da çok azıcık mavi, daha çok beyazdı. Lacivert renkli kaplan çizgileri vardı sırtında ve biraz da kollarında. Bacaklarını pantolonu kapatıyordu. Pantolonu çok sağlam bir şeyden yapılmıştı. Kuyruğu ve boynuzları yoktu. Elleri ve ayakları insansıydı. İnsandan farklı olarak parmakları kısaydı. Bedeni çok sıcaktı ve kısa yumuşak tüyleri gıdıklıyordu. O an onu istedi ama korkarak çekindi çünkü kurtadam çok iri yapılıydı(yanlış anlayın=P).
Shok aslında uyanmıştı ama belli edip kendisine sokulan kızı utandırmak istemedi. Bunlar güzel anlar, bu duygular güzel duygulardı. Anı bozmamalıydı. Hem kendisi hem onun için.
Dün uyumadan önce, ev sahibini yedikten sonra küçük kız Shok'a adını sormuştu. Shok soruyu cevaplamıştı ama kızın adını sormamıştı. Kız bunun üzerinde durmayıp, "Benimki de Melisa." diyiverip söylemişti adını. Böylelikle iyice tanışmışlardı. Shok onu çok merak ediyordu fakat geçmişi hatırlayıp ağlar filan diye soru sormamıştı. Kızın çok acı çektiğini düşünüyordu. En azından ailesi yoktu küçük kızın. Kız ise Shok hakkında Shok'un hatırladığı her şeyi afacan bir çocuk gibi sorup öğrenmişti.
Buzdolabından ev sahibinden kalanları çıkarıp yediler.
Shok yumurta yedi ve süt içti. Kız ise sadece cesedi yiyordu. Onlar yemeklerini
yerken binaya yanık ve o kız gibi kokan bir şeylerin yaklaştığını fark etti
Shok. Kıza saklanmasını söyledi ama kız gitmedi. Kız karnı tok olduğu sürece
herkesi yenebileceğini düşünmüştü o an.
Hazır olduklarında eve gireceklerdi. 4 kişiydiler. Shok'un dün öldürdüğünü sandığı kişilerden bazılarıydı bunlar. Elektrik çarpınca ölmüş gibi bayılmış ve olaydan bir gün sonra tekrar ortaya çıkmışlardı. Aynı anda camlar kırıldı. Evet bu bir baskındı. Kurda bir silâhla ateş edildi. Bu silâhtan çıkan şey üç parmaklı bir kancaydı. Kanca acı vererek parmaklarını göğse sapladı. Kanca atıldığı silâha bir kablo ile bağlıydı. Silâh Shok'un bedenindeki elektriği kancanın parmaklarının yaptığı kısa devre ile bir anlık büyük bir patlama oluşturarak boşalttı. Bu patlama aslında çok büyük bir kıvılcımdı. Bütün bunlar o lânet kanca etine saplandığı anda olmuştu. Shok acının ve şokun etkisiyle kendini kaybedip öne doğru düştü. Düşerken ellerini yere koyup doğrulmak istedi ama kollarının gücü yere yatmasını bile zor engelliyordu. Gövdesindeki kancanın daha derine saplanmasından korkup zar zor dizlerinin üstüne oturabildi.
Kendi elektriği tarafından çarpılmıştı. Bu çok korkunç bir şeydi. Konuşacak hali bile yoktu sanki. Boğazında büyük bir acı seziyordu. Tüm kasları bu ani enerji akışından fena etkilenmiş ve aşırı kasılarak incinmişti. İç organları insanlardan farklı olduğundan yaşayabilmişti. Çok yorgundu ve hissedemiyordu.
Hazır olduklarında eve gireceklerdi. 4 kişiydiler. Shok'un dün öldürdüğünü sandığı kişilerden bazılarıydı bunlar. Elektrik çarpınca ölmüş gibi bayılmış ve olaydan bir gün sonra tekrar ortaya çıkmışlardı. Aynı anda camlar kırıldı. Evet bu bir baskındı. Kurda bir silâhla ateş edildi. Bu silâhtan çıkan şey üç parmaklı bir kancaydı. Kanca acı vererek parmaklarını göğse sapladı. Kanca atıldığı silâha bir kablo ile bağlıydı. Silâh Shok'un bedenindeki elektriği kancanın parmaklarının yaptığı kısa devre ile bir anlık büyük bir patlama oluşturarak boşalttı. Bu patlama aslında çok büyük bir kıvılcımdı. Bütün bunlar o lânet kanca etine saplandığı anda olmuştu. Shok acının ve şokun etkisiyle kendini kaybedip öne doğru düştü. Düşerken ellerini yere koyup doğrulmak istedi ama kollarının gücü yere yatmasını bile zor engelliyordu. Gövdesindeki kancanın daha derine saplanmasından korkup zar zor dizlerinin üstüne oturabildi.
Kendi elektriği tarafından çarpılmıştı. Bu çok korkunç bir şeydi. Konuşacak hali bile yoktu sanki. Boğazında büyük bir acı seziyordu. Tüm kasları bu ani enerji akışından fena etkilenmiş ve aşırı kasılarak incinmişti. İç organları insanlardan farklı olduğundan yaşayabilmişti. Çok yorgundu ve hissedemiyordu.
Bayılmamak için direndi. Sonra neden diye sordu kendine
ve anlamsız direnişi bırakıp uyudu.
Her şey bitti. Belki de öldüm. Onu koruyamadım. O küçük
yetim kızı koruyamadım. Hala ne olduğumu bilmiyorum. Daha geçmişimi
hatırlamadan öleceğim. Merakımı gidermeden ölmek istemiyorum. Öldüm mü? Neden
bu kadar hissizim? Neden bu kadar güçsüzüm. Kendimi hasta gibi hissediyorum.
Bilim adamı heyecanla odaya girdi.
"Bakalım bu gün ne getirmişsiniz. Bir yoma ile bir
werewolf, ilginç bir çift. Bu ikisini bir odaya koyup özel hayatlarını
incelemek isterdim. Werewolf'a bakılacak olursa şu yeni silâh gerçekten işe
yaramış. Sanırım tam elektroplax'ından vurmuşsunuz onu. Şimdi onu iyice
inceleyelim. Bakalım içinde neler varmış. Gerçekten ilginç bir şeye
benziyor."
Neşterini kurdun göğüs kafesine yaklaştırdı. Yeşil kısa
saçlı esmer yetim kız ona engel olmaya çalıştı. Çırpınışları zincirleri
koparamazdı.
Melisa, zavallı Melisa
Mavi renkli neden böyle?
Çünkü o bir uzaylı ucube!
Onun kanı mavi jöle!?
Onu akıtırken zalimce gülümse!
Merak etme umursamıyor kimse
ama dur!
Gözlerindeki nefreti görmezden gelme!
O bir uzaylı ibne!?
Peki o neden böyle?
Bunu bilmiyor kimse.
Zayıf düşmüş,
kendini kaybetmiş.
O sadece uzaylı ucube!!!
Mavi renkli neden böyle?
Çünkü o bir uzaylı ucube!
Onun kanı mavi jöle!?
Onu akıtırken zalimce gülümse!
Merak etme umursamıyor kimse
ama dur!
Gözlerindeki nefreti görmezden gelme!
O bir uzaylı ibne!?
Peki o neden böyle?
Bunu bilmiyor kimse.
Zayıf düşmüş,
kendini kaybetmiş.
O sadece uzaylı ucube!!!
Shok o gün ölmemeliydi. O gün ölemezdi. Bir şeyler
yapmalıydı. Hâlâ baygındı. Hâlâ rüya görüyordu. Hâlâ kendine kızıyordu.
Yaratıcıya kızabilirdi ama yaratıcıya inanıp inanmadığını bile hatırlayamıyordu
aptal herif. SAM'lilerin onu Dünya'ya postalarken yaptığı zayıflatma işlemi
hafızasını ve neredeyse tüm gücünü almıştı ondan. Hadi size bir yüzde vereyim.
SAM'lilerin ondan alabildiği güç %95 filandı. Yani aslında Shok bundan belki
yirmi kat güçlüydü. Bir kendine gelse şu odadaki herkesi öldürebilirdi ve o
azgın gücüyle onu tutan zinciri, zincire bağlı olan duvarı yıkabilirdi.
Hayır, hiç bir şey yapamazdı. Bunlar için henüz çok erken. O hâlâ çok yorgun. O hâlâ hasta. Şimdi tek yapabildiği soğuk neşter etine dokunduğunda cinsel içerikli rüyalar görmek. Soğuk ve keskin metalin dokunuşları bedenini okşuyor. Bu daha çok bir kaşıntı. Yo hayır, bu cinsellikle alakalı değil, bu kanamakla ilgili. Acı, giderek artan acı. Derine inen neşter.
Hayır, hiç bir şey yapamazdı. Bunlar için henüz çok erken. O hâlâ çok yorgun. O hâlâ hasta. Şimdi tek yapabildiği soğuk neşter etine dokunduğunda cinsel içerikli rüyalar görmek. Soğuk ve keskin metalin dokunuşları bedenini okşuyor. Bu daha çok bir kaşıntı. Yo hayır, bu cinsellikle alakalı değil, bu kanamakla ilgili. Acı, giderek artan acı. Derine inen neşter.
Shok bedenini yaran neşterin verdiği acılarla sonunda
uyandı. Hani elektrik çarpması sinir sistemini ve kaslarını mahvetmişti ya, bu
hissizlik bundan kaynaklanıyordu. Bulanık görüntüye bakıp “Hey o benim kanım.”
dedi. Bilim adamı ona baktı. Onun gözlerinin içine. Uykulu, yorgun, uyuşuk
gözler. “Evet, peki neden mavi ve jöle kıvamında?” dedi bilim adamı. Neden mi
mavi? Neden olacak, kan zaten mavidir. Acaba onun ki farklı bir renkte miydi?
Doğru, Melisa'nın kanı kırmızıydı değil mi? Sakince “Ben bir uzaylıyım.” dedi
Shok. Adam şaşırdı. Sonra mutlu bir şekilde tepinmeye başladı. Eline
keşfedilmeyi bekleyen bir beden geçmişti.
Büyük bir istekle yırttı uzaydan gelen werewolf’un göğsünü. Kemiklerin üstündeki tabakayı görebiliyordu. Onun kaburgası yoktu. Göğsünde tek bir kemik vardı. Çelik yelek gibi. Lanet olsun, onun içini nasıl açabilirdi. Shok göğsü açılırken inlemişti. Yüzü ilginç ifadeler almıştı. Terlemişti. “Acıyor lan!” diyerek bağırdı bilim adamına. “Üzgünüm uyuşturucu kullanmayacağım. Sadece yatışman için ereksiyon hapı verdim.”dedi sapık bilim adamı. Shok adamın ne dediğini anlamamıştı. Onun gezegeninde yoktu böyle şeyler.
Adam sapıkça onu biçmeye devam etti. Aşağıya doğru ilerletti yarığı. Bunlar olurken Shok bedeninin tamamını kasıyordu. “Ah! Yapma acıyor!” dedi şok acının ritmine uygun bir ses tonlamasıyla. Adam “Kendini kasarsan elbet acır. Lütfen gevşe ve sakin ol. Bitmek üzere olduğunu düşün. Yoksa sürekli sana az kaldı, bu son filan mı diyim!” dedi öfkeyle. O kasıldığında etini kesmek daha zordu. Nihayet göbeğine ulaşmış, göğüs kemiğinin bittiği yeri bulmuştu. Tek engel o yumuşak, kaygan göbekti. Onu da aşabilirse organlara ulaşabilirdi. Adamın son söyledikleri mavi kurdu iyice korkutmuştu. “Lânet olsun. Ölüceğğm! Burada ölüceğğm.” dedi korku dolu gözlerle bakarken boşluğa.
Büyük bir istekle yırttı uzaydan gelen werewolf’un göğsünü. Kemiklerin üstündeki tabakayı görebiliyordu. Onun kaburgası yoktu. Göğsünde tek bir kemik vardı. Çelik yelek gibi. Lanet olsun, onun içini nasıl açabilirdi. Shok göğsü açılırken inlemişti. Yüzü ilginç ifadeler almıştı. Terlemişti. “Acıyor lan!” diyerek bağırdı bilim adamına. “Üzgünüm uyuşturucu kullanmayacağım. Sadece yatışman için ereksiyon hapı verdim.”dedi sapık bilim adamı. Shok adamın ne dediğini anlamamıştı. Onun gezegeninde yoktu böyle şeyler.
Adam sapıkça onu biçmeye devam etti. Aşağıya doğru ilerletti yarığı. Bunlar olurken Shok bedeninin tamamını kasıyordu. “Ah! Yapma acıyor!” dedi şok acının ritmine uygun bir ses tonlamasıyla. Adam “Kendini kasarsan elbet acır. Lütfen gevşe ve sakin ol. Bitmek üzere olduğunu düşün. Yoksa sürekli sana az kaldı, bu son filan mı diyim!” dedi öfkeyle. O kasıldığında etini kesmek daha zordu. Nihayet göbeğine ulaşmış, göğüs kemiğinin bittiği yeri bulmuştu. Tek engel o yumuşak, kaygan göbekti. Onu da aşabilirse organlara ulaşabilirdi. Adamın son söyledikleri mavi kurdu iyice korkutmuştu. “Lânet olsun. Ölüceğğm! Burada ölüceğğm.” dedi korku dolu gözlerle bakarken boşluğa.
Umut tükenirken yeniden belirdi. Son kasılmalar
kaslarının iyileştiğini gösteriyordu. Artık gücü vardı. Elektrik çarpmasının
verdiği yaralar iyileşmek üzereydi. Ayrıca psikolojik zorlanmalar bedeninde
yeniden elektrik toplamıştı. Adam neşteri kibarca yeniden saplarken çarpıldı.
Çarpılmıştı ama ölmedi. Hâlâ zayıftı Shok. Melisa ise orada, köşede durmuş
ağlayarak onu izliyordu.
“Hemen buraya gelin!” dedi bilim adamı koluna çarpan elektriğin verdiği acının öfkesiyle. Odaya doluştu üç kişi. Adam emirler yağdırdı “O ayıldı. Artık onu öldürün. Onu ölmüşken incelemek daha kolay olacak.”. Melisa “Durun, durun!” dedi ve ağlamaya devam etti ya da başladı. Bu daha kötü bir ağlayıştı. Bir bıçak göbeğe saplandı. Derin göbeğe. Bu neşterden daha kötü, daha büyük.
“Hemen buraya gelin!” dedi bilim adamı koluna çarpan elektriğin verdiği acının öfkesiyle. Odaya doluştu üç kişi. Adam emirler yağdırdı “O ayıldı. Artık onu öldürün. Onu ölmüşken incelemek daha kolay olacak.”. Melisa “Durun, durun!” dedi ve ağlamaya devam etti ya da başladı. Bu daha kötü bir ağlayıştı. Bir bıçak göbeğe saplandı. Derin göbeğe. Bu neşterden daha kötü, daha büyük.
Her şey bitmişti. Shok kaybetmişti. Hayatını değil, savaşını. Sanki tecavüze uğramıştı. Şu sapık bilim adamının bir sikiciden ne farkı vardı? Ağzından kan gelmiyordu. Hayır gelmiyordu. İnsan olsaydı gelirdi ama onun anatomisi farklıydı. Ve onlar içeri girdiler. “Durun, hareket etmeyin. Eğer hareket etmezseniz, ölümünüz daha kolay olacak.” dedi içeri girenlerden birisi. Bunlar kurtarıcı meleklerdi. Aslında cezalandırıcı. Ellerinde kılıçları vardı. Kocaman kılıçları. Hala beyaz giyiniyorlardı. Beyaz onlara yakışıyordu ve çabuk kirleniyordu. Onlarda çabuk kirleniyordu zaten. Belki de zaten kirlilerdi.
“Claymore!” dedi bağıran bilim adamı. Sonra o pısırık
adam (bilim adamı) ona doğru koşan kızın kafasına vurdu asit şişesini. Eğer
duman bombası yapabilirse kurtulurdu. Eline şişeyi aldı ve içine metali attı.
Çalkalayacaktı. Kız, başka bir kız onu kesmeseydi. Diğer üçü zaten salaktı.
Biri makinalı tüfeğiyle ateş etmeyi başardı. Kızlar vuruldu. Omzundan, öteki
karnından. Karnından, midesinden; kurşunlar sırtından çıkana dek. Sonra onları
da biçtiler çünkü onların bedenini delip geçen kurşunlar onları öldürmeye
yetmezdi. Odada Melisa, ben ve o beyaz giyinen kızlar kalmıştı. Melisa'ya
yaklaştı bir tanesi. Kılıcı kaldırdı. Melisa korktu. Gözlerini kapattı. “Imm,
ıhı.” gibi ağlamaya hazırım anlamına gelen sesler çıkarttı. Sonra hızla
sallanan kılıç. Benim gözlerim bile zor gördü ki ne kadar iyi bir görme
yeteneğim olduğunu hatırlamıyorum. Sonra hızla uçtu Melisa'nın kolu. Tavana
çarptı. Duvara da çarptı. Duvardan yere sekti, yerden tekrar tavana. Ben, ben
sanırım şok oldum ve bayıldım ya da kan kaybından bayıldım. Emin değilim ama
çığlık atmıştı sanırım. Çığlıkla karışık ağlamak. . . Çığlık, gözyaşlarıyla
birlikte. . .
Yeni bir gün
Âşık mıyım bilmiyorum
Daha bunu anlayamadan öldün
Kimsin bilmiyorum
Bunu sormadım ama sen umursamadan güldün
Seni bilmiyorum
O halde neden ölünce üzüldüm
Âşık mıyım bilmiyorum
Daha bunu anlayamadan öldün
Kimsin bilmiyorum
Bunu sormadım ama sen umursamadan güldün
Seni bilmiyorum
O halde neden ölünce üzüldüm
Bilmiyorum
Tanımıyorum
Anlamıyorum
Hatırlamıyorum
Lanet olsun!
Tanımıyorum
Anlamıyorum
Hatırlamıyorum
Lanet olsun!
Üzüyorsun
Ağlatıyorsun
Acı veriyorsun
Peki öyle olsun!
Ağlatıyorsun
Acı veriyorsun
Peki öyle olsun!
Yalnızlık. Melisa artık yok. Artık kimse yok. Ne yapardı
Shok yalnız kalınca? Bunu bile bilmiyordu. İçinde büyük bir sıkıntı vardı.
Sevdiğini kaybetmenin, tek arkadaşını kaybetmenin, bedeninin deşilmesinin
verdiği sıkıntı. . . Sonunda gözlerini açıp bakmak istemediği gerçeklerle
yüzleşti. Ne Melisa vardı, ne Melisa'nın bedeni. Kopan kolu bile yoktu. Sadece
etrafa saçılmış olan kanı. . . Belki o gelenler onu yemişti. Bu kötü kokan
yaratıklar normal kokanları yediğine göre birbirlerini de yerdi.
O beyaz giyinen kızlar nereden gelmişti. Bunu Shok
bilmez, artık ben anlatıyorum. Dünden önceki gün yani Melisa ile beraber ev
sahibini yedikleri gün Shok pek çok kişiyi öldürmüştü. Elbette bu yaygarayı
herkes duydu. Polis suçluların birbirini öldürmesini umursamazdı. Evet, o ev
sahibi de kanunsuzdu. Bu nedenle polis bu işe karışmadı. Claymore ise yamyam
yaratıkları, vampirleri, yomaları öldürmeliydi; Claymore'un kuruluş amacı buydu.
Üstün duyularıyla onların, bilim adamı ve arkadaşlarının saklandığı yeri
buldular. Hatırlarsanız bilim adamı ve arkadaşları Melisa'ya saldırmıştı ve
Shok Melisa'yı kurtarıp onları öldürdüğünü sanmıştı. Bir kısmı ölmüştü, bir
kısmı yaşayıp iyileşmişti. Sonra Shok ile Melisa'yı işkence yaparak eğlenmek
için kaçırmışlardı. İşte orada Claymore devreye girdi ve ortamdaki tüm yomaları
öldürdü. Evet, o ölenler başıboş yomalardı. Shok'un öldürdükleri de onların
arkadaşıydı. Melisa ise kimsesi olmayan bir yomaydı. Yomalar yamyam olduklarından
birbirlerine düşmanlık beslerlerdi çünkü herkes yoma olsaydı yiyecek bir şey
kalmazdı. Bu nedenle Melisa'yı öldürmek istemişlerdi çünkü öldürmeyi
seviyorlardı.<
Gözler açıldı. Bulanık ve gözalıcı görüntü belirginleşti. Şimdi daha sıkı bağlıydı. Hiç hareket edemiyordu. Önceden bunu yaşamıştı. Biliyordu. . . Cezalandırılma zamanı gelmişti. Bir anda kasılmaya, titremeye ve dakikada 2 kere atan kalbi 20 defa atmaya başladı. Belli ki bütün bedenini korku sarmıştı.
Aslında işkencenin de kendince güzellikleri vardı. Bedeninize dokunarak acı verirler. Neredeyse sevişmek gibi. Ama acı çok fazla. . . Kimse dayanamaz. Dayanamaz da ne yapar? Hiçbir şey yapamaz; bağırır, ağlar, bayılır. İşte böyle bir şey. İstemezsin, onu def etmek istersin ama acı yenilmezdir. Sonra istemsiz kasılmalar, refleksler. . . . .
Bir metal yığını korku dolu bakışlara yaklaştı. Belli ki o infazcı robottu. Duygusuz bir robot, daha kötü ne olabilirdi ki. Robot iyice yaklaşmışken içeri tanıdık yüzler girdi. Eli ısırılmış adam ve onu okla bayıltan adam. Ejder rahat bir nefes aldı. Birden ayak bileğine bir şeyin saplandığını hissetti ve aniden bağırdı. Hemencicik sustu. Ejder'in ayak bileğine neşter saplamış olan eli Ejder tarafından ısırılmış polis güldü. “İnfaz memuru siz misiniz? Eskiden onlar başkaydı.” dedi Ejder. “Suç yüzünden kriz çıktı, iki iş birden yapıyoruz.” dedi zihin okuyucu. Hem polis ihtiyacı artmıştı hem de iş yükü artmıştı bu suç patlamalarından dolayı.
“Hadi artık başlayalım.” dedi yaralı onlan polis ve neşteri Ejder'in bileğinden hızla çıkarttı. Bu çok acıtmıştı ama acı çabuk geçti. Sonra polis neşterle Ejder'in göğsüne yöneldi. Rahatça işkence yapabilmeleri için Ejder'in sadece elleri ve ayakları zincirlenmişti. Ejder yine de kaçamazdı çünkü algılayıcılar onun kalp atışını hissetmediği anda ona büyük bir elektrik akımı verilecekti.
Neşterli pis pis sırıttı. Ejder'in gövdesindeki o dev yaraya yöneltti neşteri. “Hayır, yapma!! Orası benim zayıf bölgem.” dedi Ejder. Neşterlinin kahkahaları arttı.
—Bilmiyor musun, onun yarasına en son dokunduklarında pek çok kişi ölmüştü.(zihin okuyucu)
—Bu o mu?(neşterli)
—Gerçekten hiç dikkatli değilsin dimi?
—Üzerinden uzun zaman geçti, asıl senin hatırlaman anormal.
—Al bunu, kullanma talimatına göre git.
Şimdi Shok'un bu zincirlerden kurtulup belirsizliğe yol
alması gerekiyordu. Hareket edecek hali yok iken bu zincirler büyük engeldi ama
şimdi kolaylıkla parçalayabilirdi onları. Zincire asıldı. Asılmak yetmedi.
Çekti zinciri, bütün kas gücüyle çekti. Olmuyordu. Burada öyle mal mal
kalmıştı. Kas gücü yetmiyorsa ruhsal gücünü kullan gibi şeyler hatırladı.
Elektrik akımıyla parladı bedeni. Elektrik akarken mavi, patlarken sarıydı.
Elektrik kaslarını güçlendiriyordu. Pilli bebek gibi bir şeydi Shok. Zincire
asıldı irileşen kollarıyla. Duvar çatladı. Bir daha asıldı. Zincir duvarı
parçalayarak fırladı. Shok kafasını yere vurdu tabi. Şimdi diğer zinciri
koparmalıydı. Zincirlerden kurtulduğunda artık tamamen özgürdü. Yaşadıkları onu
kızdırmıştı. Evet özgürdü. Melisa artık ona ayak bağı olmuyordu. Canı ne
isterse yapabilirdi. Ne yapmak istiyordu? Bu gezegeni hiç tanımıyordu. Ruhsal
durumu çöküntü içindeydi. İşkence, ölen dost, kendi kendisini yiyen yamyamlar.
. . Anlıyordu. Bu gezegende her şey savaşla çözülüyordu.
Acımasızca insanları öldürdü. Öldürdükçe güçlendi,
savaşmayı öğrendi. Onların karaciğeriyle beslendi, evet sadece ceset yiyordu
artık. Tam bir canavar olmuştu, dizginlenemez bir vahşi hayvan.
Öldür öldürenleri
Onlar katilse hepsi ölmeli
Biz gülümseriz ama ağlar kimileri
O zayıfların kaderi kimin umurunda ki
Hey leş yiyici
Aptal ölü yiyici
Hayvan, leş sikici
İnan ki doğru yoldasın
Shok’un hikâyesi baştan başlıyor.
Onlar katilse hepsi ölmeli
Biz gülümseriz ama ağlar kimileri
O zayıfların kaderi kimin umurunda ki
Hey leş yiyici
Aptal ölü yiyici
Hayvan, leş sikici
İnan ki doğru yoldasın
Shok’un hikâyesi baştan başlıyor.
Birden fazla
“Hey sen.” dedi bir ses. O bunu umursamadı. “Sana diyorum.” diye tekrarladı. Cesedi yiyen Shok durdu ve ona sesleneni koklamayı denedi. Fakat cesedin kokusu her şeyi bastırıyordu. Ona seslenen konuştuğunda ciğerlerinden çıkan sese bakılırsa iriydi ama sorun değildi. Cesedi yemeye devam etti. “Arkadaşlarımı yemeyi bırak ibne.” dedi hiddetlenen ses. Shok sonunda arkasına bakmaya ikna olmuştu.
“Hey sen.” dedi bir ses. O bunu umursamadı. “Sana diyorum.” diye tekrarladı. Cesedi yiyen Shok durdu ve ona sesleneni koklamayı denedi. Fakat cesedin kokusu her şeyi bastırıyordu. Ona seslenen konuştuğunda ciğerlerinden çıkan sese bakılırsa iriydi ama sorun değildi. Cesedi yemeye devam etti. “Arkadaşlarımı yemeyi bırak ibne.” dedi hiddetlenen ses. Shok sonunda arkasına bakmaya ikna olmuştu.
Arkasına dönerken “Ne var?” gibi bir şeyler söyleyecekti
fakat gördüğü şey sözünü yarıda bıraktıracak kadar hayret vericiydi. Şaşkın
bakışları yüzünü kaskatı kesti. O, o karşısındaki bir mavi kurttu. Evet
maviydi. Yumuşak mavi tonunda ki bedeniyle karşısında duruyordu. Karnı beyazdı
ve ortasında bir sembol vardı. Neyin sembolüydü bu?
“Sen bir mavi kurtsun.” dedi Shok hayretle. Karşısındaki
“Evet maviyim, sen de siyah beyazsın nolmuş?” dedi. “Hayır ben beyazımsı mavi
üzerine lacivert çizgiliyim, seninse bütün bedenin aynı mavi tonda.” diyerek
karşı çıktı Shok. “Kapa çeneni serseri. Arkadaşlarımı yedin.” dedi mavi kurt.
“Bir an onların yanından ayrılıyorum ve sen gelip bütün ailemi öldürüyorsun.”
dedi nefretle. Mavi kurtlar da yavru kuşlar gibi ilk gördüklerine
bağlanıyorlardı. Yoksa bu hafızasını kaybeden herkesin yaptığı bir şey miydi?
Kurtadam ailem dediği insanların intikamını almalıydı.
Shok herifin kendi ırkını hatırlamadığını anlamıştı. Bu nedenle bu adam
çekinmeden onu öldürebilirdi. Artık ikisi de hazırdı. Kurtadam Shok’a doğru
koştu. 190 santimlik beden 220 santimlik bedene çakıldı. Shok acıyla inledi.
Artık yaraları iyileşmişti fakat o bölge hâlâ zayıftı. Karnına çakılan omuz
canını gerçekten acıtmıştı. Birde ibne iyice bastırmıyor muydu? Elektrik verdi
herife. Acıyla geri sıçradı kurt. Shok onu izlemeye başladı. Tekniklerini
anlamalıydı.
Kurt elinde bir güç topladı. Elinin üstünde, havada beyaz
bir top oluşmaya başladı. Top büyüdüğünde ve parıltısı azaldığında onun bir
ateş topu olduğunu gördü Shok. Tamamen küre şeklinde bir toptu. Ateş gibi
şekilsiz değildi. Küçük bir yıldıza benziyordu. Turuncu rengiyle parlıyordu.
Çok yoğundu. Sanki katıydı ama kesinlikle sıvıydı. Ateş değil lavdı bu. Shok
rakibini gözlemleyince nasıl bir belâya bulaştığını anladı. Artık hamlesini
yapabilirdi. Elinden topa bir yıldırım gönderdi. Kurdun eli çarpılınca,
elindeki top dağıldı ve elinin üstüne aktı. Eli yanmıyordu kurdun. O
yanmıyordu. Shok artık korkuyordu.
Shok ona bütün gücüyle saldırdı. Elektrik ona etki etmiyordu.
O zaten yanmıyordu. Ayrıca Shok onun bedenindeki elektronları hareket
ettiremiyordu çünkü ısınan elektronlar çok hızlı hareket ediyorlardı ve kontrol
edilmeleri zordu. Bunun üzerine Shok kaçmaya başladı. Kurt buna izin vermedi.
Ateş topu fırlattı Shok’a. Shok’un artık koşacak hali yoktu. Fena şekilde
yanmıştı sırtı ve bacakları.
“Derdin ne senin ha?” dedi Shok yerde yüzüstü yatarken.
Kurt “Son duanı et ibne!” dedi Shok'u umursamayarak. “Dur be, ne acelen var.”
dedi Shok onu öldürmek üzere olan kurda. “Ne diyorsun be?” dedi kurt. “Sen
hafızanı kaybettin koç. Anneni, babanı, diğer kurtları hatırlıyor musun?” dedi
Shok. “Anlıyorum. Bu seni kurtarır ama yine de sana tecavüz edeceğim.” dedi
kurt.
Ne pislik herifti bu kurt. Kendi ırkından birine yabancı
bir gezegende birlik olmaları gerekirken tecavüz ediyordu. Bu herif tam bir
sapık olmalıydı. Shok da öyleydi zaten. Belki de bu onun üstünlüğünü kabul
ettirme yöntemiydi.
Ekleme yapmak gerek. Burada bir eşcinsel tecavüz oluyor.
Geçiştirmek olmaz. Lav'ın Shok'un anüsünü nasıl parçaladığını mı anlatsam?
Shok'un çığlıklarından mı bahsetsem yoksa Shok'un bokunun renginden mi? Sonra
da Shok'un bokunun renginin neden böyle olduğunu anlatırım yani dün akşam ne
yemek yediğini anlatırım.
Geçiniz bunları…
Ben artık yaşamak istemiyorum. Nasıl bitireceğim bu daha
16 yaşındayken yazdığım kitabı, bunu da bilmiyorum. En derin bunalımların en
dibindeyim şu an. Bu kitabı okurken bunu da düşünün…
Bir erkeğin bir erkeğe tecavüz etmesiyle ilgili şunu
söyleyeyim:
Shok, Lav'ın ailesini yedi. Evet, Shok'un ailesini yediği
mavi kurtun adı Lav. Lav da Shok da bu gezegende, bu bilmedikleri ülkede iki
yetimdirler. Sonuçta Lav fena bozuldu ailesinin yenmesine. Shok bu suçun
cezasını bir şekilde çekmeli, pişman olmalı ve Lav'ın otoritesini
algılamalıydı. Bana soracak olursanız bence tecavüz suç olmamalı; bir insanın
boğazına bıçak dayamak, onu öldürmekle tehdit etmek, ona küfretmek, onu
aşağılamak, ona hakaret etmek, onu dövmek suç olmalı. Millet olarak namusa o
kadar kafayı takmış bir mallığızki, önem verdiğimiz tek şey amın başından
geçenler. Bir erkek bir kadını döverek bayıltsa tecavüz etmiş bir erkek kadar
ceza almaz. Tecavüz neden bu kadar ağır bir suç? Bekâret neden bu kadar
değerli? Neden “ya beni aldatırsa” paranoyası yaşıyoruz evlenirken? Asıl
yaşamamız gereken paranoya “ya beni bırakır giderse” olmalıdır oysa.
13 yaşında bir kıza âşık oldum. Ve güzelce sikiştik.
Sadece o bana “ben senin sevgilin olurum” dedi çünkü. Hayatım boyunca hiçkimse
benim sevgilim olmak istemedi. Ben de işte gayet zavallı bir şekilde ona âşık
oldum. Şu an bunalımlı olmamın sebebi onun beni beş ay önce terk etmiş
olmasıdır. Günlük tutar gibi yazı yazıyorum. Yazar benim. Ben böyle yazıyorum.
Kızın annesi “kızıma tecavüz ettiler, kızımı kandırıp siktiler” diyip beni
yıllarca hapse attırabilir. Yıllarca âşık olduğum kızı göremem. İşte bu yüzden
tecavüz suç olmamalı, şiddet ve tahrik suç olmalı. Bir erkeğin kadın kıyafeti
giymesi de tahrik değildir veya bir kadının fahişe olması tahrik değildir. Siz
gerizekâlısınız sadece. Ben o kıza tecavüz etmedim. Kız 13 yaşındaydı çünkü
bana “16 yaşındayım” dedi ve çok iri, uzun ve biraz beyaz saçları olan bir
kızdı. O kızı gören hiçbir insan onun 13 yaşında olduğunu tahmin edemez. Lânet
olsun bana. Ben yine ağlıyorum.
Tek vücut
Rammstein-Mann gegen mann
Kader üzerimde güldü
Ve bana verdi özgürlüğü.
Sıcak bir yıldıza atılırım,
Cilde çok yakın gözden çok uzak.
Kaderimi kendi ellerime alırım.
Arzum erkekleşti.
Rammstein-Mann gegen mann
Kader üzerimde güldü
Ve bana verdi özgürlüğü.
Sıcak bir yıldıza atılırım,
Cilde çok yakın gözden çok uzak.
Kaderimi kendi ellerime alırım.
Arzum erkekleşti.
Temiz suyun öldüğü yerde,
Çünkü kendini tuz içinde lekeler.
Küçük prensi akılda tutarım,
Kraliçesiz bir kral.
Bir kadın benim hakkımda yanıldığında
Sonra bütün dünyanın kafası karıştı.
Çünkü kendini tuz içinde lekeler.
Küçük prensi akılda tutarım,
Kraliçesiz bir kral.
Bir kadın benim hakkımda yanıldığında
Sonra bütün dünyanın kafası karıştı.
Adam adama karşı,
Bir beyefendiye ait cildim.
Adam adama karşı,
Bir tüyün kuşları bir araya toplanır.
Adam adama karşı,
İki sahibin kölesiyim.
Adam adama karşı,
Bir tüyün kuşları bir araya toplanır.
Bir beyefendiye ait cildim.
Adam adama karşı,
Bir tüyün kuşları bir araya toplanır.
Adam adama karşı,
İki sahibin kölesiyim.
Adam adama karşı,
Bir tüyün kuşları bir araya toplanır.
Bütün odaların köşesiyim.
Bütün ağaçların gölgesiyim.
Hiçbir bağlantı kaçırmaz zincirim,
Şehvet arkadan çektiğinde.
Bana hain der cinsim.
Bütün babaların kâbusuyum.
Bütün ağaçların gölgesiyim.
Hiçbir bağlantı kaçırmaz zincirim,
Şehvet arkadan çektiğinde.
Bana hain der cinsim.
Bütün babaların kâbusuyum.
Adam adama karşı,
Bir beyefendiye ait cildim.
Adam adama karşı,
Bir tüyün kuşları bir araya toplanır.
Adam adama karşı,
Fakat kalbim donar bazı günlerde.
Adam adama karşı,
Orada çırpan soğuk diller.
Bir beyefendiye ait cildim.
Adam adama karşı,
Bir tüyün kuşları bir araya toplanır.
Adam adama karşı,
Fakat kalbim donar bazı günlerde.
Adam adama karşı,
Orada çırpan soğuk diller.
Schwulah
İlgilenmem denge ile.
Parlar Güneş yüzüme.
Fakat kalbim donar bazı günlerde.
Orada çırpan soğuk diller.
Parlar Güneş yüzüme.
Fakat kalbim donar bazı günlerde.
Orada çırpan soğuk diller.
Schwulah
Adam adama karşı.
Shok ve Lav. Shok, Lav’ın ailesini yiyerek borçlanmıştı.
Borcunu Lav’ın ailesi olarak ödedi. Çok ortak yönleri vardı; ikisi de sapıktı,
öldürmeyi seviyordu, başıboştu. Hep bunu yaptılar. Para için öldürdüler.
Öldürdüklerini yediler ve bazen de siktiler. Hatalı ilişkileri devam etti.
Nedenini düşünmediler sadece devam ettirdiler. Etrafta onlarca ceset varken
buna ne gerek var diye sormadılar. Hiç düşünmüyorlardı. Ceset denizinde
yüzüyorlardı. Sanki sürekli kafaları güzeldi ama aslında durum tamamen
berbattı. Sıkılıyorlardı. Mutsuzlardı. Kendileri gibi güçlü olanlarla
karşılaşmamaya çabaladılar. Sürekli kaçtılar ve saklandılar. Bu hayat çok
karanlıktı. Bu yaşamak değildi.
Bir gün yanlış bir bölgeye denk geldiler. Böyle serseri
hareketlerin böyle kötü şeylere neden olacağı belliydi. Bu sefer bulundukları
yer suç dolu bir bölgeydi. Kumarhaneler, barlar, içinde neler döndüğü
anlaşılamayan binalar, maskeli adamlar. . . .
Bir bara oturdu Shok ve Lav. Çok kalabalıktı. Bu
serserilerin para kazanıp barda eğlenmekten başka hayatları yoktu. Birbirlerine
sataşıyor bazen de kadınlar hakkında konuşuyorlardı. Kadınlar da vardı barda.
Onlarsa erkeklerden daha serttiler. Sayıları azdı, erkeklerden daha az.
Kendilerini korumak için böyleydiler hiç şüphesiz. Belli ki kişilikleri ve
görünüşleri aslında farklıydı.
Shok ve Lav hatalı ilişkilerini vurgularcasına
taburelerini karşı karşıya koymuş, bacaklarını birbirlerinin üstüne atmış iki
sevgili gibi oturuyorlardı. Pek çok kişi onlara sataşmak istedi ama ucube gibi
görünüyorlardı ve bir ucube asla anlaşılamazdı. Kısacası o iki kurtadamdan
korktular. O ilginç dövmeler. Her ikisinin de bedeninde. Sanki Şeytan
tarafından çizilmişlerdi. Mavi tüyler, mavi renkli kurtadam olmazdı. Boyları
uzundu. Sırtları mavi, karınları beyazdı. Shok’un sırtı ve karnı neredeyse aynı
renkti fakat Lav’ın bedeninde bu renk farkı çok belliydi. Gerçek kurtadamlar
bile anlayamamıştı bu mavi yabancıları.
Orası aslında zombiler, yomalar, vampirler ve kurtadamlarla doluydu. Burası
devletin olmadığı bir bölgeydi. Sokaklar leş gibi kokuyordu. Zevk için
öldürülmüş köpekler yatıyordu arabaların altında. Bu bar son derece boktan bir
mahalledeydi.
İçeri başka bir yabancı daha girdi. Çok sert ve güçlüydü.
Bardaki adamlardan biri dehşete kapılmıştı. Bu sert ve meydan okuyan
hareketler: Dövüş çıkacağı kesindi. Yabancılar daima dövüş getirirdi. Kendisi
gibi çelimsiz bedenlere baktı Ejder ve sırıttı. “Hey, ne o? Korktunuz mu?” dedi
gülerek. Gözleri gerçekten gülüyordu. O ikisine baktı. Ejder o ikisinden daha
ucubeydi. O simsiyahtı. Uçabilirdi, çok hızlı uçardı. Tüm devlet peşinde olduğu
halde kafasına göre gezebiliyordu. Ülkedeki en güçlü varlıklardan biriydi o.
166 cm boyundaydı sadece. Sadece küçük bir bedendi. Karnında sağ omzundan sol
kalçasına kadar ilerleyen ve içi görünmeyecek kadar derin birbirine paralel 3
yarık vardı. Bu dev yara ile nasıl yaşadığını kimse anlayamıyordu. Ejder’in iç
organlarının halini düşünmek ise akıllara zarardı. Bütün bunlara rağmen o yara
hiç kanamazdı ve o delice dövüşürken bile acımazdı.
Onun gülümsemesi bunu yapacağı anlamına geliyordu ve o da
bunu doğruladı “Bunu sizin yerinize ben yaparım. Şimdi kimler kalıp izlemek
ister?”. Yeni gelen yabancılara gıcık olan ama onlarla dövüşmeye cesaret
edemeyen grup bir şey demeden dışarıya koştu. Barın sahibi olan kadın pompalı
tüfeğini Ejder’in kafasına tuttu ve “Bunu dışarıda yapacaksın değil mi?” dedi
anlamsız bakışı ve ses tonuyla. Ejder yerde yuvarlanıp kahkahalar atmaya
başladı. Bu kadını ve barını bu nedenle seviyordu. “Yaşamayı gerçekten
umursamıyorsun galiba.” dedi Ejder. Ona silah doğrultan bar sahibi “Ölmek
umurumda değil.” diyerek cevapladı soruyu. “O halde seni o kadar hızlı
öldüreceğim ki hissedemeyeceksin.” dedi Ejder. Sağ elini havada hızla sağdan
sola salladı ve havada kırmızı bir kesik oluştu. Bu kesik hızla bar sahibi
kadına ilerledi ve kadını iki büyük parçaya ayırdı. Küçük parçalar da vardı ama
onları saymadım. Hepsi 1 saniyeden kısa sürmüştü ama kadın ölmemişti. Karnından
ikiye bölünmüştü ve çok acı çekiyordu.
Shok ve Lav ise barın boşalmasını fırsat bilip öpüşmeye
başlamışlardı. Masaya doğru ilerledi Ejder ve “Hey siz ikiniz. Burası benim
bölgem, emirlerime uyun.” dedi. Burası ne zamandan beri Ejder'in bölgesiydi?
Shok ve Lav, Ejder’i görmezden gelip öpüşmeye devam etti. Belki de
görmemişlerdi. Kafaları güzeldi çünkü. İçmeseler bile güzeldi zaten. Ejder
öfkelendi. Hiç sabrı yoktu bu adamın. Shok’u tek eliyle kaldırıp fırlattı.
Tahta eşyalar zarar gördü.
Lav ona baktı, “Hey, bu yaptığın da ne oluyor şimdi?”
dedi sakince. “Burası benim bölgem dedim ibne! Burada tanrı benim.” dedi Ejder.
Lav susmadı “Şu bölge işini hiç anlamıyorum serseri. Ne yapacaksın bu bölgeyi?
Götüne mi sokacaksın?”. Lav umursamaz tavırlarla devam etti ve içkisini içti.
Ejder yeniden havada kırmızı bir kesik meydana getirdi ve Lav’a doğru fırlattı.
Sandalye, masa ve Lav’ın elinden düşen bardak kırıldı.
Lav, Shok’a seslendi “Hey Shok, burada önemli bir
sorunumuz var. Şimdi uyumayı bırakıp onunla savaşır mısın?”. Shok sızıp
kalmıştı. Lav, Ejder’in ayaklarının dibinde yatıyordu ve hafif yaraları vardı.
Ejder gülümseyerek Lav’ı yine tek kolunu kullanarak havaya kaldırdı. Lav ile
birbirlerine bakıyorlardı. Ejder gülümsüyordu, Lav’ın bakışları yine
anlamsızdı. Lav, Ejder’in yüzüne balgam attı. Ejder tiksindi ve dikkati
dağıldı. Ardından Lav, Ejder’in kolunu yakıp ondan kurtuldu. Bileğinden fazlası
yanan Ejder yanığı tuttu. Öfkeliydi, çok öfkeli. Sonra Lav ateş topunu
hazırladı ve Ejder’e yaklaştırdı. Ejder hızla geri çekildi ve Lav’ın arkasına
geçti. Şimdi Lav’ın sırtında derin bir kesik vardı. Lav acıyla bağırdı.
“Yalvarmaya başla çocuk.” dedi Ejder. Lav ondan yavaştı
ve Ejder ona çok yakındı. Shok, Lav bağırınca uyanmıştı. Yerde yatarken
Ejder’in Lav’ı dövdüğünü gördü. Sadece dövmüyordu, onu neredeyse doğruyordu. Bu
herif, kurbanını uzaktan kesebiliyordu. Havada ilerleyen kırmızı şey yapıyordu
bunu. O kırmızı şey parmak uçlarından çıkıyordu. Eli insan eli ile aynı olan bu
yaratık nasıl sadece çıplak elini kullanarak bu kadar tehlikeli kesikler
oluşturabiliyordu? Çok hızlı yaptığından bunu anlayamadı Shok. Sonra o Ejder’in
kanlar içinde bıraktığının Lav olduğunu hatırladı. Çok dalgındı ve sarhoştu.
Silkinip kendine geldi ve ona saldırdı.
Ejder, Shok onu çarpınca acı ile inledi fakat saldırı
bittiğinde eski gücüyle ve hızıyla Shok’a saldırdı. Shok, Ejder onu boğazından
tutup havaya kaldırınca onu yine çarptı. Ejder onu uzağa fırlatıp elektrik
akımından kurtuldu. Shok’un saldırıları Lav’ı etkilemediği gibi Ejder’i de
etkilemiyordu. Lav ise kanlar içinde yerde yatmış dövüşü izliyordu. Elinden
gelen bir tek buydu. Shok şaşkınlığı üstünden attı. Herifin Lav’a yaptıklarını
hatırladı ve bu öfkeyle ona doğru koştu. Ejder havayı kesen kırmızı şeyle
saldırdı. O saldırırken Shok saldırıp onun saldırısını bozmayı denedi. Ejder
kolu çarpılınca ıskaladı. Shok artık ona vurabilecek kadar yakındı. Ejder’e
saldırmaya devam ediyordu ve o acı içinde inliyordu. Sonra bütün gücüyle
yumrukladı onu. Ejder uçup duvara çakıldı. Elektrik akımı çok canını yakıyordu
ve acı çekerken hareket edemiyordu. Ejder kalktı. Yine etkilenmemişti darbelerden,
o ne olursa olsun yaralanmıyordu ve kırmızı ışığı yeniden fırlattı. Aradaki
mesafeye rağmen saldırısı başarılı olmuştu. Artık Shok’ta kanlar içindeydi.
Sonra Shok’u kafasından tutup kaldırdı ve hızla duvara fırlattı.
İşe yaramıyordu. Sevginin gücü filan işe yaramıyor. Her
şeyi yapıyorlardı ama bu Ejder için hâlâ oyundu. Onları yavaşça öldürüyordu.
Kafalarından tutup duvarlara fırlatarak. . . . . .
Ejder hiçbir şekilde yara almıyordu. Yere de düşse, canı
da acısa, binlerce voltluk elektrik de çarpsa Ejder yaralanmıyordu. Lav da
dayanıklıydı ama sonuçta sırtı kesilmişti ve pek çok yeri kan içindeydi. Shok
ise mahvoluyordu. Baygın cesetleri defalarca duvara fırlatarak ölüme
gönderiyordu Ejder. Bu ne biçim bir şeydi.
Micheal?!
Ejder o ikisini öldürecekti. Kararlıydı. Onlara zerre kadar acımıyordu. Shok ve Lav artık sadece dayanmaya çalışabiliyordu. İkisinin de hareket edecek gücü kalmamıştı. Ejder’in yumrukları yumuşak bedenlerini şekilden şekle sokuyordu. Pek çok yerleri kanıyordu. Onları yumruklamak Ejder için çok zevkliydi. Onlar kadar dayanıklısını bulmak biraz zordu. Öyle kolayca ölmüyorlardı ama bu mutlak sondu.
Ejder o ikisini öldürecekti. Kararlıydı. Onlara zerre kadar acımıyordu. Shok ve Lav artık sadece dayanmaya çalışabiliyordu. İkisinin de hareket edecek gücü kalmamıştı. Ejder’in yumrukları yumuşak bedenlerini şekilden şekle sokuyordu. Pek çok yerleri kanıyordu. Onları yumruklamak Ejder için çok zevkliydi. Onlar kadar dayanıklısını bulmak biraz zordu. Öyle kolayca ölmüyorlardı ama bu mutlak sondu.
“Hey Ejder, bu kadar yeter. Bırak onları artık. Yeteri
kadar oynadın.” dedi Micheal. Ejder mızıktı “Yaa abi ya!”. Micheal tekrar etti
“Bırak uleyn!!”. Ejder ikisini bıraktı. Kafaları yere çarptı. Hareket etmeden
birbirlerine bakıyor, ağlıyorlardı. Micheal işaret parmağını hızla onlara
uzatarak bir şeyler söyledi yine hızla. İkisi bir anda iyileşti. Herkes
şaşkındı Micheal dışında.
“Gene ne saçmalık planlıyor bu
adam?” diye düşündü Ejder. “Şaşıracak bir şey yok. Hepimiz mavi kurduz.”
dedi Micheal. “Mavi kurt da ne?” dedi Ejder. Micheal “Sana bahsetmedim değil
mi? Bu bizim türümüz, insanlar ile ejderhalar gibi.” dedi gülümseyerek. Örneğe
bak amık, insanlar ve ejderhalar XD Ejder yıllardır Micheal ile birlikte
yaşıyordu. Micheal neden ona bundan bahsetmemişti? Bu biraz garipti. “Bana bak,
bir şeyler mi biliyorsun sen?” dedi Ejder. Micheal gülümsedi yine.
Ejder de mavi kurttu. Lav ile Shok’tan farkı yine rengi
ve farklı olarak kokusuydu. Bu adam ceset gibi kokuyordu ve rengi çok koyu bir
siyahtı. Micheal ise 169 cm boyunda ve her yeri açık mavi üzerine mor çizgili,
bir kulağı yırtık, kulaklarında küpe yerine ikişer tane sarı halka geçirmiş
olan bir kurtadamdı. Ejder’e göre çok kassız bir yapısı vardı ama Ejder ona abi
diyordu.
Ejder, Shok ve Lav’dan özür dilemedi. Onlarla konuşmadı.
Onlardan üstündü. Onlar o ne derse yapmalıydı. Onlar ise bu tavırlara anlam
veremedi.
Grupta sessiz, şaşkın, çekingen bir hava sezdi Micheal,
“Hadi gidip bir şeyler yiyelim.” dedi. Ejder çiğ et, Shok ile Lav kızarmış et,
Micheal vanilyalı dondurma yiyordu. Micheal’ın dondurma yemesi yeni gelenler
için ilginçti. Şaşkınca onu izliyorlardı. Micheal bunun üzerine “Şaşırmayın, et
çok sağlıksız. Benim hafif bedenime çok ağır gelir.” dedi. Diğer kurtadamlar
ise tamamen etoburdu.
Artık 4 kişilik bir aileydiler. Daima Micheal’ın
emirlerini uyguluyor o ne derse yapıyorlardı. Shok ve Lav, Micheal’ın gücünü
bilmiyordu. Sadece Ejder’den güçlü olabileceğini düşünüyorlardı.
Yemekleri bitince lokantadan ayrıldılar. Sakin sokaklarda
yürürken, her yönden oklar bedenlerine saplandı. Micheal heyecanla “Bunlar
bayıltıcı, onların işini çabuk bitirmeliyiz.” dedi. Sonra camlardan polisler
fırladı. Ejder, Shok ve Lav, Micheal’ı çember içine aldılar. Elektrik, ateş ve
kızıl kesici ışık ile polislere saldırdılar. Bu Shok ile Lav’ın polis ile ilk
savaşıydı. Polisler yanıp yere döküldü. Onlar insan değil, ucuz androidlerdi.
Micheal “Polis sizin yeteneklerinizi incelemek için
saldırmış olmalı.” dedi o ikisine. Micheal yine bir numara göstermemişti, yine
saldırmamıştı. Micheal o ikisi için giderek daha ilginç hale geliyordu. Yine
onun gücünü görememişlerdi. Polis hakkında sorular sordu Shok ve Lav. Polisin
ne olduğunu bilmiyorlardı. Micheal anlattı.
Dünya 2012 yılına gelindiğinde 7 milyar nüfusa sahipti.
Yeni nesil çok gerizekâlıydı. Her yerde terör vardı. Devletler baş edemeyince
idama başladılar.
2013 itibari ile gezegende pek çok mavi kurt ortaya
çıkmaya başladı. Ayrıca vampirler, kurtadamlar, ejderler de vardı. Bunların bir
bölümü uzaydan, bir bölümü karanlık boyuttan tanrının cezası olarak geldi.
Geriye kalan ucubeler insanlar tarafından yapıldı.
Sonra hükümetler ardı ardına idam cezasını kaldırmaya
zorlandı. Artık idamlar gizli yapılıyordu. Hapishaneler taştığından işkence
cezası uygulamaya karar verdiler. Suç liderleri bunu onayladı. Artık polis
suçlulara vahşice işkenceler yapıyor ancak onları sakat bırakmıyordu.
İşkenceden korkanlar suçu bıraktı. Korkmayanlar ise suçu azalttı. Suçluların
suçluları öldürmesi kimsenin umurunda değildi.
İlerleyen teknoloji ile robotlar, homonculuslar ve
mutantlar ortaya çıktı. Lânet ile beraber gelen yaratıklar ve cinler ise büyüyü
getirdi. Böylece her şey daha karmaşık bir hale geldi. İnsanlar ise bu
istilacılara karşı tedbir olarak geliştirildi. Artık daha çevik, hızlı, güçlü
ve dayanıklılardı.
Yani eskiden kurtadamlar sokakta gezemez iken artık bu
tarz olaylar normal karşılanıyordu. Sokağın ortasında bir kurtadamın bir
vampiri parçalaması bile doğaldı. Bu gezegende mavi kurtlar sadece misafir,
davetsiz konuklardı.
Micheal ise her zamanki gibi plan yapmıyordu. Sadece bu
günü ve yarını düşünüyordu. O burada mutluydu. En önce kendi çıkarlarını
düşünüyordu. O yanlış bir liderdi.
* * * * * *
* * * * * *
* * * * * *
* * * * * *
Geçmişe dönmeliyiz. Orion Orient'ın doğuşu, Ejder'in
kaçıp gizemli bir şekilde ortadan kaybolması, BlueBall'ın mallıkları…
—O şeytanın oğlu! Onu bulup yoketmeliyim. Hem sen, mavi
yumuşak çocuk… Sen benden mi çıktın ulan? Senin varolmanın bir nedeni veya
amacı var mı anlamlı olan? Seni neden tamamen emip daha da güçlenmiyorum?
Sonuçta ben Sohan ve Sinzang ile aynı kuşaktanım ve onlar gibi kuvvetli
olmalıyım ama şu hâle bak ki onların çocukları gibi zayıf düşmüşüm.
—Ben mi? Beni mi? Aaaaa!!
Orion kılıcını kaldırıp BlueBall'a doğru uçmuştu.
BlueBall kaçıp kurtuldu.
—Yardım edin! Bu manyak beni öldürecek! Micheal, bir şeyler
yap!
—Bu ikinizin arasında. Sonuçta sen Orion'dan bir kaza
sonucu koparak doğdun yani onun oğlusun, varlığını tamamen Orion'a borçlusun.
Biz karışmıyoruz. Hem neden Micheal'dan yardım istiyorsun, benden yardım
istesene! O daha mı sempatik veya yakışıklı yani? Sizin ruhunuzu çekip onlardan
gizlice besleniyor bu aşağılık herif. Siz de onun size yakın gelen yamyam
ruhuna kanıyorsunuz.(Mastermind)
Orion'a karşı BlueBall ve BlueBall Orion'dan güçsüz çünkü
Micheal yeniden doğuş sırasında Orion'a ruhundan biraz verip onu beslemişti.
—Madem öyle, işte böyle
dedi BlueBall, savaşacaktı Orion'a karşı. Orion kılıcıyla
dönerek ölümcül bir darbeye hazırlanıyordu. O darbeyi vuracakken BlueBall bir
patlama meydana getirerek Orion'un geriye uçmasına sebep oldu. Karnına aldığı
son derece sert darbe onu yere düşürmüştü. “Senin bedenindeydim aşağılık herif,
tüm numaralarını biliyorum. Karnımın hemen önünde bir patlama oluşturman da ne
ki?” dedi Orion. Ayağa kalktı ve WindSlashs tekniğini kullandı. Kılıcını
neredeyse kılıcın kırılmasına sebep olacak bir hızla havada defalarca savurdu.
Sürtünme kuvveti kılıcı neredeyse akkorlaştırmıştı. Büyük bir rüzgâr akımıyla
beraber beyaz renkli kesici çizgiler jet hızıyla hedefe doğru ilerledi. Ama
BlueBall şekilden şekle girerek kesiklerin arasından sıyrılmayı başarmıştı.
Orion şaşırdı. Bu yeni bir yetenek miydi? BlueBall jöleye dönüşüp su gibi
akabiliyordu artık ve şaşırtıcı bir hızla nasıl da kurtulmuştu hava
jiletlerinden. “Boşuna şaşırma, bu teknik çok kontrolsüz ve fırlattığın
şeylerin boyutu fazla büyük. Yani elbette ıskalarsın.” dedi BlueBall. Aman
tanrım, yeni bir BlueBall mı doğuyordu? “Görünüşe göre birleşim onun
yeteneklerini etkilemiş” dedi Micheal. “Ne önerirsin baba?” dedi Orion. “Benim
ruhumla senin ruhun uyumludur oğlum ve bu durumda BlueBall ve Ejder'le de
uyumluyuz. Kısacası sen doğarken siz benim gücümle yeniden doğdunuz.” dedi
Micheal. Micheal, Orion'un babasıydı. Orion artık iyileştiğinden bunu çok iyi
hatırlıyordu. Orion'un bütün hafızası yerine gelmişti ve bütün güçleri. Orion
ile BlueBall dakikalarca savaştılar ama BlueBall bir türlü yenilmedi, hatta
Orion kaybediyordu. “Adi herif, ben senden güçlüyüm. Sırf iyi kaçabiliyorsun ve
benim elementlerime zayıf değilsin diye beni yenebileceğini mi sanıyorsun! Işık,
kutsallık, rüzgâr ve kılıçlar… Ama sen uzaktan vur, ben yanına gelince de kaç.
Korkak!!” Orion deliye dönmüştü. Micheal, Orion'un önüne atladı. Orion tam onu
ikiye bölecekti ki ufak bir el hareketiyle onu felç etti. “Sen ve şu adi
büyülerin!” dedi sinirden rengi değişmiş Orion.
“Dostum asıl senin varolmanın amacı ne, senin varolmanın
nedeni ne? Bence ufaklığa senin ruhunu emmediği için teşekkür etmelisin.” dedi
Micheal. Ve Orion “Ben Ejder'in peşinden gidiyorum” diyerek ortadan kayboldu.
Orion'un BlueBall'a karşı kaybetmesi büyük bir süprizdi. Orion
her zaman gücünün büyük bir kısmını tek bir saldırıda harcayıp rakibini bu
şekilde mahvetmeyi denerdi. Son derecede hızlı kullandığı kılıçları ona her
saldırıda avantaj sağlardı. Ama ortada kılıçlı-kalkanlı bir mücadele yoksa
kılıç bir işe yaramazdı elbet. Sonuçta üstünüze dev kayalar fırlatan bir
elemental'e kılıç vuramazdınız. Orion'un tek özelliği yakın dövüşte yenilmez
olması ve rakiplerini kör eden, geriye fırlatan ışık patlamalarıydı. Rüzgâr da
kullanabilirdi Orion. Sonuçta o öyle olmasa da onun güçleri tamamen barışcıl ve
zararsızdı. O ancak lâneti yok ederken çok büyük bir üstünlük sağlardı. Ama
fakat onun tarafından gönderilen kutsal ışık kendisi gibi iyi kimseler için
ölümcül değildi.
—Lânet olsun, onu ben yaratmıştım ve onu öldürebileceğime
inanıyordum ama onun güçleri meğer ki benimkilere denkmiş.
* * * * * *
BlueBall şimdi ne yapacaktı? Orion, Ejder'i aramaya
gitmişti. O Orion'dan da Ejder'den de bıkmıştı artık. Micheal ve Mastermind?
Onlar beraber takılmak için fazla güçlüydüler. Yalnız kalmaya karar verdi
BlueBall. Dönüşümün ardından yalnız kalmalıydı.
İki mavi kurt birleşip tekrar ayrıldığında onların dış
görünüşleri ve yetenekleri değişebilir. Ve ruhlar yaşayanların ruhsal güçlerini
emerek dirilebilir. Bahsettiğim bir bedende birden fazla ruh bulunması. Bir
bedende birden fazla ruh bulunması demek o bedene hükmeden ruhun değişebileceği
demektir. Ruhlar birbirini yiyerek beslenirler. Ruhlar birleştikten ve
ayrıldıktan sonra kararsız bir yapıya ve zayıf bir şekle sahip olurlar. Bu
nedenle olması gerekenden fazla güçlü veya fazla zayıf olabilirler.
Yalnız başına geziyordu BlueBall. Ait olacak bir parça,
ait olacak bir yer arıyordu. O hiçkimseydi ve onu yaratanlar onu ufak bir oyun
gibi veya gereksizlik gibi görüyorlardı. Kimse Orion'u umursamazdı. Kimse onun
varlığını umursamazdı. Hiçkimse sizi merak etmediğinde, sizi umursamadığında
gidip düşmanlarınıza sizinle uğraşmaları için yalvarabilebilirsiniz. Çünkü
hiçbir acı yok sayılmaktan büyük olamaz. Bir forumdan atılmak bile “aaa, beni
görmezden gelmiyorlar” düşüncesiyle sizi tatmin veya mutlu edebilir. Buna loser
denir, buna troll denir, buna zavallı denir işte, buna acınır, buna içilir.
BlueBall bir ormana gelmişti çünkü orman onun vatanına,
onun özüne benziyordu. Binaları, teknolojiyi, cinselliği bir türlü sevememişti
mavi kurt. Elbette ormana ışınlanmadı bu adam. Haftalarca gezmişti etrafta. Pek
çok ortam denemişti pek çok mahallede. Ve en sonunda ormandaydı. Buraya da bir
bakacaktı. İlk izlenimler iyiydi. Orman güzel biryer olabilirdi. Tavşanlar
falan vardı işte. Imm, şimdi normal bir yazar olsaydı size bir orman tasviri
yapardı. Bik, bik, bik. . . BlueBall ormanın en önemli kuralını bilmiyordu. Orman
ortaçağdı ve ormanda güçsüz olanlar hayatta kalamazdı.
İşte bir gece kurt ulumaları duydu arkadaş ormanda. Tabi
kurt ulumaları ilgisini çekti mavi kurtun. O da uladı ama bunu yapınca
uluyamadığını fark etti. Miyavlayabiliyordu ama ulayamıyordu. “Tanrım, ne tür
bir kurtum ben” dedi kendine lânet ederek. Daha sonra etrafta sesler duydu. Zaten
hep etrafta sesler duyuyordu; ormandı çünkü burası. Rüzgâr mı yapıyordu bu
sesleri yoksa gezinen bir şey mi anlayamadı. Daha sonra elbette üstüne bir
kurtadam atladı. BlueBall ezilmişti ve elini falan tutuyordu kurtadam. Falan
dedim çünkü kurtadamın elleri biraz devdi. Adeta eziyordu BlueBall'ın
kemiklerini ona her dokunuşunda kurtadam. “Nesin sen?” dedi kurtadam. Onu
sorguya çekiyordu.
Bu kurtadam üç metre boyunda falandı ve tonlarca
ağırlıkta olmalıydı. Şu anda bir dizi BlueBall'ın üstündeydi. Bu nedenle
BlueBall yaşamaya devam etmekte zorlanıyordu. “Ben bir kurdum, senin gibi”
diyebildi zorlukla BlueBall. İç organları ağzından çıkacakmış gibi
hissediyordu. Üzerinde tonlarca ağırlık vardı. “Benim gibi mi? Benim gibi öyle
mi! O garip mavi tenin ve cılız bedeninle benim gibisin yani? Ne sikim bir
yaratıksın sen böyle?” dedi kurtadam BlueBall'a bakarken ama gözgöze
gelmiyorlardı çünkü BlueBall kafasını çeviremiyordu. Yani kurtadam onu altına almıştı
ve Blueball'ın sırtına diziyle veya dizkapağıyla mı desem, bastırıyordu.
Yaklaşık olarak BlueBall'ın üstüne oturmuştu da diyebiliriz. Imm, öyle işte…
Of, hiç bilmiyorum ki ne yazsam hoşuna gider okuyucu. Tek tek ulaşın bana,
derdiniz ne anlatın. Bütün insanlığın, bütün insanların derdi ne? Ben sadece
yalnız olmamak istiyorum. Gerçi evde bir kızla yaşasak da sıkılırdım sanki…
Bundan sonra ne yapacaktım? Huzur İslam'da yuno, müslüman ol oğlum. Sex falan
yok; ölene dek Allah için ve müslüman kardeşlerimiz için ve de elbette
vatanımız için çalışıp duracağız. Sonra da cennete gidip huzura ereceğiz
inşallah…
Bak müslüman dostum, şunu iyi anla: ölene dek Allah için
yaşayıp öldükten sonra da cennete gitmeyi istemiyorum. Çünkü burada mesele
ölmek. Dünya bitince ne olacağını, öteki tarafın nasıl biryer olduğunu hiç
bilmiyoruz. Reklamlarda birisi çıkıp cenneti anlatmıyor ki… Cennete
gideceğimden emin olsam bile “ben oynamıycağm yaa” der bir kenarda yine
hayatımı kendi bildiğim gibi yaşamaya devam ederdim. Sevmedim bu oyunu ya.
Böyle sevap kazanmak falan bana sıkıcı geldi. Gidip o siktiriboktan Silkroad'ı
veya PvP sistemi olmayan Ragnarök online'ı oynayacağım. Onlar da sıkıcı. Ben
sanki yaşamaktan sıkılmışım. Hani sonsuz yaşam vampirlerin lânetidir derler ya.
Ulan madem bu lâneti kaldıramıyon, varoluş anlamsızlaştı vampir kardeş; kazığı
geçireyim kalbine de öl. Öff, elimizde ölmek üzere olan bir BlueBall vardı.
BlueBall'daydı konuşma sırası “Ben çok yalnızım…”.
Kurtadam “Evet foklar da yalnız” dedi. Sevgili okur, foklar yalnız mıdır?
Onların yağından rus psikopatlar kozmetik ve ilaç şeysi yapıyorlar. Foklar pek
çok habere konu oldu. Mesela bir keresinde bir fok (balığı) bir penguen kuşuna
tecavüz etmişti. Acımayın foklara. Ayı gibidir onlar veya ımm, kurt falan gibi
yırtıcı. Ne yazacağım, ne zaman ne yapacağım hiç belli olmuyor değil mi? Beni
okumaktan eğer zevk alabiliyorsan bunun bir sebebi de budur belki. Ben
bilmiyorum ki sen ne düşünüyorsun; şu an mesela…
Kurtadam, BlueBall'ı eliyle tutarak(gereksiz tasvir,
psişik güçleriyle havaya kaldıracak değil ya) havaya kaldırdı. Onu ensesinden
bir eniği tutar gibi tutuyordu. BlueBall da kendini bir enik gibi kasmıştı.
Canı acımasın diye kasıyordu ensesini çünkü kaslar kasıldığında sertti ve
darbelerden koruyordu boynun arka tarafını. “Ormanın kuralı bilir misin insan”
dedi kurtadam. Neden BlueBall'a insan diye hitap ediyordu? Çünkü onu arasına
almamıştı yani onunla türdeş olduğunu, benzer veya aynı olduğunu kabul
etmiyordu kurtadam. Birde şu varki bu kurtadam erkekti, birde kadın kurtadamlar
vardır. Kadın kurtadamlar…
Bir kurtadam nasıl kadın olur? Kadın bir kurtadam hayâl
edebiliyor musunuz? Acaba sekiz tane mi memesi olur, iki tane mi? Evet, kadınsı
hatları olan, kıllarla kaplanmış bir vücut. Memeleri de unutmayalım. İki
memenin arasında iyice uzun tüyler var ki memeler gözükmesin. Hangi hayvanın
cinsel organı veya memeleri gizlidir yani tüylüdür? Doğada eşcinsel veya tür
dışı ilişki yaşayan hayvanlar bile var. Müslümanlar gerçekten çok garip.
Kuşların falan da ibadet ettiğini veya sohbetlerini saygıyla dinlediğini falan
düşünüyorlar bazen. Ağbi, kafa insanlarsınız.
Diyeceğim o ki, kurtkadınlar da çok seksidir. Erkekler
geniş göğüslü ve hayvan gibi omuzlu, goril gibi kolludur. Kadın kurtlar ise çok
hızlı koşarlar, dikkatli ve zekidirler, düşünürler, çekicidirler… Bunlar
dışında bir erkek kurt ile bir dişi kurt arasında bir fark yoktur. Suratları
neredeyse aynıdır. Farkı ancak bir ressam anlayabilir. Teknoloji ilerledi
ilerleyeli ressamları onlara çizer diye hitap ederek aşağılar olduk. Halbuki
ressam çok daha şekil bir kelime. Çizer türkçe oysa ve doğru olan o. Yani
ressam diyerek türkçeye mi ihanet edelim, çizer diyerek ressama mı ihanet
edelim? Hayat iki ucu boklu değnek.
“Ormanın kuralını bilir misin insan, daima güçlü olanın
istedikleri gerçekleşir.” dedi kurtadam. BlueBall'ın pantolonunu çıkardı
kurtadam. BlueBall'ın bir cinsel organının olmamasına şaşırmamıştı. Sanki bu
çok normal bir şeymiş gibi davranıyordu. Çok geçmeden kurtadamın niyeti
anlaşıldı. Kurtadam da çıplaktı. İlk başta “belki kurtinsanlar çıplak oldukları
için beni soyuyordur” diye düşünmüştü ama daha sonra tecavüze uğrayacağını
farketti işte. “Biliyorum, herkes benim çekici olduğumu düşünüyor çünkü
öyleyim. Büyülü bir şekilde herkesi kendime âşık ediyorum. Ama aslında ediyorum
demek yanlış olur çünkü bu benim kontrolümde değil. Güzel olmanın lâneti bu. Hem
herkes bana hayran oluyor hemde herkes benimle sevişmek istiyor. Bu nedenle
bana tecavüz etmek istemeni anlayışla… Aaaah, lafımı bitirmemi bekleyemez
miydin?” tırnak işareti içindeki kısmın hepsini BlueBall söylemişti =P
Sonra kurtadam konuşmaya başladı “Dostum bak, sana
tecavüz etmem hoş değil. Ve dahası sana götünden tecavüz etmem daha da hoş
değil. Kendin söyledin, güzel olanın kaderi tecavüze uğramaktır. Veya işte
sürekli taciz edilirsin. Oysa itici olsan seni görmezden gelirler ki bu da hoş
değil çünkü bu yoksayılmaktır. Yazar bir kez daha hayat iki ucu boklu değnek
yazmak istemiyor ki bu çok boktan bir laf zaten. Yazarın sürekli götü sikilen
ana karakterlerden bahsetmesi belki de yazarın tecavüze uğramak istediği
anlamına geliyordur. Peki yazar bir bayan olsaydı ve aynı şeyi yine yapsaydı
yine onun eşcinsel olduğunu varsayabilir miydik? Göt siktiren kadınlara melek,
göt siktiren erkeklere sapık manyak muamelesi yapıyoruz ama bok boktur ve kim
ne derse desin bence kadın götüyle erkek götü aynı, sadece kadınlar
koşamadıklarından kadın götü daha kassız. Biliyorum çok uzun konuştuğumu
düşünüyorsun ama şu anda sana tecavüz ediyorum ve o klişeleşmiş onlarca
cümleden başka ne söyleyebilirim ki? Ha yazar gerçekten götünü siktirmek
isteseydi gider siktirirdi hatta bunun için ona para verecek insanlar bile var
ama mesele bu değil. Mesele hayatın boktan olması ve insanın ölmek istemesi.
Götünüzün sikilmesi çok gıcık bir durumdur çünkü siz hafif bir ağrı hissederken
sizi siken kişi bundan çok zevk alabilir. Dostum belki de yazar böyle boktan
bir durumda olmak istiyordur çünkü asıl mesele şu ki herkes bencil ve herkesin
götü kalkmış. Herkes onurlu, gururlu, şerefli, namuslu… Bizim yazarcan ise
“siktir et” modunda. Ben normal bir insan, sıradan bir insan, diğerleri gibi
bir insan, çoğunluk gibi bir insan olmak istemiyorum okur. Ya hiçbir tepki
vermem ya da onu öldürürüm. Bu ikisinin arasını ise uyarılar ve tehditler
doldurur. Ben geleceğimi düşünmem ve planlamam. Ben sadece diğer insanları
düşünürüm. Onların benim hakkımda ne düşündüğü önemlidir sadece. Ve onlardan
nefret edersem onları öldürebilirim.”
BlueBall “Ne saçmalıyorsun sen?” dedi bütün bu
söylenenlerin üzerine. Kurtadam onu sikerken onun genital bölgesine koyuyordu
elini. “Çek elini oradan.” dedi BlueBall. “Neden, zaten boş; zaten bir cinsel
organın yok.” dedi kurtadam.
Bu kitaptaki cinselliği sizi azdırmak için veya sex satar
düşüncesine sahip olduğum için yazmadım. Yazdım çünkü senaryo böyle. Yani
olaylar böyle oluyor. Cinsellik hayatın bir gerçeğidir ve yemek yemekten,
tuvalete gitmekten daha önemlidir bizim için. Bu nedenle yazdım bunları. Bu
kitap olabildiğince gerçektir, bir çocuk hikâyesi değil bu. Sadece farklı bir
evrende, farklı bir gerçeklikte geçiyor o kadar. Kitap ve hikâye hakkında ne
düşündüğünüz umrumda değil ve benim hakkımda da ne düşündüğünüz umrumda değil.
Siyasi görüşlerini, dinlerini, ırklarını anlayamadığınız karakterler bunlar. Bu
nedenle sizin algınızın dışında davranışlara sahipler. Sizin ezbere yaşadığınız
hayatınıza bir küfür olsun diye yazdım bütün bunları. Ne kadar anormal, mantık
dışı, anlamsız olay ve kişilik varsa bu kitap hepsini içeriyor. Zaten bir kitap
da gerçek dünyadan koparmak için yazılır yaşamaktan bıkanlara.
“Bir dakika, yoksa…” kurtadam bir şey keşfetmiş gibiydi.
Parmaklar genital bölgenin üstündeydi. “Hayır, sakın!” dedi BlueBall. Parmaklar
ete saplandı. Bir inleme tuttu. Haykırışlar ormanda yankılandı. “Burada bir
vajina varmış.” dedi kurtadam. “Hayır, sakın. O bir kadınınkiyle aynı değil.
Onu kullanamazsın.” dedi BlueBall. Acıyla garip sesler çıkarıyordu yine. Kurt
pençesi etini delmişti. Ve o delik genişletilmeliydi. “Yapma, bundan hiç zevk
almıyorum” dedi kurt. Canı çok acıyordu yarak içeri girerken. Hiç zevk
almıyordu. Kıçına girerken de zevk almamıştı ama hiç olmazsa bu içi oyulurcasına
hissettiği acı yoktu. Acılar içinde çığlıklar atarak sikildi.
Artık internet falan var. Benim burada olan biteni tasvir
etmem neye yarar ki? Sizin hayâl gücünüze bırakıyorum. Bunlardan TDK'nın dediği
gibi elle tatmin malzemesi çıkaracaksanız çıkarın yani. Boşlukları şimdiye
kadar gördüklerinizden yola çıkarak doldurun.
Gelişmemiş bir kadın cinsel organına sahip bir erkeğin
tecavüze uğraması ve elbette bundan hiç zevk almaması hoş değildi tabi. Hoş
olması da gerekmezdi zaten. Dünya hoş biryer değil ki. Fransa'nın Afrika'yı
kıtlık ve salgın hastalıklarla başbaşa bırakmak için Afrika tarımını baltalayıp
çetelere bağış yapması mesela hoş değildi. Hoş olması da gerekmezdi.
“Bak dostum, sana tecavüz ettim çünkü daha önce hiç
tecavüze uğramamıştın. Tecavüze uğramış olsaydın da sana tecavüz ederdim çünkü
nasıl olsa önceden tecavüze uğramış olurdun. Sence ben çok mu zeki bir
kurtadamım veya bir kurtadam için çok mu anormal konuşuyorum? Bütün bunları
boşver dostum. Az önce sana tecavüz ettim ve bundan zevk aldım çünkü daha önce
-ismin neydi, mavi kurt- hiçbir mavi kurda tecavüz etmemiştim. Aslında sana
tecavüz de etmeyebilirdim ama ortada bir neden yokken seni öldürebilirdim de.
Seninle arkadaş da olabilirdim tabi ama arkadaşa ihtiyacın varsa arkadaş
olursun veya arkadaşlarınla vakit geçirirsin. Kim deli gibi evde oyun oynamak
isterken arkadaşları çağırdı diye dışarı çıkıyor ki? Çıkarsa neden çıkar, çünkü
insanların ne zaman ne yapacağını bilemezsin. Ve onların ne yaptıklarını
ezberlediğinde artık sıkılırsın. Kısacası sana tecavüz ettim çünkü bu beni
mutlu etti. Peki sen?” Konuşma sırası sonunda BlueBall'daydı. “Dostum bence de
bu farklı bir deneyimdi ve asla unutmayacağım, hatırlayıp gülümseyeceğim anlar
yaşattın ama çok canım acıdı ve acı dolu çığlıklar attım yani kısacası bu benim
için bir işkenceydi.” Kurtadam konuşacak şimdi. “İşte işkence de güzeldir
esasen. Sana vakit ayırıp seni sikmek için efor harcadım. Sen olmasaydın
olabilir miydi bu? Her şey senin ve benim içindi.” Birde böyle deneyelim:
—Ben esasen zevk aldığıma veya memnun kaldığıma emin
değilim.
—Hiç yapmasaydık daha mı iyiydi?
—Hayır.
—Neden ama, canın acıdı??
—Ama canım sıkılıyordu ve aramızda bir ilişki oldu. Belki
beni bir daha becerirsin ama bu sefer canımı yakmazsın böyle.
—Özel anlardı, eşsiz anlardı diyorsun. Hayatının diğer
anlarından farklıydı yani.
BlueBall kesinlikle tecavüzü engelleyemezdi. Kurtadama
saldırsaydı kurtadam sinirlenecek ve yırtıcı bir hayvana dönüşecekti. Böyle
kaslı ve dev bir yaratığa nasıl zarar verebilirdi ki BlueBall? Şimdi yeni bir
arkadaş kazandığını umuyordu BlueBall. Micheal, Mastermind ve diğerleri onu son
derece umursamıyorlardı. Gelse fark etmiyor, gitse fark etmiyor, onu rakip
olarak görmüyor, ona ilgi de duymuyorlardı. Yani o onların ne düşmanıydı, ne
dostu. BlueBall'a işleri düşene kadar BlueBall'ı yok sayacaklardı. Ruh hastası
olan Orion ve Ejder ise BlueBall'dan açıkça nefret ediyorlardı. Ejder,
BlueBall'ın adeta kötü ikiziydi. Lucifer'ın lânetlediği vücuttan geriye
kalanlar BlueBall'dı. Ejder ise lâneti yemişti, şapa oturmuştu. Orion zaten
aslında psikopat, disiplinli, sorunlu, kendisiyle çatışan, nefsimi öldürmeliyim
falan gibilerinden kendiyle boğuşup duran İslam sonucu şizofrenleşmiş bir
tipti. Orion gerçekten şizofren ve paranoyaktı. Ona göre herkes günahkârdı ve
herkes doğru yola sevk edilmeli veya öldürülmeliydi. Kendisini de günahkâr
olarak görüyordu manyak herif. Bu “lânet olsun dostum, hepimiz cehenneme
gidiceğz” tavırlarıyla ne kadar yaşardı bilinmez. Yani bu kadar karamsarlıkla
ne kadar yaşayabilirsiniz ki?
BlueBall kimsesi olmayan bir kimseydi. O aslen
hiçkimseydi. Anlamsızlık, boşluk, gereksizlik, yalnızlık. . . Bu duyguları
biliyor musunuz? Elbette bilirsiniz. Aseksüel olduğundan seksle dolduramıyordu
bu anlamsızlığı. Yani birisine âşık olup onunla yaşayamazdı. Anüsü ve o dandik,
çelimsiz vajinası elbette kanamıştı ve hâlâ kanıyordu. BlueBall varolmasının ne
anlama geldiğini bilmiyordu. Dünya da şaşkındı o da şaşkındı onun varlığına.
Bir kaza sonucu doğmuştu sonuçta.
Biraz da kurtadamlardan bahsedeyim. World of Darkness'daki
kurtadamlar ilen yonias evrenindeki yani Mavi Kurt Ruhu ve Peri Kolonisi
hikâyelerinin geçtiği evrendeki yani benim yaptığım(elhamdülillah, yaratmak
Allah'a mahsus efenim) evrendeki kurtadamlar tamamen farklıdır. Kendi
evrenimdeki kurtadamlardan bahsedecek olursak, kurtadamlık melez bir ırktır.
Kurt ile öteki şey arasında bir şeydir. Ama ne kurttur ne o şey. İkisinden de
çok fazla farklıdır. Kurtluk ana-babadan çocuğa geçer. Ve bazı aşmış kurtlar
sizi büyüleyerek de kurtadam yapabilir. Kurtadamlar vampir ve kurt karışımı
olup vampirleri yok etmek için yaratılmıştır. İşte çok fazla kurtadam çeşiti
vardır. Beyaz kurtlardan gölge kurtlara, naturalist kurtlardan dev kurtlara
kadar çeşitlenmişlerdir. Çok farklıdır kurtlar. Bazıları sadece dolunayda kurtadamken
bir diğerleri sürekli kurtadamdır falan mesela. Kurtadam olmanın kötü yanı çok
fazla acıkmaları ve kolayca açlıktan ölebilmeleridir. Bir kurtadam her türlü
çiğ eti yiyebilir fakat sürüngen hayvanları ve kurbağaları yiyemezler çünkü o
etler bildiğiniz gibi zehirlidir. Köpekbalığı gibi bazı balıklar da zehirlidir.
Siz en iyisi geyik, ceylan falan kovalayın; garip deniz varlıklarıyla(sünger
falan; canlılar mı hayvanlar mı belli değil) fazla muhattap olmayın. Ha, birde
etobur hayvanları genelde yemez kurtadamlar. Sağlığa zararlı çünkü…
BlueBall artık sürekli uyuyan, saf, barışcıl, şefkat dolu
birisi değildi çünkü Orion'u diriltirken kişiliği değişmişti. Jöleye dönüşüp bir
anahtar deliğinden geçebildiğini keşfetmişti mesela. Bu da yetmemişti pek çok
kadına tecavüz etmişti. Jöleye dönüşerek bedenlerin içinde geziniyordu bazen.
Boğulmuş cesetler bırakıyordu ardında. İçindeki o boşluk hissi sona ermişti.
Sonsuz hırsızlık yapmıştı. Saklanabilir, gizlenebilir, şekil değiştirebilir ve
böylelikle insanların hayatlarını emerek hiç çalışmasına, çabalamasına gerek
kalmadan kolayca yaşayabilirdi. Canı ne isterse yapıyordu. Kimseyi dövmedi ama
pek çok kişiyi akciğerlerine girerek öldürdü. Hayatlara tecavüz ediyordu.
BlueBall, Micheal'ın ruhunu aldığı için pek çok yeteneğe sahip olmuştu. En çok
yeteneğe sahip olan mavi kurt BlueBall'dır. Micheal ruhunu Orion'a vermişti ama
aslında en çok ruhu BlueBall çekmiş, fazlaca güçlenmiş, onlarca yeteneğe sahip
olmuştu. Karnındaki sarı halka elbet bir gün bir işe yarayacaktı. Orion ona
kılıçla vurduğunda hayalet olup kılıcın içinden geçmesini sağlamıştı ayrıca. Jöle
olup darbelerden sıyrılmıştı. Her şekli alabilirdi BlueBall jöleyken ve kılıç
darbeleri hep bedeninin yanından geçip gitmişti. Ayrıca binaları yıkabilecek
mavi topları da unutmamak lazım. Ve BlueBall'ın hâlâ kendisinin bile bilmediği
güçleri vardı.
Hayat böyle anlamsız yaşayınca daha anlamlıydı. Hotaru ve
Athena'ya geri dönebilirdi BlueBall ama neden? Şüphesiz ki Athena ve Hotaru,
BlueBall'ı özlüyor, aşk acısı çekiyordu ama bütün bunlar yeni vahşi, haylaz
BlueBall'ın umrunda değildi. Micheal'ın kokuşmuş kişiliği adeta budist bir
liderin kişiliğine sahip olan BlueBall'ın kişiliğini fazlaca bozmuştu. Zaten
eski BlueBall yarımdı. Bir cinsel organı yoktu, kendi düşünce ve görüşleri
yoktu, kendi arzuları yoktu, kendi sorunları yoktu… O sadece iyi biriydi. Belki
hâlâ iyi biriydi. Öldürdüğü herkes orgazm olurken, kendilerini rahat ve huzurlu
hissederken ölmüştü. Yani ölenler ölürken korkmuyorlardı. Sadece ölmek istemeyip
biraz çırpınmışlardı ama zevk içinde kendilerinden geçmişlerdi. İnsanları
öldürmek kötü bir şey olabilir ama zaten bir gün ölecekler. BlueBall onları
sadece yaşlanmaya başladıkları için ve kimse özlemeyeceği için öldürmüştü.
İnsan 25 yaşından sonra yaşlanmaya başlar. Ve en azgın erkek 19 yaşındaki
erkektir. Bunlar hayatın gerçekleri. Peki biz kaç yaşında evleniyoruz? Kaç yıl
yaşıyoruz? 50 yaşından sonra yaşamanın ne anlamı var? 24 yaşında evlenip çocuk
yaparsan sen 50 yaşındayken ancak 26 yaşında olur yani torunlarını anca
görürsün. Bence 19 yaşına gelmeden evlenmeli insanlar. Hatta kızların 2 yıl
erken yetiştiği söylenir. Zaten erkekler savaşlarda öldüklerinden istedikleri
gibi gencecik, bebecik kızlarla evlenebilirler yani erkeğin kendinden 2 yaş ufak
kızlarla evlenmesi çok normaldir. Gönül isterdi erkekler de 14 yaşında falan
evlensin ama neyse, 19 yaşından önce evlenmek de çok kötü değil. Eğer bir erkek
24 yaşında hâlâ evlenmemişse şu kokuşmuş, tecavüzcü toplumda kesin birilerini
sikmiştir yani bâkir değildir. Ama kızları çok edepli yetiştirdiğimiz için
onlar 30 yaşında da olsalar daha hiç anal, vaginal sex falan yapmamış
oluyorlar. Birde bir anahtar her kilidi açıyorsa super bir anahtardır ama bir
kilidi her anahtar açıyorsa o berbat bir kilittir meselesi var. Bence kadın da
erkek de insan olduğu için biz erkekler ne kadar sikişiyorsak -ki kadınlar
namuslu olduğundan travesti, fahişe falan sikiyoruz- kadınlar da o kadar
sikişmeli. Yani ben sikişiyorum, karım sikişemez demek saçmalıktır. Ha ben
kıskanırım, benden başkası o amı kullanamaz diyorsan hıyarları, muzları,
patlıcanları falan da kıskan o zaman. Ortaçağdaki örf, adet, gelenek ve
göreneklerimizi ve hatta dinimizi artık bir kenara bırakıp uzay çağına geçsek
mi nurcu kardeş? Evlenirken önemli olan aldatır mı aldatmaz mı değil, terk eder
mi terk etmez mi olmalıdır. Sen diyorsun ki “işte bu kadın bozuk, bu beni
aldatır” ama şu var ki bozuk olmayan kadın da aldatabilir. Hem bâkire olmayan
kadınlar yarak delisidir, iyice sikilmeden rahat durmaz mı sanıyorsun? Dostum
lânet olası kadınlar da eşcinsellik erkeklerden daha yaygın çünkü onlar
birbirlerinin amına kocaman muz sokuyor ama biz erkekler birbirimizin sıçma
organına sokuyoruz. Yani konu cinsellikse her zaman kaybeden ve zavallı olan
sayıları kadınlardan az olsa da erkektir. Bu nedenle karımıza onu sikmek için
ve onun bizi terk edip gitmemesi için sürekli yalvarmalıyız. Onları bol bol
sevip, bol bol öpüp, bol bol yalayıp sarılmalıyız. Onların istediği sikilmek
değil, sarılmak çünkü zaten büyük boyutlu, uygun bir dildo tüm penislerden daha
tatmin edicidir. Ahh dostlar, sizi aldatmayacak değil, sizi terk etmeyecek veya
sizden sıkılmayacak kadınla evlenin. Siz sanıyorsunuz ki çocuk kadından çıkıyor
ve bu nedenle kadın çocuklarını bırakıp sizi terk edemez çünkü annelik hisleri
vardır falan. Annelik hissi diye bir şey yoktur dostum. Siz de karnınızda 9 ay
çocuk taşısanız siz de onların ölmemesi için ve büyümesi için çabalarsınız.
Yani “annedir, çocukları bırakıp gidemez, ben olmadan da çocuklara bakamaz
zaten” demeyin çarpılırsınız. Off, ebesinin amı gibi paragraf yazmışım, bir
boşluk bırakıp bitirsem mi artık? Kısacası 19 yaşından önce evlenmek isteyen erkekleri
evlendirin. Siz diyorsunuz “Kızım güzel, avukat alacak; kızım okumuş, doktor
alacak; kızım hamarat, mühendis alacak…” falan ama zaman geçiyor aq. Yani o
kızı 25 yaşına kadar kimse almamışsa artık kimse almaz. 30 değil! 25 yaşından
sonra yaşlanırsın! Bundan dolayı erkek sayısının kız sayısından az olduğunu göz
önünde bulundurup 25 yaşına gelmeden kızı birine sallayın. Gençlerin aşkına da
karışmayın. Bir tinerci kızınız uğruna ölmeyi göze alabilir. Yani önemli olan
sevgi, para pul götünüze girsin…
Şu an yazmakta olduğum bu kitapla ilgili bir şey fark
ettim. İmlâ günümüzde kimsenin önem vermediği bir şey. Kitap değişken imlâ
uygulamalarıyla sizin sinirinizi bozuyor olabilir ama dostum kitaptaki tüm imlâ
hatalarını bulup düzeltmek kolay mı? Takmayın imlâya. Bu kitapta imlâdan dolayı
anlaşılmayan cümle yok. Bu kitaptaki tüm anlaşılmaz cümleler ben kitabı hızlı
okumanızı istemediğimden anlaşılmaz ;)
Bu kitap çok akıcı, çok dolu, çok öğretici ve çok kafa
sikici bir kitap. Neden? Çünkü içinde uzun tasvirler yerine jet hızında
ilerleyen yüzlerce olay var. Bir dövüşü kimin kazanacağını ya da neler
olacağını tahmin edebilirsiniz ama bu çılgın hikâyede on sayfa sonra neler
olacağını tahmin edebiliyor musunuz? Bu kitabı mükemmel yapan işte bu tahmin
edilebilinemezlik. Çünkü burada mavi kurt denen uzaylı kurtadamlardan
bahsediyoruz ve bu herifler uçuyorlar falan lan?? Hiçbir bilginiz yok. Hikâyeye
girecek olan onlarca önemli karakter hakkında hiçbir bilginiz yok. Benim
kitaplarımda tüm karakterler önemlidir. Ve en önemsiz şey detaylardır. Bilmeniz
gereken sadece kimin neyi neden yaptığı. Kitaptaki bütün karakterler önemli ve
şunu gördünüz, Orion ölürken ruhu iki zıt parçaya bölündü ve iki yeni karakter
oluştu: Lucifer tarafından zehirlenen Ejder, Orion'un bastırdığı kişiliği
BlueBall ki BlueBall, Orion'un dirilişine kadar travmadaydı ve bu nedenle bir
deli gibi, sakat bir insan gibi davranıyordu. BlueBall'ın sex ile
ilgilenmemesi, BlueBall'ın Athena'ya yanlışlıkla aşırı güç kullanması,
BlueBall'ın salak bir çocukla yakınlaşması ama kimseyle konuşmaması, arkadaş
olmaması ve bir aileye ihtiyaç duymaması, hepsi tamamiyle bir kişilik
bozukluğuydu çünkü BlueBall'ın ruhu eksik ve tamamlanmamıştı.
Ayrıca bu kitap yazarı çok dost canlısı ve sapık ve
sevecen ve sevgi dolu olduğu için harika. Yani bu kitapta sadece mavi
kurtlardan bahsedilmiyor. Size kendimi de anlatıyorum ve pek çok önemli başka
şeyi. Biraz da kurt efsanelerinden bahsedeceğim şimdi… SA ROME isimli İtalyan futbol
takımının ambleminde iki insan bebeğini emziren bir kurt vardır mesela. Ayrıca
bazı avrupalılar soylarının kurtlardan geldiğine inanırlar. Kurtlar en zeki
köpeklerdir ve kurtların çeneleri neredeyse tüm köpeklerden güçlüdür(Kangal ve
bazı beslenmesi yasak türlerden güçsüz). Kurtlar en yırtıcı ve tehlikeli
hayvanlardır. Kurtlar avlarını tek başlarına yiyip bitiremeyen tüm hayvanlar
gibi grup halinde yaşarlar. Kurtlar tıpkı ejderhalar gibi en çok sayıda
efsanede ve kültürde bahsi geçen hayvanlardır yani en çok saygı duyulan ve
korkulan hayvanlardır. Kurtlar saatte 65 kilometre hız yapabilirler. İnsan
boyunda kurtlar çok nadiren olabilmektedir. Aç kurtlar sinirli olurlar ve zevk
için öldürebilirler, ayrıca her şeye saldırıp birbirlerini bile yiyebilirler.
Yaşlı bir kurt yalnız başına ölmek ister çünkü diğer kurtları üzmek istemez ve
zayıflığından utanır. Ateşli silahları bulan insan en çok kurt katliamı
yapmıştır çünkü en çok korkulan ve öküzlere falan en çok zarar veren hayvan
kurttur. Kurtların nesli tükendiğinde geyikler ormanları yiyip bitirmiştir ve
bu yüzden Amerika'ya tekrar kurt getirilmiştir. Kurtlar en sivri dişli köpeklerdir.
Kurtların bazı türleri soğuğa çok dayanıklıdır ama sıcak yerlere uyum sağlayan
kurtlar da var. Kurtlar pek çok hayvanın aksine ömrü boyu aynı eşle çiftleşir
veya sürüdeki bütün dişileri sürü lideri döller. Yani kurtlar cinsel
dürtülerini kontrol altına alan ve her önlerine gelen kurtla çiftleşmeyen
hayvanlardır ama köpeklerle de çiftleşebilirler. Kurtlar kendi soylarından
olanlarla çiftleşmek istemezler. Karnı aç olmayan kurtlar yalnız gezen
insanlara belki saldırmayabilirler. Hmm, bildiğiniz gibi bazı türkler de
soylarının bir dişi kurttan geldiğine inanır. Karman çorman bir paragraf oldu
ama neden insanların kurtlara bu denli kafayı takıp kurtadamları salladığını
bilin istedim.
Biraz da Osmanlı'dan bahsedeyim… Sonra da hikâyeye devam
edeceğim. . . Osmanlı padişahları gittikçe dinden uzaklaşmışlardır. Yani ilk
padişah falan muhteşem disiplinli insanlarmış. Ama Kanuni'den sonra bilindiği
gibi çürümeler başlamış. İslam'da kölelik ve cariyelerle ilişkiye girmek falan
günahtır ama Osmanlı'da son dönemlerde harem görülüyor. Ayrıca Hac, Osmanlı
toprağı olmasına rağmen padişahlar Hac'ca gitmemişlerdir. 4 yıllık sefere çıkan
padişahların Hac'ca uğramaz olması gariptir. Osmanlı'da da her türk devletinde
olduğu gibi kardeş katli vardır yani kardeş kardeşi öldürür. İslam der ki bir
insanı öldüren herkesi öldürmüştür yani bu en büyük günahlardandır. Padişahlar
alkol yasakken alkol tüketmişlerdir. Özellikle bazı son padişahlar lükse çok
düşkün ve tembellerdir yani saraydan çıkmazlarmış falan.. Bazı padişahların
biseksüel olduğu da söylenir. Hatta bazı insanların sikmek için oğlan köleleri
varmış. Ha sarayda, haremde falan hadım edilmiş köleler bulunduğunu da
unutmayın. Yani kölelik zaten İslam'da yasak, hadım edilmiş köleleri satın alıp
onları hadım edene para kazandırmak ne derece doğru bir düşünelim. Ayrıca birde
zıbıkçılar varmış bunlar zıbık yani dildo üretirlermiş. Kısacası Osmanlı'nın
son döneminde harem adı altında dünyevi cennet kurulmaya çalışılmış. Kısacası
Osmanlı yöneticilerinin bazıları bile dini bozuk kişilerdir. Kimin iyi, kimin
kötü; kimin dindar kimin münafık olduğunu öyle yüzüne-tipine bakarak
anlayamazsınız. Herkesin tipi, kıyafeti aynı mı olacak amık!!11-!
* * *
Orion, BlueBall'a yenildikten sonra Ejder'i emerek yok
etmeye karar vermişti çünkü hem BlueBall'dan kuvvetli olmalıydı hemde
Lucifer'in lânetlediği bedeni yok etmeliydi. Bu sefer haftalarca hazırlanıp
öyle gitti savaşa. Kendisini gücünü düzene sokarak hazırladı. Kutsadı kendisini
ve vücudu sarı bir renkle parlamaya başladı. Bu onun çok yıpranmasına ve
yorulmasına neden olabilirdi ama Ejder'i kesinlikle yok etmek istiyordu. Ayrıca
yeni bir zırh giymişti.
O sırada Ejder ne yapmaktaydı ve neredeydi? Orion,
Ejder'in ruhunu ve onun ne tarafta olduğunu hissedebilirdi. Şimdi Ejder siyahtı
ve Orion sarı renkliydi. Ve havadalardı, hazırlardı savaşmak için. Orion ilk
kez uçuyordu. Bu yetenek yeniden doğuşunda ona geçmiş olmalıydı ama yine de
uçmayı öğrenmesi ve uçabilmesi çok zor olmuştu. Belki rengini sarıya çevirerek ruhsal
enerjisini aşırı bir seviyeye taşımasaydı bunu başaramazdı.
Aşağıda bir şehir vardı. Tam ayakların altında. Metropol,
büyük bir metropol. Hemde en büyüğünden. On milyonu geçti bu şehir. Dünya'nın
kesinlikle en büyük metropolü en sıkışık yollara sahip olanından. Burada her an
yoğunluk vardır. Her saatte sokaklarda insan görülür. Gece sarı ışıklar
yıldızları gizler. Ancak, belki çok uzaklarda tekrar görebilirsiniz yıldızları.
Işıkların göz kırptığı da görülmüştür hani arada. Arabalar öyle önünden geçer
ya onların. Beş milyon kadın ve beş milyon erkek; erkeklerden hiç biri
arkadaşım, kadınlardan hiç biri sevgilim değil.
Buralar her zaman metropoldü. Üç bin yıllık tarih, sayısız antik bina. . . Hadi kolaysa sayın bana, sayın antik yunanı, ilk çağ devletlerini, Roma'yı, Bizans'ı, Osmanlı'yı. Ama aldatmasın sizi geçmiş, son buldu rüya. Şimdilerde yalnız turist kazıklamaya yarar bu çürük binalar. Öldü bu şehir öldü. Hala en kalabalık metropol ama ölü.
Şimdi gerçekten ölüyor. . . Havada uçan ayaklar vardı ya iki çift. Tepeden bir şehre bir birbirlerine bakıyorlar kinle. Siyah olan aşağıdan görünmüyor çünkü hava karanlık. Sarışın olan bir yıldız sanılıyor yada bir UFO; adamına göre değişiyor bu. Uçmalarının nedeni siyah olanın uçması. Uçtu ki şehri kolayca yok edebilsin ama sarışın sevmedi bu fikri, siyahı da sevmezdi. Yine de onlar kardeş gibiydi. Akrabalar seçilebilinemez, öldürebilinebilebilir belki ama seçilebilinemez. Biz de beğenmediklerimizi ikisinin yaptığı gibi ayıklamalıyız.
Hangisi daha hızlı uçar? Parayı siyaha mı koysak sarıya mı? Ne yazık ki kırmızımız yok. Siyah biraz sabırsız. Kol ve bacakları aç ve saat yönünün tersine bir tekerlek gibi dön ama sağa veya sola doğru ilerleme çünkü ilerisi yalnız önünde. Saniyede binlerce devir hızla dön kendi merkezinin çevresinde. Bu sarı için pek hayret verici değil, siyah bunu hep yapıyor ama yana kaçılınca sarı olan siyahın şehre düşeceğini fark ediyor. İstanbul yanabilir ama bu Roma gibi değil, tam bir facia tabi eğer sarışın, siyah meteoru durdurmazsa.
Kılıç çekildi ve kendi etrafında dönen yaratıkta bir delik açıldı. Bu onun şimdiye kadar aldığı yaralardan ölümcüldü. Sarışın ne yapıyorsun? Sence bu gerekli mi? Siyah olan ezik büzük duruyordu kılıcın etrafında. O kaybetmişti bitmemiş mücadeleyi. Sarışının şefkati siyahı aşağı bıraktı. Ceset yere yapıştı. Cansız bir et gibi. Siyah olan yine ezildi. Onurluca geri çekilmek istedi ama bu şehrin insanları cinayet işlemişti. Onları affedemiyordu. En azından korkutmalıydı yeteri kadar.
Yerden kalktı siyah ceset. Sarıya hayır dedi kafasıyla. Sarı zaten merak ve öfkeyle bakıyordu. Yukarıda uçtu ve kılıcı sallamak istedi. Siyah kaybolmuştu bile sarının altından geçerek. Bir bina çöktü. Bir bina daha. . . Molozlar çok büyüktü. Bina temeline aldığı darbelerle çöküyordu. Ölüm seslerini dikkatli olan herkes duyabilirdi. Sarışın dikkatliydi. O o kadarcık insanı koruyamamıştı. Öldürmek yanlış siyah, onlar öldürse de sen yapma! Doğru zorla da olsa anlaşılacak ama sen onları inciterek her şeyi zorlaştırıyorsun.
Molozların bir bölümü parçalanarak havalandı. Yıkıntının içinden siyah çıktı. Sarı onun üstüne atıldı. Siyah, sarışını fırlattı. Kılıç ile pençe çarpıştı. Bir sonuç alınamazdı ustaların dövüşünden. Siyah sağ kolunun parçalanmasına izin verdi; sol elinin parmaklarını göğsündeki iyileşmeyen yarığın üzerinden yarığı yeniden yararcasına geçirebilmek için. Kilit açılmıştı ve yarık kırmızı keskin ışını taa siyahın ruhunun derinliklerinden çıkarıp sarışına fırlattı. Sarışın zincir zırhı sayesinde etkilenmeden çirkin binanın bir camından içeri girdi. Pencere dâhil kırılmıştı. Tozlar onu rahatsız ediyordu ama siyah ceset tozdan etkilenmemişti molozun altındayken. Sehpanın üzerindeki cep telefonu sarsıntıdan etkilenerek düştü. Ardından bina çöktü. Sarışın tozu beğenmemişti. Siyah onu öldürmeyeni öldürmüştü; bir ucubeden beklendiği gibi.
Oturup şehri seyre daldı. Gün ışığı yarın ki vahşeti daha iyi gösterecekti. Artık ona engel olabilecek bir sarı yoktu. Şimdi istediğini istediği gibi yapacaktı. Korkunç ölüm gökyüzünden düştü yıllar önce. Önce onu dost sandık fakat felaketleri geldi aceleyle. Şimdi her şey güvensiz ve belirsiz, yalnız bir kaçın elinde. O gelenler gerçekten ucube.
24 saat açık taksiler, 24 saat açık eczaneler, 24 saat açık bakkaliyeler, 24 saat açık fabrikalar ve kimbilir daha neler. İstanbul gerçekten sonsuzdur. İki yüz metre uzakta yaşıyanları bile tanımazsın. Her tür insan vardır ama aslında hepsi tek tür. Benim açımdan bakarsan öyle. Bina ve moloz yığını. Sokak başı bir ağaç düşerse bu taşlar yeşillik. Her yerde her zaman tehlikeli trafik. Çöp kokuları, bitli köpekler, şerefsiz kediler ve kafası güzel tinerciler. Ahh, Allah'ım bu şehri affetmem için bir neden göster. Her mahallede en az bir dilenci, üç-beş internet kafe, binlerce mal insan. Tükürüklü kaldırımlar, boğucu hava ki zaten ortam çok kalabalık, yüz vermeyen kızlar, görünüşüne çok önem veren erkekler. Öyle ki bu erkekler kendi kimliklerini kaybetmiş. Pek çok kişide eşcinsellik gördüm ama hiç biri bunu dışa vurmadı. Gizledi kızlar yüzünden(kızlar asla bisexual erkeklerle sevişmezler, ya diğer kızlarla ya da heterosexual erkeklerle sevişirler). Cinsel hayatın erkekler için en zor olduğu şehir burası ve sonunda yıkılacak. Erkekler umrumda değil ama beş milyon kız ölecek. Güzel cesetleri molozlar gizleyecek. Olay yerine en önce yağmalama timleri intikal edecek. Sonra yine her şey aynı. Emlak fiyatları uçacak ve hemen yeni binalar dikilecek. Bu şehir ne olursa olsun göç almaya devam edecek çünkü salak insanlar burada altın var sanıyor. Benimse tek gördüğüm çürümüş binalar, tükürüklü topraklar, yer yer hayvan pisliğe nadiren de insan pisliğiyle süslenmiş asfalt ve leş kokan hava. Denize hiç değinmeyeceğim. Gerek bile görmüyorum. Yarın bu şehir layığını bulacak; güpegündüz, ulu orta.
Buralar her zaman metropoldü. Üç bin yıllık tarih, sayısız antik bina. . . Hadi kolaysa sayın bana, sayın antik yunanı, ilk çağ devletlerini, Roma'yı, Bizans'ı, Osmanlı'yı. Ama aldatmasın sizi geçmiş, son buldu rüya. Şimdilerde yalnız turist kazıklamaya yarar bu çürük binalar. Öldü bu şehir öldü. Hala en kalabalık metropol ama ölü.
Şimdi gerçekten ölüyor. . . Havada uçan ayaklar vardı ya iki çift. Tepeden bir şehre bir birbirlerine bakıyorlar kinle. Siyah olan aşağıdan görünmüyor çünkü hava karanlık. Sarışın olan bir yıldız sanılıyor yada bir UFO; adamına göre değişiyor bu. Uçmalarının nedeni siyah olanın uçması. Uçtu ki şehri kolayca yok edebilsin ama sarışın sevmedi bu fikri, siyahı da sevmezdi. Yine de onlar kardeş gibiydi. Akrabalar seçilebilinemez, öldürebilinebilebilir belki ama seçilebilinemez. Biz de beğenmediklerimizi ikisinin yaptığı gibi ayıklamalıyız.
Hangisi daha hızlı uçar? Parayı siyaha mı koysak sarıya mı? Ne yazık ki kırmızımız yok. Siyah biraz sabırsız. Kol ve bacakları aç ve saat yönünün tersine bir tekerlek gibi dön ama sağa veya sola doğru ilerleme çünkü ilerisi yalnız önünde. Saniyede binlerce devir hızla dön kendi merkezinin çevresinde. Bu sarı için pek hayret verici değil, siyah bunu hep yapıyor ama yana kaçılınca sarı olan siyahın şehre düşeceğini fark ediyor. İstanbul yanabilir ama bu Roma gibi değil, tam bir facia tabi eğer sarışın, siyah meteoru durdurmazsa.
Kılıç çekildi ve kendi etrafında dönen yaratıkta bir delik açıldı. Bu onun şimdiye kadar aldığı yaralardan ölümcüldü. Sarışın ne yapıyorsun? Sence bu gerekli mi? Siyah olan ezik büzük duruyordu kılıcın etrafında. O kaybetmişti bitmemiş mücadeleyi. Sarışının şefkati siyahı aşağı bıraktı. Ceset yere yapıştı. Cansız bir et gibi. Siyah olan yine ezildi. Onurluca geri çekilmek istedi ama bu şehrin insanları cinayet işlemişti. Onları affedemiyordu. En azından korkutmalıydı yeteri kadar.
Yerden kalktı siyah ceset. Sarıya hayır dedi kafasıyla. Sarı zaten merak ve öfkeyle bakıyordu. Yukarıda uçtu ve kılıcı sallamak istedi. Siyah kaybolmuştu bile sarının altından geçerek. Bir bina çöktü. Bir bina daha. . . Molozlar çok büyüktü. Bina temeline aldığı darbelerle çöküyordu. Ölüm seslerini dikkatli olan herkes duyabilirdi. Sarışın dikkatliydi. O o kadarcık insanı koruyamamıştı. Öldürmek yanlış siyah, onlar öldürse de sen yapma! Doğru zorla da olsa anlaşılacak ama sen onları inciterek her şeyi zorlaştırıyorsun.
Molozların bir bölümü parçalanarak havalandı. Yıkıntının içinden siyah çıktı. Sarı onun üstüne atıldı. Siyah, sarışını fırlattı. Kılıç ile pençe çarpıştı. Bir sonuç alınamazdı ustaların dövüşünden. Siyah sağ kolunun parçalanmasına izin verdi; sol elinin parmaklarını göğsündeki iyileşmeyen yarığın üzerinden yarığı yeniden yararcasına geçirebilmek için. Kilit açılmıştı ve yarık kırmızı keskin ışını taa siyahın ruhunun derinliklerinden çıkarıp sarışına fırlattı. Sarışın zincir zırhı sayesinde etkilenmeden çirkin binanın bir camından içeri girdi. Pencere dâhil kırılmıştı. Tozlar onu rahatsız ediyordu ama siyah ceset tozdan etkilenmemişti molozun altındayken. Sehpanın üzerindeki cep telefonu sarsıntıdan etkilenerek düştü. Ardından bina çöktü. Sarışın tozu beğenmemişti. Siyah onu öldürmeyeni öldürmüştü; bir ucubeden beklendiği gibi.
Oturup şehri seyre daldı. Gün ışığı yarın ki vahşeti daha iyi gösterecekti. Artık ona engel olabilecek bir sarı yoktu. Şimdi istediğini istediği gibi yapacaktı. Korkunç ölüm gökyüzünden düştü yıllar önce. Önce onu dost sandık fakat felaketleri geldi aceleyle. Şimdi her şey güvensiz ve belirsiz, yalnız bir kaçın elinde. O gelenler gerçekten ucube.
24 saat açık taksiler, 24 saat açık eczaneler, 24 saat açık bakkaliyeler, 24 saat açık fabrikalar ve kimbilir daha neler. İstanbul gerçekten sonsuzdur. İki yüz metre uzakta yaşıyanları bile tanımazsın. Her tür insan vardır ama aslında hepsi tek tür. Benim açımdan bakarsan öyle. Bina ve moloz yığını. Sokak başı bir ağaç düşerse bu taşlar yeşillik. Her yerde her zaman tehlikeli trafik. Çöp kokuları, bitli köpekler, şerefsiz kediler ve kafası güzel tinerciler. Ahh, Allah'ım bu şehri affetmem için bir neden göster. Her mahallede en az bir dilenci, üç-beş internet kafe, binlerce mal insan. Tükürüklü kaldırımlar, boğucu hava ki zaten ortam çok kalabalık, yüz vermeyen kızlar, görünüşüne çok önem veren erkekler. Öyle ki bu erkekler kendi kimliklerini kaybetmiş. Pek çok kişide eşcinsellik gördüm ama hiç biri bunu dışa vurmadı. Gizledi kızlar yüzünden(kızlar asla bisexual erkeklerle sevişmezler, ya diğer kızlarla ya da heterosexual erkeklerle sevişirler). Cinsel hayatın erkekler için en zor olduğu şehir burası ve sonunda yıkılacak. Erkekler umrumda değil ama beş milyon kız ölecek. Güzel cesetleri molozlar gizleyecek. Olay yerine en önce yağmalama timleri intikal edecek. Sonra yine her şey aynı. Emlak fiyatları uçacak ve hemen yeni binalar dikilecek. Bu şehir ne olursa olsun göç almaya devam edecek çünkü salak insanlar burada altın var sanıyor. Benimse tek gördüğüm çürümüş binalar, tükürüklü topraklar, yer yer hayvan pisliğe nadiren de insan pisliğiyle süslenmiş asfalt ve leş kokan hava. Denize hiç değinmeyeceğim. Gerek bile görmüyorum. Yarın bu şehir layığını bulacak; güpegündüz, ulu orta.
Evet Ejder, Orion'a saldırmıştı ve Orion kolayca kaçmıştı
ama daha sonra Ejder yere çakılıp şehri patlatmaya karar vermişti. Yere
çakılınca canı acıyor(Ejder acı hissettikçe güçlenir) ve önceden hızla kendi
etrafında dönerek oluşturduğu enerjiyi patlayarak boşaltıyordu. Bu onun sıkça
kullandığı bir teknikti. Ama Orion istemiyordu insanlar ölsün. Ejder'in önüne
atlayıp ona kılıcını sokmuştu. O sırada Ejder dönmekte olduğundan vücuduna
saplanan kılıcı merkez alarak dönmeye başlamıştı. Daha sonra da kılıçtan
kurtulup yere düşmüştü. Tekrar savaşmaya başladıklarında sağ koluyla saldırıyı
engelleyip sol eliyle mührü açarak en tehlikeli saldırısına hazırlanmıştı
Ejder. Ve bir binanın içine fırlayan Orion'un üstüne yıkmıştı o binayı henüz
Orion ayağa kalkmamışken. Yukarıda anlatılanlar bu… Yukarıda anlatılanları
böylece tekrar anlatmış oldum.
Çok zaman geçmeden molozlar fırladı. Molozlar havada asılı
falan da kalıyorlardı. Orion şimdi beyaz renkti ama üstünde sarı renkli
işlemeler vardı. Güller, çiçekler, yapraklar, zarif dallar… Ne saçma
işlemelerdi bunlar? Bunlar dövmeye benziyordu ama tamamen doğaldı. Gözler
sarıydı Orion'un ve bir gözbebeği falan yoktu.
Ejder artık korkuyordu. Kaçmaya karar verdi. Orion onu
kitledi. Ejder uzayda asılı kalmıştı. Havada öylece duruyordu. Koşmayı denedi.
Ne düşüyordu, ne konumu değişiyordu. Ejder'in coğrafi konumu tamamen
sabitlenmişti. Ne yaparsa yapsın hareket edemedi. Korkudan altına işiyordu
herhalde. Orion elinde mızrağımsı bir kılıçla döne döne geliyordu. Ejder ne bu
kılıcı daha önceden görmüştü, ne Ejder'in havada kendi etrafında döndüğünü.
Kılıç Ejder'e çarptı ama Ejder üstün ruhsal güçleriyle kılıcın onu kesmesini
engelledi. Yine de biraz yaralanmıştı.
“Artık bitiyor çocuk. Senin temizlenme vaktin geldi.” dedi
Orion. Ejder artist olduğu için sıçtığı durumlarda konuşmazdı. Orion konuşurken
ağzı kımıldamamıştı ve sesi bir kız sesine benziyordu. Daha sonra Orion beyaz
ışıktan oluşan bir küre oluşturarak parladı. Ejder eriyordu. Daha sonra kutsal
elini Ejder'in kalbine soktu ve ondan kötülüğü çekip aldı. Ejder hiç olmadığı
kadar ölü hissediyordu kendisini. Erimek ve bir türlü ölememek zaten son derece
acı verici bir şey olsa gerek. Ejder bayılmıştı.
Orion çok yaralandığı için Orion'un tanrısal formu
uyanmıştı. Bu gözbebekleri olmayan, sarı gözlü ve işlemeli form Orion'un
bilincinden farklı bir bilince sahipti. O bilinç Orion'un bildiği her şeyi
biliyordu ama Orion onun bildiklerini bilmiyordu. Tanrısal form çok güçlüydü
ama bu form kişinin sağlığını bozar ve hatta onu gücünü tüketerek öldürürdü.
Ve garip hislerle ayıktı. Orion'un onun bedenini kendi
bedeniyle birleştirmeye çalıştığını fark ederek ürktü. Sağ tarafı tamamen yok
olmuştu vücudunun. Neyse ki Orion az önce tanrısal formuna büründüğü için şu
anda çok yorgun ve zayıftı. Kendini Orion'dan kurtararak kaçtı gitti. Vücudunun
yarısı olmayan Orion yere düştü ve toparlanıp “Lânet olsun” dedi kendine. Ejder'i
elinden kaçırmış ve tamamen başarısız olmuştu. Oysa günlerce hazırlanmıştı bu
dövüşe. Üstelik Ejder pek çok apartmanı yıkıp insanları öldürmüştü. Ejder apartmanları yıkıp insanları öldürmekten
vazgeçmeliydi.
“Ejder ben onu yok ederken kendine gelip kaçtı. Neler oluyor
Micheal?” dedi Orion.
—Öeff! Gerçeği mi bilmek istiyorsun?(Micheal)
—Evet, gerçeği…(Orion)
—Ama gerçeği kaldıramayabilirsin.
—Lânet olsun. Bana yardım etmelisin.
—Evet anladın, yardıma ihtiyacın var. BlueBall senin
yıllardır ismini nefis koyarak bastırdığın İslam'a ters düşen duygulardan
oluşuyor. O senden daha sen ve kendiyle barışık. Onu kimse öyle kolay yenemez.
—Hadi yaa. . . [T_T]( >>ağlayan surat, üzgünlüğü ifade
ediyor ve umutsuzluğu)
—Ejder ise Lifarsi Lucifer'in ruhuna sahip. Onu da kimse
kolay kolay yenemez. Ve sen o ruhun peşini bırak. Eski Orion lânetlendiği gibi
sen de lânetlenebilirsin. Ejder daha güçlü olur sadece, sen değil.
—Baba, peki ne yapacağım?(Orion)
—Şu çocukların peşini bırak.(Micheal)
Micheal, Orion'u kandırmayı başarmıştı. Şimdi Ejder'i ve
BlueBall'ı ele geçirebilirdi. Micheal, Mastermind'den daha güçlü olmalı ve her
şeye sahip olmalıydı. Micheal ile Mastermind arasında yüzlerce yıldır hep
rekabet ve kavgalar olmuştu. Şimdi Mastermind'in robottan bir ailesi vardı.
Micheal da Ejder ve BlueBall'dan bir takım kurabilirdi. Ayrıca gelecekte Shok
ve Lav'ı da Ejder'in çekiciliğini kullanarak elde edecekti. Gerçi onlar güçsüz
ve zayıflardı ama elektrik ve ateş daima işe yarardı. Hiçbir işe yaramazlarsa
yemek pişirirlerdi. Tabi bunlar gelecekte olacak. Biz şu an geçmişteyiz,
hatırlarsanız Shok ve Lav, Ejder'den dayak yedikten sonra geçmişe dönmüştük.
Hikâye üç koldan gidiyordu: Shok ve Lav, Ejder, BlueBall. Daha sonra bu dörtlü
bir araya geliyor ve hikâye devam etmeye devam ediyor.
Ejder son olanlardan sonra insanları öldürmekten, en azından
katliam yapmaktan vazgeçmişti. Nefretin sadece nefret getirdiğini Orion'un
gözlerinde görmüştü. Orion onu tamamen önemsemiyor ve onu öldürmekten üzüntü
duymuyordu. Ayrıca Orion geçici bir süre için onun kalbindeki kötülüğü yok
etmişti ama kötülük Ejder'in siyah bedeninde çok geçmeden yeniden kalbi
kaplayacaktı.
Yani Orion, Ejder'in kalbine elini sokarak gerçekten de
Ejder'i geçici bir süre normal birisi yapmayı başarmıştı. Zaten bu Ejder'in
Orion'u öldürmek yerine kaçıp gitmesinden anlaşılıyordu. Gerçekten de Orion
tanrısal formunu uyandırdıktan sonra çok yorgun düşmüştü ve düşüp uyuyacak
gibiydi.
Aradan aylar geçti ve Micheal suç imparatorluğunu kuruyordu.
Araba çalacaklardı. Bu tür ufak suçlar ayrıca Ejder'in eğitiminin bir
parçasıydı. Ejder çok geliştirmişti kendini. Yasaları nasıl çiğneyeceğini iyi
biliyordu artık.
* * * * * * *
Gecenin bi saati bir
morartı etrafta geziniyordu. Adımlarını sessizce atmaya özen gösteriyordu.
Binaların üst üste bindiği bir çıkmaz sokaktaydılar ama binaların 6 katlı
olması buranın pek de tenha olmadığını gösteriyordu. Mor yaratık etrafı
inceledi. Acaba onları gören varmıydı. Arkasına döndü. Elini sallayarak “Pıst.
Gel! Ortam sakin.” dedi. Ufak bir duvarın arkasına çömelmiş olan karartı
karanlıkta parlayan kırmızı gözlere sahipti. Morartı onun gözlerini
görmelerinden korktuğu için onun önünden gidiyordu, ayrıca bu siyah yaratık mor
yaratık kadar sessiz yürüyemiyordu çünkü ayaklarının altı kemik kadar sertti.
Usulca adımlarla arabanın yanına yaklaştılar. Niyetleri anlaşılmıştı. Şimdi en
zor bölüm vardı sırada; alarmı olmayan bir araba bulup sessizce ve gözükmeden
çalmak.
-Hey yavrum bee, şu fıstığa bak.(Micheal)
-Ne fıstığı abi?(Ejder)
-Antep fıstığı.
-Hee, abi arabayı diyorsan yeşil değil sarı o.
-Hey yavrum bee, şu fıstığa bak.(Micheal)
-Ne fıstığı abi?(Ejder)
-Antep fıstığı.
-Hee, abi arabayı diyorsan yeşil değil sarı o.
Bildiğiniz gibi kurtlar renk körü hayvanlardır ve şimdi
renkleri tartışacak değiller.
Mor olan şoför kapısına yöneldi. İşaret parmağıyla başka bir arabayı göstererek “Sen de bakma öyle, şu kırmızıyı al.” dedi. Sarı araba karanlıkta bile parlıyordu. Kocaman farları vardı. Köşeli hatlara sahipti. Üsten basık gibi duruyordu, süzülmek için yapılmıştı. Gaz verildiği anda uçacakmış gibi duruyordu. Kırmızı olan daha tombul, daha ağırdı. Tepesi daha yüksekti, yuvarlak ve pürüzsüzdü. Çok sağlam, güvenli ve konforluydu. İçinde uzanacak kadar yer vardı. Arka koltuktaki yastık dikkat çekiciydi.
Önce sarı araba titredi; hemen ardından kırmızı. Sıcak rüzgar arabaları okşuyor ve uğulduyarak uzaklaşıyordu. Morun telsizinden sesler geldi.
—Alo 131 merkez, Mehmet Akif mahallesinde araba hırsızlığı.
Mor olan şoför kapısına yöneldi. İşaret parmağıyla başka bir arabayı göstererek “Sen de bakma öyle, şu kırmızıyı al.” dedi. Sarı araba karanlıkta bile parlıyordu. Kocaman farları vardı. Köşeli hatlara sahipti. Üsten basık gibi duruyordu, süzülmek için yapılmıştı. Gaz verildiği anda uçacakmış gibi duruyordu. Kırmızı olan daha tombul, daha ağırdı. Tepesi daha yüksekti, yuvarlak ve pürüzsüzdü. Çok sağlam, güvenli ve konforluydu. İçinde uzanacak kadar yer vardı. Arka koltuktaki yastık dikkat çekiciydi.
Önce sarı araba titredi; hemen ardından kırmızı. Sıcak rüzgar arabaları okşuyor ve uğulduyarak uzaklaşıyordu. Morun telsizinden sesler geldi.
—Alo 131 merkez, Mehmet Akif mahallesinde araba hırsızlığı.
Karartı peşlerinde
polis olduğunu bilmiyordu. Mor “Holeey, sonunda eğlence başlıyor!” diyerek
duygularını dile getirdi. Karartı ona hep dikkatli olmasını, gereksiz yere
riske girmemesini söylerdi. Mor olan ise “risksiz yaşanmıyor ki be abi” diyerek
karşılık verirdi. Daha çok eğlenmek için anayola çıkmaya karar verdi. Kırmızı
araba peşinden geldi.
Sonra yarışmaya başladılar. Saniyede 100 metre gibi hızlara ulaştılar. Kimi zaman yoldan çıkıyor, kimi zaman birbirlerini ittiriyorlardı. Kara olan endişeliydi. Kaç defa böyle manyaklıklar yapmamasını söylemişti. O sadece para istiyordu. Şimdi ona durmasını söylese duymazdı ki. Kara bu işleri birilerine zarar verebildiği için seviyordu. Herkesi çekinmeden öldürebilirdi. Her şeyden nefret ediyordu. Kimsenin onun mutluluğunu önemsemediğini ve herkesin bencil, acımasız olduğunu düşünüyordu. Herkes mutlu olmak istiyor, kimse adaleti umursamıyordu. Bedeni de tıpkı parçalanıp çürümüş adalet gibiydi. Sağ omzunun yakınlarından başlayıp sol bacağının yakınında biten, birbirine paralel 3 yırtık vardı göğsünde. Yırtıklar o kadar derindiki içi karanlıktan gözükmüyor ve yaraların eni bazı yerlerde 1cm'yi geçiyordu. Göğsüne doğrudan ışık tutarsanız vahşeti daha net görüp dehşete düşebilirdiniz. Bu yaratık bu yaraya rağmen yaşıyor ve sanki hiç yarası yokmuş gibi dövüşüyordu. Yarası göz önüne alındığında, acımasızlığına ve nefretine hak verilebilirdi. Hayat ona çok kötü davranmıştı; hak etmediği kadar kötü.
Yarış çok kızıştı. Karartının öfkesi, morartının çılgınlığı kontrolü yoketti. Bir anda kendilerini büyük bir boğaz köprüsünde buldular. Köprüden son sürat geçiyorlardıki yolun sonunda polis bariyerini gördüler. Kırmızı araba yavaşladı, sarı olansa hızlanarak 2 polis arabasının tam ortasına çarptı. Hafif ve hızlı olan arabanın dengesini kaybetmesi sonucu sağ tarafı havalandı ve 2 teker üzerinde ilerleyip denize düştü.
Peki kırmızı araba neden yavaşlamıştı? Karanlık yaratık, öldürmeyi severdi ve yarışı kaybetmenin vermiş olduğu stres boşaltılmalıydı. Ayrıca kaçmak onursuzdu. Megafon bağırdı:
-Ejder, etrafın sarıldı teslim ol!
-Hahaha, hep aynı şey. . . Artık sıkmaya başladı!(Ejder)
-Ateş serbest!
Ejder ellerini boşlukta salladı. Görünmez bir şey polislere çarpıp birkaçını yere düşürdü. Hepsinin karnında pek ölümcül olmayan yatay bir çizik vardı. Sanki bir kılıç onları kesip kaybolmuştu. Polislerin birbirinden uzak duruyor olması ve Ejder'e de uzak olmaları saldırıyı etkisizleştirmişti. 3 polis telaşla kaçtı, 2 tanesinin yarası derindi ve ölüyorlardı, geriye kalanlar ateş etti. Kurşunlar Ejder'in etini delemiyordu. Eti içi hava dolu bir araba lastiğinden daha sertti.
Sonra yarışmaya başladılar. Saniyede 100 metre gibi hızlara ulaştılar. Kimi zaman yoldan çıkıyor, kimi zaman birbirlerini ittiriyorlardı. Kara olan endişeliydi. Kaç defa böyle manyaklıklar yapmamasını söylemişti. O sadece para istiyordu. Şimdi ona durmasını söylese duymazdı ki. Kara bu işleri birilerine zarar verebildiği için seviyordu. Herkesi çekinmeden öldürebilirdi. Her şeyden nefret ediyordu. Kimsenin onun mutluluğunu önemsemediğini ve herkesin bencil, acımasız olduğunu düşünüyordu. Herkes mutlu olmak istiyor, kimse adaleti umursamıyordu. Bedeni de tıpkı parçalanıp çürümüş adalet gibiydi. Sağ omzunun yakınlarından başlayıp sol bacağının yakınında biten, birbirine paralel 3 yırtık vardı göğsünde. Yırtıklar o kadar derindiki içi karanlıktan gözükmüyor ve yaraların eni bazı yerlerde 1cm'yi geçiyordu. Göğsüne doğrudan ışık tutarsanız vahşeti daha net görüp dehşete düşebilirdiniz. Bu yaratık bu yaraya rağmen yaşıyor ve sanki hiç yarası yokmuş gibi dövüşüyordu. Yarası göz önüne alındığında, acımasızlığına ve nefretine hak verilebilirdi. Hayat ona çok kötü davranmıştı; hak etmediği kadar kötü.
Yarış çok kızıştı. Karartının öfkesi, morartının çılgınlığı kontrolü yoketti. Bir anda kendilerini büyük bir boğaz köprüsünde buldular. Köprüden son sürat geçiyorlardıki yolun sonunda polis bariyerini gördüler. Kırmızı araba yavaşladı, sarı olansa hızlanarak 2 polis arabasının tam ortasına çarptı. Hafif ve hızlı olan arabanın dengesini kaybetmesi sonucu sağ tarafı havalandı ve 2 teker üzerinde ilerleyip denize düştü.
Peki kırmızı araba neden yavaşlamıştı? Karanlık yaratık, öldürmeyi severdi ve yarışı kaybetmenin vermiş olduğu stres boşaltılmalıydı. Ayrıca kaçmak onursuzdu. Megafon bağırdı:
-Ejder, etrafın sarıldı teslim ol!
-Hahaha, hep aynı şey. . . Artık sıkmaya başladı!(Ejder)
-Ateş serbest!
Ejder ellerini boşlukta salladı. Görünmez bir şey polislere çarpıp birkaçını yere düşürdü. Hepsinin karnında pek ölümcül olmayan yatay bir çizik vardı. Sanki bir kılıç onları kesip kaybolmuştu. Polislerin birbirinden uzak duruyor olması ve Ejder'e de uzak olmaları saldırıyı etkisizleştirmişti. 3 polis telaşla kaçtı, 2 tanesinin yarası derindi ve ölüyorlardı, geriye kalanlar ateş etti. Kurşunlar Ejder'in etini delemiyordu. Eti içi hava dolu bir araba lastiğinden daha sertti.
Ejder bu sefer öyle
hızlı saldırmıştı ki polisler ölümcül bir yara aldıklarını veya
yaralandıklarını falan farkedememişlerdi ve saldırının oluşturduğu kırmızı ışık
bu sefer kimse göremeden aniden kaybolmuştu. Bu Ejder'in iyice güçlendiği
anlamına geliyordu. Şimdi ateş etme cesareti gösteren fedakâr polislerin
kurşunları Ejder'in canını fazlaca acıtmıştı. Demir bilyelere benziyordu
kurşunlar. Ete batamıyor ama çok acıtıyorlardı. Şimdi Ejder acı ile kontrolden
çıkacaktı.
Acı gözlerini yaşarttı. Bedenine hızlarından aldıkları güçle ağır demir bilyeler çarpıyordu. Bilyeler çarptığı yerde lacivert girintiler oluşturuyorlardı. Savunmayı bırakarak kollarını açtı. Son saldırıya hazırlanıyordu. Gövdesindeki çiziğin derinliklerinden kan gibi kırmızı bir ışık hasta bir şekilde gülümsedi. Sonra sol elini hızla yarasını yeniden çiziyormuşçasına ışığın üstünden geçirdi. Pençeleri kendisine doğru bakıyordu Ejder'in bu seferki saldırıda ama ışık zıt yöne hareket etti. 3 paralel kılıç; ışığın şekli buydu. Aynı karnındaki yara gibi çünkü karnındaki gizemli yarığın derinliklerinden fırlıyordu ışık. Uzaklaştıkça büyüdü ve zayıfladı. Zaten önceden adamları delmek için fazla güçlüydü bu saldırı. Şimdi daha büyük bir alanda etkiliydi ve hâlâ çok ölümcüldü.
Ejder saldırırken 5 polis denize atlamıştı, 3 polis kenara ve geriye çekilip saklanmışlardı. Geri kalanlarda kesici ışık köprünün ortasını delerek ilerlerken bunun cesaret değil aptallık olduğunu anlayıp denize atlamışlardı. En sağlam yapılardan biri olan köprüyü kesici ışığın alt tarafı parçalayarak orada denizi görebileceğimiz bir delik açmıştı; bu Ejder'in gücünü kanıtlıyor ve egosunu tatmin ediyordu. Herneyse, ışık ilerledi ve silikleşti, kimse de ölmedi çünkü ışık köprüyü keserken zayıflayarak yavaşlamış ve tüm polisler denize falan atlayıp arazi olmuştu.
Arabaların arkasından bir robot çıktı. Beyaz kabuğu sarı çizgilerle süslüydü. Sırtı yuvarlak bir kalkandı. Böyle ağır bir yükü sırtında taşıyan hiçbir robot uçamazdı. 2,5 metrelik bu robotun arabanın arkasında gizlenebilmesi şüpheliydi.
Arabaların arkasına kaçıp saklanmış olan 3 polisten biri isyan etti:
—Urbanüs!! Neden daha önce çıkmadın?! Ölüyorduk be.
—Her şeyi ben yaparsam siz ne öğreneceksiniz? Merak etmeyin, zor anlarda yardım ediyorum. Sen siyah yaratık, sonu geldi.(Urbanüs)
—Hiç sanmıyorum. . .(Ejder)
—Tekniğini gördüm, zayıftı.
—Daha bir şey görmedin.
Acı gözlerini yaşarttı. Bedenine hızlarından aldıkları güçle ağır demir bilyeler çarpıyordu. Bilyeler çarptığı yerde lacivert girintiler oluşturuyorlardı. Savunmayı bırakarak kollarını açtı. Son saldırıya hazırlanıyordu. Gövdesindeki çiziğin derinliklerinden kan gibi kırmızı bir ışık hasta bir şekilde gülümsedi. Sonra sol elini hızla yarasını yeniden çiziyormuşçasına ışığın üstünden geçirdi. Pençeleri kendisine doğru bakıyordu Ejder'in bu seferki saldırıda ama ışık zıt yöne hareket etti. 3 paralel kılıç; ışığın şekli buydu. Aynı karnındaki yara gibi çünkü karnındaki gizemli yarığın derinliklerinden fırlıyordu ışık. Uzaklaştıkça büyüdü ve zayıfladı. Zaten önceden adamları delmek için fazla güçlüydü bu saldırı. Şimdi daha büyük bir alanda etkiliydi ve hâlâ çok ölümcüldü.
Ejder saldırırken 5 polis denize atlamıştı, 3 polis kenara ve geriye çekilip saklanmışlardı. Geri kalanlarda kesici ışık köprünün ortasını delerek ilerlerken bunun cesaret değil aptallık olduğunu anlayıp denize atlamışlardı. En sağlam yapılardan biri olan köprüyü kesici ışığın alt tarafı parçalayarak orada denizi görebileceğimiz bir delik açmıştı; bu Ejder'in gücünü kanıtlıyor ve egosunu tatmin ediyordu. Herneyse, ışık ilerledi ve silikleşti, kimse de ölmedi çünkü ışık köprüyü keserken zayıflayarak yavaşlamış ve tüm polisler denize falan atlayıp arazi olmuştu.
Arabaların arkasından bir robot çıktı. Beyaz kabuğu sarı çizgilerle süslüydü. Sırtı yuvarlak bir kalkandı. Böyle ağır bir yükü sırtında taşıyan hiçbir robot uçamazdı. 2,5 metrelik bu robotun arabanın arkasında gizlenebilmesi şüpheliydi.
Arabaların arkasına kaçıp saklanmış olan 3 polisten biri isyan etti:
—Urbanüs!! Neden daha önce çıkmadın?! Ölüyorduk be.
—Her şeyi ben yaparsam siz ne öğreneceksiniz? Merak etmeyin, zor anlarda yardım ediyorum. Sen siyah yaratık, sonu geldi.(Urbanüs)
—Hiç sanmıyorum. . .(Ejder)
—Tekniğini gördüm, zayıftı.
—Daha bir şey görmedin.
—E hadi. .
—Hayır, hayır daima ilk beyaz oynar.
—Hayır, hayır daima ilk beyaz oynar.
Urbanüs beyazdı,
Ejder siyah
Bunun üzerine Urbanüs'ün sırtındaki kalkan baş aşağı duran bir uğur böceğinin kanatları gibi açıldı. İçinden giderek devleşen melek kanatları çıktı. Urbanüs'ün karşısında 1.76 boyundaki Ejder ufacıktı(Size mavi kurtların şekil, görünüş ve boyut değiştirebildiğini söylemiştim daha önceden). Ejder korkuya kapılıp ondan önce saldırmaya karar vererek fikir değiştirdi. Bacaklarını, kollarını bükerek tüm kaslarını kastı. Ardından kollarını, bacaklarını açtı ve bir anda ses hızında ileriye doğru uçmaya başladı. Uçarken de uçmadan önceki gibi kolları, bacakları açıktı ve havanın sürtünme kuvvetine meydan okurcasına bedeni yere dik duruyordu. Urbanüs ise çok normal bir şeymiş gibi gözlem yapmakla yetindi; (Demek ruhsal iticileri arkasındaymış; tıpkı mavi kurtlar gibi ama onların iticileri aşağı doğru iter, bununki ise arkasına doğru itiyor; ilginç. . .) Ejder yeteri kadar hızlandığında gücünü kendi etrafında dikey eksende dönmek için kullanmaya başlayarak biraz yavaşladı. Saniyede 33 devire çıktığında artık Urbanüs'e çakılıp her şeyi yok etmek için hazırdı. Urbanüs'e doğru yaklaşırken onun intihar edercesine hiç hareket etmediğini görüp şaşırdı.
Tam çarpmak üzereydi ki Urbanüs her yeri kaplayan kutsal ışıklarla parladı. Işık lânetli yaratığın yarasından içeri girip karanlığı kahverengine boyadı. Ejder en zayıf noktasından vurulmuştu. Bütün gücünü kaybeden Ejder denize düşüp bayılmıştı. Urbanüs ise gülümsüyordu.
Urbanüs onu öldürmeyi ne çok istiyordu. . . Çünkü bu yaratığın kaçan suç ortağı gibi mavi kurt olması muhtemeldi ve SAM'den gelen uzaylılar ona mavi kurtları öldürmesi karşılığında yeni parçalar veriyorlardı. Ama polisler buna izin vermezdi. O halde onları da öldürmeliydi. O zaman da devletin ona güveni kalmazdı. . . . . . .
Bunun üzerine Urbanüs'ün sırtındaki kalkan baş aşağı duran bir uğur böceğinin kanatları gibi açıldı. İçinden giderek devleşen melek kanatları çıktı. Urbanüs'ün karşısında 1.76 boyundaki Ejder ufacıktı(Size mavi kurtların şekil, görünüş ve boyut değiştirebildiğini söylemiştim daha önceden). Ejder korkuya kapılıp ondan önce saldırmaya karar vererek fikir değiştirdi. Bacaklarını, kollarını bükerek tüm kaslarını kastı. Ardından kollarını, bacaklarını açtı ve bir anda ses hızında ileriye doğru uçmaya başladı. Uçarken de uçmadan önceki gibi kolları, bacakları açıktı ve havanın sürtünme kuvvetine meydan okurcasına bedeni yere dik duruyordu. Urbanüs ise çok normal bir şeymiş gibi gözlem yapmakla yetindi; (Demek ruhsal iticileri arkasındaymış; tıpkı mavi kurtlar gibi ama onların iticileri aşağı doğru iter, bununki ise arkasına doğru itiyor; ilginç. . .) Ejder yeteri kadar hızlandığında gücünü kendi etrafında dikey eksende dönmek için kullanmaya başlayarak biraz yavaşladı. Saniyede 33 devire çıktığında artık Urbanüs'e çakılıp her şeyi yok etmek için hazırdı. Urbanüs'e doğru yaklaşırken onun intihar edercesine hiç hareket etmediğini görüp şaşırdı.
Tam çarpmak üzereydi ki Urbanüs her yeri kaplayan kutsal ışıklarla parladı. Işık lânetli yaratığın yarasından içeri girip karanlığı kahverengine boyadı. Ejder en zayıf noktasından vurulmuştu. Bütün gücünü kaybeden Ejder denize düşüp bayılmıştı. Urbanüs ise gülümsüyordu.
Urbanüs onu öldürmeyi ne çok istiyordu. . . Çünkü bu yaratığın kaçan suç ortağı gibi mavi kurt olması muhtemeldi ve SAM'den gelen uzaylılar ona mavi kurtları öldürmesi karşılığında yeni parçalar veriyorlardı. Ama polisler buna izin vermezdi. O halde onları da öldürmeliydi. O zaman da devletin ona güveni kalmazdı. . . . . . .
Ejder ayıldığında
bir hücredeydi. Ona buraya getirene kadar uyuşturucu vermişlerdi. Uyuşturucu
bağımlılığı da bu işgencenin bir parçasıydı. Her yer metal duvarlardan
ibaretti. Pencere, parmaklık yok; sadece bir kapı. Kalın ve tonlarca ağırlıkta
büyük bir kapı. Ejder kadar zayıf birisi bırak odadan çıkmayı, bedenini tutan
metallerden bile kurtulamazdı. Onu tutan zırhı baygın iken bedeninin ölçüsünü
alıp yapmışlardı. Polis bütün önlemleri almıştı. Onun hakkında her şeyi
bildiklerinden, yaratığın bir sürpriz yapıp buradan kaçma imkanı yoktu.
Kaslarını zorladı. Zorlandıkça metalin onu daha da sıkıştırdığını hissetti.
Oysa metal hareket etmiyordu. O tamamen onun bedenini kavrayacak şekilde
yapıldığından kaslarının ufak hareketlerine bile izin vermiyor ve kaslar
yerinden oynadığında acıtıyordu.
Polis gülümseyerek “Haha ha, şu çaresiz yok ediciye bak. Hani bütün Dünya yok olacaktı? Hani? Hadi yok etsene beni.” derken Ejder onu bağlayan metal kıyafeti iyice zorladı. Metalden çok ufak çatlama sesi yayıldı. Odadaki polisler sıradan değildi. Hepsi en güçlü yaratıklardandı. Bir tanesi düşünceleri görebiliyordu. Kulakları iyi duyan bir tanesi çatlayan metali duydu; “Hey onu daha çok kızdırma, kelepçeyi kıracak.” diyerek arkadaşını uyardı. Arkadaşı “Evet haklısın, gerçekten gücünü öfkeden alıyor bu kurtadam ve kızdığında çok psikopat hayâller kuruyor. Öyle kızdıki demiri çatlattığının farkında değil.” dedi. Ejder “Sen hayâllerimi gördün mü?” dedi. “Evet” dedi düşünce okuyabilen polis.
Odaya bir kişi daha girdi. Çok havalı yürüyordu. Belli ki rütbesi ve maaşı daha yüksekti. “Buyrun bu yaratığın data sayfası.” diyerek diğer ikisine bir kağıt uzattı. Düşünce gören “Vayy bee!!! Gerçekten bilgilerin hepsi doğru.” dedi. Yaratığın beynindekilerle kâğıtta yazanlar tamamen aynıydı. Rütbesi yüksek olan “Elbette, bu onun ilk yakalanışı değil.” dedi. Diğer polis susmaktan sıkılmış olacak ki “Dostum idamın kalkması çok kötü, bunun gibi Dünya'yı yok etmek isteyenler bile hayatta kalıyor” diyerek lafa atıldı. Ejder suskunluğunu bozarak “O kadar da kötü değilim, artık Dünya'yı yok edersem yalnız kalacağımı anladım ama hala biraz acımasızım.” dedi. İdamcı polis “Senin izinsiz konuşma hakkın yok!” diyerek Ejder'in kafasına elektrikli yumruklar atmaya başladı. Evet bu adamın da yeteneği elektrik falandı yani.
Beyin okuyucu “Dur daha zamanı gelmedi, sinirlenirse oradan kurtulur.” dedi. Ejder yumruklardan etkilenmiyordu. Onun kafası en dayanıklı bölgesiydi. Baygınlaşmış numarası yaparken ani bir hareketle adamın elini ısırdı. Zavallının bileği dâhi Ejder'in ağzındaydı. “Ha ha ha artık bir esirim var.” dedi Ejder ağzı açıkken. Sonra düşünce görenle beraber güldüler diğer polisler. Durum gerçekten çok komikti. Adamcağız “Bak güzel köpek, elimi bırakana kadar ne istersen yapacağım; bunun için sakin ol, sakın bastırma.” dedi. Ejder “Ne istersem zaten yapacaksın. Ha bu arada, sen bana köpekmi dedin?” diyerek adamın elini gerçekten ısırdı. Polis şiddetle bağırdı. Dişlerinin bazıları adamcağızın kemiğine iyice yaklaşmıştı. Ejder tam eğlenirken bir ok boyun omurgasına saplandı. “Ohaa!!! Adi herif, omurgaya bayıltıcı atılır mı!?” diyerek acı dolu düşüncelerini paylaştı Ejder. Oku atan zihin okuyucu “O halde işkencen başladı adi herif.” diyerek kahkahalara boğuldu. Merkezi sistemden(sinir sistemi elbette) vurulan Ejder hızla bayıldı. Elini kaptıran kurtuldu ve hemen eli hala işe yarıyormu öğrenmek için parmaklarını oynattı.
Polis gülümseyerek “Haha ha, şu çaresiz yok ediciye bak. Hani bütün Dünya yok olacaktı? Hani? Hadi yok etsene beni.” derken Ejder onu bağlayan metal kıyafeti iyice zorladı. Metalden çok ufak çatlama sesi yayıldı. Odadaki polisler sıradan değildi. Hepsi en güçlü yaratıklardandı. Bir tanesi düşünceleri görebiliyordu. Kulakları iyi duyan bir tanesi çatlayan metali duydu; “Hey onu daha çok kızdırma, kelepçeyi kıracak.” diyerek arkadaşını uyardı. Arkadaşı “Evet haklısın, gerçekten gücünü öfkeden alıyor bu kurtadam ve kızdığında çok psikopat hayâller kuruyor. Öyle kızdıki demiri çatlattığının farkında değil.” dedi. Ejder “Sen hayâllerimi gördün mü?” dedi. “Evet” dedi düşünce okuyabilen polis.
Odaya bir kişi daha girdi. Çok havalı yürüyordu. Belli ki rütbesi ve maaşı daha yüksekti. “Buyrun bu yaratığın data sayfası.” diyerek diğer ikisine bir kağıt uzattı. Düşünce gören “Vayy bee!!! Gerçekten bilgilerin hepsi doğru.” dedi. Yaratığın beynindekilerle kâğıtta yazanlar tamamen aynıydı. Rütbesi yüksek olan “Elbette, bu onun ilk yakalanışı değil.” dedi. Diğer polis susmaktan sıkılmış olacak ki “Dostum idamın kalkması çok kötü, bunun gibi Dünya'yı yok etmek isteyenler bile hayatta kalıyor” diyerek lafa atıldı. Ejder suskunluğunu bozarak “O kadar da kötü değilim, artık Dünya'yı yok edersem yalnız kalacağımı anladım ama hala biraz acımasızım.” dedi. İdamcı polis “Senin izinsiz konuşma hakkın yok!” diyerek Ejder'in kafasına elektrikli yumruklar atmaya başladı. Evet bu adamın da yeteneği elektrik falandı yani.
Beyin okuyucu “Dur daha zamanı gelmedi, sinirlenirse oradan kurtulur.” dedi. Ejder yumruklardan etkilenmiyordu. Onun kafası en dayanıklı bölgesiydi. Baygınlaşmış numarası yaparken ani bir hareketle adamın elini ısırdı. Zavallının bileği dâhi Ejder'in ağzındaydı. “Ha ha ha artık bir esirim var.” dedi Ejder ağzı açıkken. Sonra düşünce görenle beraber güldüler diğer polisler. Durum gerçekten çok komikti. Adamcağız “Bak güzel köpek, elimi bırakana kadar ne istersen yapacağım; bunun için sakin ol, sakın bastırma.” dedi. Ejder “Ne istersem zaten yapacaksın. Ha bu arada, sen bana köpekmi dedin?” diyerek adamın elini gerçekten ısırdı. Polis şiddetle bağırdı. Dişlerinin bazıları adamcağızın kemiğine iyice yaklaşmıştı. Ejder tam eğlenirken bir ok boyun omurgasına saplandı. “Ohaa!!! Adi herif, omurgaya bayıltıcı atılır mı!?” diyerek acı dolu düşüncelerini paylaştı Ejder. Oku atan zihin okuyucu “O halde işkencen başladı adi herif.” diyerek kahkahalara boğuldu. Merkezi sistemden(sinir sistemi elbette) vurulan Ejder hızla bayıldı. Elini kaptıran kurtuldu ve hemen eli hala işe yarıyormu öğrenmek için parmaklarını oynattı.
Gözler açıldı. Bulanık ve gözalıcı görüntü belirginleşti. Şimdi daha sıkı bağlıydı. Hiç hareket edemiyordu. Önceden bunu yaşamıştı. Biliyordu. . . Cezalandırılma zamanı gelmişti. Bir anda kasılmaya, titremeye ve dakikada 2 kere atan kalbi 20 defa atmaya başladı. Belli ki bütün bedenini korku sarmıştı.
Aslında işkencenin de kendince güzellikleri vardı. Bedeninize dokunarak acı verirler. Neredeyse sevişmek gibi. Ama acı çok fazla. . . Kimse dayanamaz. Dayanamaz da ne yapar? Hiçbir şey yapamaz; bağırır, ağlar, bayılır. İşte böyle bir şey. İstemezsin, onu def etmek istersin ama acı yenilmezdir. Sonra istemsiz kasılmalar, refleksler. . . . .
Bir metal yığını korku dolu bakışlara yaklaştı. Belli ki o infazcı robottu. Duygusuz bir robot, daha kötü ne olabilirdi ki. Robot iyice yaklaşmışken içeri tanıdık yüzler girdi. Eli ısırılmış adam ve onu okla bayıltan adam. Ejder rahat bir nefes aldı. Birden ayak bileğine bir şeyin saplandığını hissetti ve aniden bağırdı. Hemencicik sustu. Ejder'in ayak bileğine neşter saplamış olan eli Ejder tarafından ısırılmış polis güldü. “İnfaz memuru siz misiniz? Eskiden onlar başkaydı.” dedi Ejder. “Suç yüzünden kriz çıktı, iki iş birden yapıyoruz.” dedi zihin okuyucu. Hem polis ihtiyacı artmıştı hem de iş yükü artmıştı bu suç patlamalarından dolayı.
“Hadi artık başlayalım.” dedi yaralı onlan polis ve neşteri Ejder'in bileğinden hızla çıkarttı. Bu çok acıtmıştı ama acı çabuk geçti. Sonra polis neşterle Ejder'in göğsüne yöneldi. Rahatça işkence yapabilmeleri için Ejder'in sadece elleri ve ayakları zincirlenmişti. Ejder yine de kaçamazdı çünkü algılayıcılar onun kalp atışını hissetmediği anda ona büyük bir elektrik akımı verilecekti.
Neşterli pis pis sırıttı. Ejder'in gövdesindeki o dev yaraya yöneltti neşteri. “Hayır, yapma!! Orası benim zayıf bölgem.” dedi Ejder. Neşterlinin kahkahaları arttı.
—Bilmiyor musun, onun yarasına en son dokunduklarında pek çok kişi ölmüştü.(zihin okuyucu)
—Bu o mu?(neşterli)
—Gerçekten hiç dikkatli değilsin dimi?
—Üzerinden uzun zaman geçti, asıl senin hatırlaman anormal.
—Al bunu, kullanma talimatına göre git.
Üzerinde bilgiler yazan kâğıdı arkadaşına verdi.
Ejder'in önceki tutuklanmasında işkence yapılırken yarasını oymaya çalışmışlardı. Ejder acıdan ve içgüdüden, bedeni zincirli olup hareket edememesine rağmen patlayarak her şeyi mahvetmiş ve kurtulmuştu. O binadaki herkes ölmüş yada ciddi şekilde sakat kalmış, binanın duvarları bir miktar erimişti. Nükleer bir patlama gerçekleşmişti orada.
“Önce kollar ve bacaklardan başlayalım, doğrudan gövdeye geçersek çok acı çekip acıya alışırsın.” dedi beyin okuyucu. Ejder konuşmanın yersiz olacağını ve memurlarla iyi geçinmesi gerektiğini düşünerek sustu. Kollarında derin kesikler yavaşça ilerliyordu. Kemiğine doğru, daha derine! Acı dolu haykırışları kimse için bir anlam ifade etmiyordu. Sol kolu tamamen işlevsiz hale gelipte bıçak kemiğe değdiğinde göz yaşları geldi. Olağan üstü iyileşme ve dayanıklılığı olmasaydı böyle feci bir işkence görmezdi ama metobolizması acıyı bir miktar engelliyor durumu eşitliyordu.
Neşterli psikopatlar gibi gülümsedi. Zihin okuyan ise zevk almıyor sadece bir robot edâsıyla işini yapıyordu. Ejder ise zincirleri zorluyor, ağlıyor, ilginç sesler çıkarıyor ve gayet iyi dayanıyordu. Terle beraber pek çok sıvı salgılamıştı bunalımdan. Kalbi normalden dört kat hızlı atıyordu. Bu cezanın onu suç işlemekten caydırması ve bunu yaparken onda kalıcı hasar bırakmaması gerekiyordu. Çürük kanının kokusuna karşı önlem almıştı memurlar, dandik gaz maskelerinden takıyorlardı.
Kolları ve bacakları tamamen mahvolunca onu karanlığa bırakıp gitmişlerdi. Verdikleri yemek en besleyici yemekti onun için ama hiç lezzetli değildi. Mahkum çabuk iyileşmeli ama hiç bir şeyden zevk almamalıydı. Tiksindirici yemeğe baktı. Çiğ bir maymun. Öldürülüp öylece önüne atılmış. Evet, Ejder insanları yerdi, aslında insan vermeleri gerekirdi ona ama insan eti yoktu piyasada maalesef ve ayrıca maymun daha tiksinçti. En sevdiği yemekse devekuşuydu elbette. İsteksiz ve çok açtı. Görevlilerin ona yedirdiği yemeği mecburen yedi. Çünkü görevliler günde bir kere gelirdi ve yemeği yemek istemeyen aç kalırdı.
Ejder'in önceki tutuklanmasında işkence yapılırken yarasını oymaya çalışmışlardı. Ejder acıdan ve içgüdüden, bedeni zincirli olup hareket edememesine rağmen patlayarak her şeyi mahvetmiş ve kurtulmuştu. O binadaki herkes ölmüş yada ciddi şekilde sakat kalmış, binanın duvarları bir miktar erimişti. Nükleer bir patlama gerçekleşmişti orada.
“Önce kollar ve bacaklardan başlayalım, doğrudan gövdeye geçersek çok acı çekip acıya alışırsın.” dedi beyin okuyucu. Ejder konuşmanın yersiz olacağını ve memurlarla iyi geçinmesi gerektiğini düşünerek sustu. Kollarında derin kesikler yavaşça ilerliyordu. Kemiğine doğru, daha derine! Acı dolu haykırışları kimse için bir anlam ifade etmiyordu. Sol kolu tamamen işlevsiz hale gelipte bıçak kemiğe değdiğinde göz yaşları geldi. Olağan üstü iyileşme ve dayanıklılığı olmasaydı böyle feci bir işkence görmezdi ama metobolizması acıyı bir miktar engelliyor durumu eşitliyordu.
Neşterli psikopatlar gibi gülümsedi. Zihin okuyan ise zevk almıyor sadece bir robot edâsıyla işini yapıyordu. Ejder ise zincirleri zorluyor, ağlıyor, ilginç sesler çıkarıyor ve gayet iyi dayanıyordu. Terle beraber pek çok sıvı salgılamıştı bunalımdan. Kalbi normalden dört kat hızlı atıyordu. Bu cezanın onu suç işlemekten caydırması ve bunu yaparken onda kalıcı hasar bırakmaması gerekiyordu. Çürük kanının kokusuna karşı önlem almıştı memurlar, dandik gaz maskelerinden takıyorlardı.
Kolları ve bacakları tamamen mahvolunca onu karanlığa bırakıp gitmişlerdi. Verdikleri yemek en besleyici yemekti onun için ama hiç lezzetli değildi. Mahkum çabuk iyileşmeli ama hiç bir şeyden zevk almamalıydı. Tiksindirici yemeğe baktı. Çiğ bir maymun. Öldürülüp öylece önüne atılmış. Evet, Ejder insanları yerdi, aslında insan vermeleri gerekirdi ona ama insan eti yoktu piyasada maalesef ve ayrıca maymun daha tiksinçti. En sevdiği yemekse devekuşuydu elbette. İsteksiz ve çok açtı. Görevlilerin ona yedirdiği yemeği mecburen yedi. Çünkü görevliler günde bir kere gelirdi ve yemeği yemek istemeyen aç kalırdı.
Biraz geçmişe gidelim, morartıyı unuttuk. Micheal çalıntı
arabasıyla köprüdeki polis barikatına çarpıp denize düşmüştü ve hiç yara
almamıştı. Yara almayacağından emindi. Aynısını Ejder yapmamıştı. Çünkü Ejder,
Micheal gibi dayanıklı değildi, yaralanabilirdi. Ayrıca suyu sevmezdi, kaçmayı
da. Micheal'da suyu sevmezdi tabi. Ama Micheal nefes almadan yaşayabilirdi.
Denize düştükten sonra suyun soğukluğuna lânet etti. Ejder'i boşverip oradan yüzerek uzaklaştı. Kıyıya çıktığında bedeni suyla doluydu. Suyla doluyken konuşamazdı ve bu çok sinir bozucu, tiksinç, bunaltıcı bir durumdu. Onu daha iyi anlamak için ciğerleriniz ve midenizin suyla dolduğunu ama yaşamak için nefes almaya ihtiyaç duymadığınızı düşünün; gerçekten iğrenç. Bedeninden suyu çıkarmak için elleri üstünde yürüdü ama bu pek işe yaramadı. Koşup duvara çarptı, bu da işe yaramadı. Lânet olsun, lânet demek istediğine eminim ama konuşamıyordu işte. Su onu ağırlaştırıyordu da. Çözümü bulmuştu, bir arabanın önüne atlayacaktı. Ağır bedeniyle koştu. Atlamaya 3 adım kala ayağı takıldı ve düştü. Araba onun yalnızca kafasını ezmişti. Bu çok acıtmıştı ama bağıramıyordu. Bağırmaya çalıştığı an su fışkırdı ağzından. Bu belki işe yarardı. Bu yöntemle bile sadece 2 litre su boşaltabildi. Öfkeyle bir bara girdi. Birisine karnını yumruklaması için para verecekti. Ama ucube onu anlamadı. Sinirli olan Micheal adamın karnına pek sağlam olmayan bir yumruk attı. Su dolu bedeni onu yormuştu. Sinirlenen adam onu dövdü. Para vermesine gerek kalmamıştı, çok mutluydu.
Yine de iyi bir gün geçirmişti, gece yarışı güzeldi. Artık uyuyabilirdi. Bir yer bulup uyudu.
Denize düştükten sonra suyun soğukluğuna lânet etti. Ejder'i boşverip oradan yüzerek uzaklaştı. Kıyıya çıktığında bedeni suyla doluydu. Suyla doluyken konuşamazdı ve bu çok sinir bozucu, tiksinç, bunaltıcı bir durumdu. Onu daha iyi anlamak için ciğerleriniz ve midenizin suyla dolduğunu ama yaşamak için nefes almaya ihtiyaç duymadığınızı düşünün; gerçekten iğrenç. Bedeninden suyu çıkarmak için elleri üstünde yürüdü ama bu pek işe yaramadı. Koşup duvara çarptı, bu da işe yaramadı. Lânet olsun, lânet demek istediğine eminim ama konuşamıyordu işte. Su onu ağırlaştırıyordu da. Çözümü bulmuştu, bir arabanın önüne atlayacaktı. Ağır bedeniyle koştu. Atlamaya 3 adım kala ayağı takıldı ve düştü. Araba onun yalnızca kafasını ezmişti. Bu çok acıtmıştı ama bağıramıyordu. Bağırmaya çalıştığı an su fışkırdı ağzından. Bu belki işe yarardı. Bu yöntemle bile sadece 2 litre su boşaltabildi. Öfkeyle bir bara girdi. Birisine karnını yumruklaması için para verecekti. Ama ucube onu anlamadı. Sinirli olan Micheal adamın karnına pek sağlam olmayan bir yumruk attı. Su dolu bedeni onu yormuştu. Sinirlenen adam onu dövdü. Para vermesine gerek kalmamıştı, çok mutluydu.
Yine de iyi bir gün geçirmişti, gece yarışı güzeldi. Artık uyuyabilirdi. Bir yer bulup uyudu.
Micheal böyle rastgele yerlerde uyur, yaşamak için nefes
almaya gerek duymaz, araba kazalarıyla veya depremlerle ölmez, endişe ve kaygı
duymaz, kimsenin dertlerini dert etmez, cinsellikten başka bir şey için
çabalamaz ve vakit ayırmaz, sık sık uyur, bol bol yer, insanların ruhlarını
emerek kendi ruhunu dövüşler için sarj eder ve bu şekilde yaşardı. Micheal ilk
mavi kurt olan Damarus'tan sonra neredeyse en yaşlı mavi kurttu. Kaç tane
çocuğu olduğunu bilmiyordu. O bencil ve şerefsiz ve gurursuz ve onursuz ve hain
bir zıbıktı. Orion, Sohan, Sinzang onun çocuklarıydı.
—Hey lânet olası!
—Demek geldin…(Micheal)
—Lânet olası! Ben yokum bu işte bundan böyle.(Ejder)
—Peki ne yapacaksın?
—Bir işe girer çalışırım.
—Sence sen çalışabilir misin?
—………
—Sen bir insandan emir alabilir misin? Sana o ilkel
beyinleriyle “hadi kaytarma, niye yavaş çalışıyorsun, hadi canlı biraz, aaa
böyle çalışma mı olur, herkes senden hızlı çalışıyor yani en yavaş sensin bu
gidişle yarın işe gelmeyeceksin gibi görünüyor” gibi ezbere kelimeleri
sıralayacaklar. Bilirsin ezbere konuşur insanlar. Çalışma yasalarına da
uymayacaklar. Üst üste 6 gün 10'ar saat çalışıp asgari ücret alacaksın. Bir
derdin varsa da başbakana küfret, elinden başka bir şey de gelmez zaten. Sana
740 lira falan verecekler sanırım. Asgari ücret kaç lira ben ne bileyim? Ben
bir kurtadamım, tek kolumla bir insanı kaldırabilirim yani bu dünya benim
dünyam değil. Bir koyun sürüsüne mi katılmak istiyorsun, bir duvardaki tuğla mı
olmak istiyorsun? Siktir git, saçmalama Ejder.
—Beni kurtarmaya gelmedin!
—Imm, içime su dolmuştu. Araba kazası yapıp denize uçtum.
İşte çok yorgun ve zayıf düşmüştüm. Hem seni kurtarmak bir ön hazırlık
gerektirir.
—Urbanüs diye bir robot vardı. Gücü çok yoğundu ve çok
ileri teknoloji ürünüydü robot. Sen tanıyor musun?
—Hmm, Urbanüs… Hiç tanımıyorum.
—Ben de seni kurtarmayacağım.
—Yaa ama işkencen ben kendime gelene kadar bitti işte…
—Sana seni bir defa kurtarmama borcum var.
—Hem geçen sefer sen kendin kurtulmuştun. Herkesi
öldürmüştün. Büyük bir felâketti.
—Eeeaaa?
—Dedim yine kurtulur kendi dedim, artık öğrendi, aşmış
oldu dedim.
—Ulan sanki bilmiyorsun ne kadar güçlü olduğumu.
Her neyse işte. Olacağı buydu yani. Hikâye sıkıcı olmaya
başladı, biliyorum. Pıft, ne anlatsam ki? Nasıl anlatsam ki?
Mavi kurtlar kurtadamdılar, bu nedenle çok güçlüydüler
özel güçleri olmadan bile. Arabaları falan havaya kaldırabiliyorlardı mesela.
Sırf kas güçleri bile yeterdi ortalığın amına koymaya. Hmm, aslında pornografik
içerik katsak hikâyeye belki hoş olur.
İşte o gün geldi çattı. Boktan bir mahallede, boktan bir
barda Shok ve Lav, Ejder tarafından dövüldüler. Micheal bara elbette Shok ve
Lav'ın ruhsal gücünü sezerek gelmişti. Ama Ejder neden Shok ve Lav'ın peşinde
olduklarını anlayamamıştı. Onları öldürecekti ki Micheal ona durmasını emretti
ve Shok ile Lav'ı hiç zorlanmadan tamamen iyileştirdi. Bu hareket Shok ile
Lav'ı çok etkilemişti tabi. Bunları önceden yazıp anlatmıştım.
—Sonunda ekibi tamamladık.(Micheal)
—Ekip tamam olduğuna göre şimdi ne yapacağız
Micheal?(Ejder)
—Bir şey mi yapmalıyız?(Micheal)
—Bir şey yapmayacaksak ekibi neden topladık?(Ejder)
—İleride lazım olacak.(Micheal)
—Bence insanları öldürelim.(Ejder)
—Ejder! Başlama yine şu saçmalığa.(Micheal)
—Hayır öyle değil, kötü insanları öldürürüz.(Ejder)
—Evet, fakir insanları köle gibi çalıştırıp zengin olan
insanları öldürelim.(Lav)
—Zaten çok kalabalık bu gezegen yaa… Üç çocuk yapıp
nüfusu arttırarak savaşlarda üstünlük sağlamaya çalışıyorlar. Yani ölüme
yollamak için çocuk yapıyorlar. Oysa çocuk yapmasalar daha zengin olurlar.(Shok)
—İyi de çocuklar, insan işlerine karışmamız doğru olur
mu?(Micheal)
—Bak şimdi, galiba en pis insanlar cahil ve köylü ve
okuma-yazma bilmeyen moron halkın seçtiği siyasetçilermiş. Eğer birkaç
siyasetçiyi öldürürsek pek çok şeyi düzeltmiş oluruz. Hem vatan için canını
veremeyen siyasetçiler siyaseti bırakırlar, hem de yöneticiler daha iyi yönetip
halkı soymaya korkarlar.(Shok)
—Bak bu hoşuma gitti şimdi; böyle yaparsak tüm insanlara
gücümüzü kanıtlamış oluruz. Artık bizden korkarlar bak.(Micheal)
—Korkarlarsa ne olacak ki?(Ejder)
—Öeff, daha saygılı olurlar belki, ne bileyim?(Micheal)
—Daha saygılı olmazlar bence, sadece korktukları için
saygı duyuyormuş gibi yapar ve gizliden gizliye bizi yoketmenin planlarını
yaparlar.(Lav)
—Hmm, bu durum bana biryerden tanıdık geliyor. .
.(Micheal)
—Aman herneyse, onları istediğimiz an istediğimiz yerde
istediğimiz gibi öldürebileceğimizi görsünler de gerisi umrumda değil.(Ejder)
—You psycho!(Micheal)
Micheal, Ejder'in başını ovmaya başlamıştı çocuk sever
gibi. Ejder teknik olarak Micheal'ın torunu oluyordu ama aslında oğlunun
yarısıydı. Yani demek ki torun, oğul yarısıymış=P. Bu dörtlü aynı evde
yaşıyordu ve sürekli ev değiştiriyorlardı yerlerinin anlaşılmaması için. Dört
erkek bir evde, hepsi akraba ve hepsi aynı yaştaymış gibi lakayıt, samimi
davranıyor. . . Ensest bile yapabilirlerdi. Ne rahat bir ortamdı onların ki…
Bazen Micheal özel güçleriyle bir kız yakalar eve götürürdü ve sırayla veya
bazen aynı anda kızın üstünden geçerlerdi.
Micheal ve takımının yaptıkları kesinlikle yanlış
şeylerdi. Size şunu ciddiyetle söylüyorum:
Micheal ve Ejder kötü karakterlerdir; onları kesinlikle
örnek almayın. Onlar anti kahramandır yani örnek alınmaması ve hatta
yaptıklarının tam tersi yapılması gereken kişilerdir. Rastgele insanları
öldürürler, hapisten kaçarlar, rastgele hırsızlık ve eşkiyalık yaparlar,
kimseye saygı duymaz ve kimseyi umursamazlar, kimse için üzülmez ve kimseye
acımazlar. Kısacası her suçu işler, her boku yer, her kötülüğü yaparlar. Ejder
asla yalan söylemez. Micheal bütün bunların üstüne birde yalan söyler, hemde
insanlarla oynamayı sevdiği için, kandırmak hoşuna gittiği için yapar bunu o
pislik. Ejder şeytan tarafından lânetlenmiştir, böyle bir canavarı bu kitabı
okuyanların örnek alması zaten çok saçmadır. Micheal ise yemin ederim ki en
şerefsiz, en pis, en yavşak, en adi, en yalancı, en serseri, en deli, en
dengesiz, en bencil mavi kurttur. Orion'u diriltirken ruhunu vermişti çünkü
mavi kurtların güçlenip evleri olan yunois gezegenini geri elegeçirmelerini
istiyordu. Bunu istemesinin sebebi ise o gezegendeyken son derece güçlü
olmasıydı çünkü Micheal nefes almaya ihtiyaç duymaz ama gezegenlerin ruhlarını,
ruhsal auralarını emerek beslenirdi; bu da biraz nefes almaya benzer hani.
Micheal'ın neden nefes almadan yaşayabildiğini falan anlatırız. Dikkat
ederseniz şu an Micheal ve Mastermind çok gizemli çünkü o ikisi şu an bu hikâyedeki
en güçlü iki karakter yani onları gizemli kılarak sizi meraklandırmaya
çalışıyorum. Orion'un, BlueBall'ın, Ejder'in, Shok'un, Lav'ın neler yapabildiğini
düşünüp daha güçlüsünü hayâl edin sadece. Hmm nasıl, heyacanlandırabildim mi
sizi? Muhtemelen bu sorunun yanıtı hayır ama yine de gelecek olan kurtları ve
gelecekteki savaşları düşünerek heyacanlanmıyor musunuz? Bütün bir gezegen
dolusu mavi kurt etrafa dağıldı. Kimisi Dünya'ya indirildi, kimisi başka
gezegene gitti. Düşünmüyor musunuz, daha onlarca farklı renkte şekilde boyutta
mavi kurt ortaya çıkabilir diye? Ve ayrıca bir başbakanı öldürmek için plan
yapmaktaydı Micheal ve onun deli adamları; ama şimdi bambaşka bir hikâyeye
gidiyoruz…
* * * *
Beni hiç sevmediler. Benden hep korktular. Zira ben biraz
iriydim ve hiçkimseye sığmayacak kadar iri bir penisim vardı. Sadece ergenlikte
çok rağbet gördüm iri penisimden dolayı ancak o büyüdü büyüdü ve büyümeye devam
etti. Eski sevgililerim artık benimle sikişmeye korkuyordu. Yüzlerce yıldır kadın
ve aşk yok hayatımda. Kilometrelerce öteden alabildiğim kadın kokusu beni
azdırır. Kadınları tecavüz edip öldürmekten korkarım zira benim bedenimin
salgıladığı testosteron sıvısı son derece fazladır. Zaten beni aşırı iri, aşırı
kaslı yapan da aşırı erkek olmamdı. Yani cinsel organım çok aşırı büyük. İğrenç
kokuşmuş bedenim son derece melankoliktir. Ah ben ne dertliyim, %600 falan
erkek olup da yüzlerce yıl sikişememek nedir?!! 4 metrelik bedenim bir
ağırlıktır yüreğimde. Ben bu kadar yükü, bu yükü daha fazla taşıyamam.
—Durdurun onu!!
—Nereden geldi bu?
—Gantz takımı başarısız oldu.
—Napcaz şimdi?
—Yatcaz şimdi.
—Tek atar bu Allah'sız bize.
—Taklaya geldin Fuat abi!
—Lan sanki bilmiyoruz, valla ölmekte olduğumu hiç fark
edememiştim.
Polisler falan panik içerisindeydiler. Hiçbir şekilde
hiçbir şey bu yaratığa zarar vermiyordu. Roket bile attılar ama bu sadece
yaratığın duman ve is ile kirlenmesine sebep oldu. Hayır, bu yaratık ölmüyordu.
Bırak ölmeyi, daha en ufak bir darbe bile almamıştı. Hayvan çıplaktı ve
hayvanın taşaklarına saldırdılar. Bu saldırı da onu çok fazla etkilemedi ama
hayvan daha dikkatli oldu. Artık tüm saldırılara kolunu, bacağını siper
ediyordu. Hayvan onların bazılarını canlı canlı yiyordu. Yenemeyeceklerdi bu
hayvanı, yenemeyeceklerdi. Ekipler arttı tabi; daha destekli saldıracaklardı.
Yüzlerce insan onu indirmek için hazırdı. Hayvan öyle ağırdıki adımını attığı
yer çöküyor, kırılıyor, parçalanıyordu. En sonunda çareyi gaz atmakta buldular.
Hayvanın kanına ancak gazlarla ulaşabilirlerdi. Ve gaz yaratığı kendinden
geçirebildi(StarWars animasyonunun bir bölümünde de aynı şekilde gazla çok
güçlü bir yaratığı uyutuyorlar, zaten her şey klişeleşti artık). Şimdi bu
nereden geldiği ve nasıl birdenbire ortaya çıktığı anlaşılamayan yaratığı inceleyeceklerdi.
Yaratık boz postlu, uzun kıllı, tam bir kurttu. İnsandan çok kurda benziyordu
ve ellerinde yedişer parmak vardı. Çok ilginç bir hayvandı.
Onu bir ameliyathaneye yatırdılar. Çok fazla incelediler
onu. Bu teknolojiyi istiyorlardı. O nasıl böyle güçlüydü? Dört metreydi lan,
dört metre. Kollarının çapı bir insanınkinden üç kat daha fazlaydı. Cinsel
organının çapı üç kat fazlaydı ayrıca. Böyle büyük bir beden nasıl çalışırdı,
nasıl yaşardı? Kemikleri bu ağırlığı nasıl taşıyordu? Ayakları nasıl ezilmiyordu?
Neyden yapılmıştı bu yaratık?
Onu kestiler. Çok bastırınca çok keskin elmas bıçaklar
kesiyordu. Jilet kullansalardı jilet ince olduğundan kırılırdı. Bu hayvan çok
sertti ama acıya aşırı tepki veriyordu. Hayvan acıya aşırı tepki veriyordu.
Bağırışlar çığlıklar! Kimse hayvanın ne dediğini anlamıyordu. Bir kurt gibi
konuşuyordu hayvan ve Dünyalıların dilini de bilmediği açıktı. Ne onlar hayvana
sorabildiler, ne o derdini anlatabildi. Oysa ne çok şey bilmek istiyordu
insanlar. Sahip olmak istiyordu. Hiçbir paranın satın alamayacağı bu olağanüstü
güce sahip olmak istiyorlardı. İnsanlar da kurtinsan olmak istiyordu. Tıpkı bu
uzaydan gelen canavarlar gibi güçlü olmalıydılar. Yoksa bu üstün güçlü
yaratıklar Micheal ve Mastermind gibi ortalığın amına koyacaklardı. Micheal ile
Mastermind her gün sürekli suç işliyor ve böylece imparatorluklarını
güçlendiriyorlardı. Suç işlemeye de bilirlerdi ama bir kere suç işleyince
yakalanmamak için, saklanarak ve çalıp kaçarak yaşamak zorunda kalmışlardı.
Yani istihbarat peşlerindeydi ve onların görüldükleri, çalıştıkları her anı
takip ediyorlardı. Bir yerde amelelik yapsalar hemen devlet onların yerini
tespit edip ekip gönderiyordu. İnsan olmayan bir uzaylının halk içine karışması
zaten zordu zira onları bir gören asla unutmuyordu. Onlar mavi kurtadamlardı.
Tıpkı saiyajin gibi güçlü ve uzaylı bir ırktı… Her mavi kurt tamamen farklı
görünüşe ve dövüş yeteneklerine sahipti. Mastermind daha sonra hükümete para
verip suçlarını affettirecekti. Zaten şu anda para basan bir robot üzerinde
çalışıyordu.
Ruh, beyin, beden… Ateş, elektrik, buz… Su, hava, toprak…
Vampir, kurtadam, ejderha… Kaplan, kurt, aslan… Koç, keçi, geyik… Centaur,
unicorn, pegasus… Satyr, minotaur, faun… Zombi, yoma, iblis… Ent, dryad… Elemental,
golem… Efsunlu, büyülü… Kutsal, lânetli…
Bütün bunlar: üç tane üç, iki tane iki. Bunlar mavi
kurtların doğduğu evrenin en büyük gezegeni YONIAS'a ait şeylerdi. Ulu kurt
Damarus kurt imparatorluğu için mücadele ettikten sonra yunois denen ufacık gezegenle
ödüllendirilmişti. Şimdi kurtların kalbinde bu mücadelelerin coşkusu
patırdıyordu. Savaşlar ile geçen yüzlerce yıllık yaşam ve bunlara rağmen
haftalar içerisinde yunois'i kaybediş… Nasıl yenilebilirlerdi kapitalist
uzaylılara karşı. Kapitalist uzaylıların emperyalist orduları onları
yurtlarından etmişti. Emperyal heriflere yenilmişlerdi lan. En alçak ve en
sefil düzenin kölesi olup sürgün edilmek nasıl koymazdı serseri kurtlarımıza? O
uzaylılar yaşlı, işe yaramaz, aptal, cılız, fakir uzaylıları en başta savaşa
göndererek ölme ihtimalleri %100 olarak hesaplandığı halde bu yöntemi kullanıp
rakiplerinin güçlerini iyice ölçmüşlerdi. Daha sonra da kurtlar onları
öldürmekten yorulmuş ve bıkmıştı.
Kimdi oğlum bu herifler kimdi? Hayvan gibi çoğalıp
gezegene sığamayarak yaşayabilecekleri diğer gezegenleri ele geçirmeye uğraşan
trilyonluk bir nüfus… Amaçları uzayda en büyük güç olmaktı. Peki neden? Hayatım
boyunca bu sorunun cevabını aradım okur. Benim 4 evim olsa bana yeter. 4 çocuk
yapar evleri ona bırakırım. Hatta ölene dek hepimiz aynı evde yaşar paylaşımcı
ve dostça ve de arkadaşça bir yaşam süreriz. Alkol, sigara, uyuşturucu
kullanmadım ben. Ve hayatım boyunca insanın neden 4 evden fazlasını istediğini
düşündüm. Annem bana kendi evinde yalnız yaşamak istediğini söylüyor ve beni
asgari ücretle çalışan bir işçi olarak sokağa atmak istiyor. Bu nedir ya?!
Babam benim masraflarımı annemin halasının karşıladığı kadar bile
karşılamamıştır. Babam psikopat, annem şizofren… Babam sahtekâr, annem bencil…
Bu ne biçim hayat. Kardeşim de gerizekâlı oldu biraz. Yani bencil, benden
salak, inatçı, benden unutkan, benim gibi ve babam gibi ve annem gibi tembel…
Ben zaten bütün sülalede tek sapık, eşcinsel, dinsiz,
enayi, dilenci, gurursuz, onursuz, şerefsiz, ukalâ kişiyim yani sülaledeki en
uyumsuz ve boktan insan benim. Ve hayatım boyunca şunu düşündüm; bir insan dört
taneden fazla evi ne yapar, neden dört evle yetinmez? Hayatım boyunca düşündüm;
Masal abla neden ateist ve biseksüel olduğu halde benimle sevişmez, yoksa
aseksüel midir(aseksüel değil tabi, dalga geçiyorum)? Düşündüm, düşündüm;
sevgilim bana acıdığından sevigilim olmuşsa neden son sikiştiğimizde bana
yalvardı tekrar sikişmemiz için ve neden beni terk ettikten iki hafta sonra
sevgili buldu? Beliz neden bana sevişmek için söz verip daha sonra benimle
görüşmekten vazgeçti? Elif neden bana olan yüz lira borcunu bana benimle
sevişerek ödemek yerine ben hiç varolmamışım gibi davranmaya başladı? Esra
neden benden nefret ediyor; ben ona hâlâ âşık olabilirdim ama beni ondan nefret
etmeye mecbur bıraktı. Lisedeki kızlar neden son derecenin son raddesinde
salak? İngilizce bile bilmeyen bir denyo benim gibi furry hentai bile izleyen
kültürlü bir adamı nasıl eleştirmeye kalkışabiliyor; gerçekten kendini benden
daha zeki sanabilecek kadar aptal olabilir mi? Sevişen gençlere günah, ayıp
diyen insan neden “ulan bu adam askerden gelene kadar sap mı gezecek, bu kız
hangi zengin adama köle olacak; günah değil mi, bu ne biçim hayat” demiyor da
zavallı gençleri edepsizlikle suçluyor; genç insanları evlendirmemek günah
değil mi?
Eğer bir insan tatmin edici bir cinsel hayat yaşamamış ve
dolayısıyla yıllarca sikişmemiş ise o kişi ya eşcinsel, ya sapık, ya narsistlik
sonucunda aseksüel bir psikopat, ya da seri tecavüzcü olur. Eşcinselliğin en
önemli sebebi geç evlilik ve bir erkeğin 19 yaşındayken çok yalnız olmasıdır.
Yaş hesaplamayı bilmiyor bu ülkenin %90'ı bunu da söyleyeyim. 19'undan gün
aldın, bilmem kaçını doldurdun diye sıçırıklı sıçırıklı yaş hesaplıyorlar. Ulan
işte doğumdan 12 ay sonra bir yaşında oluyorsun. Doğumdan 120 ay yani 10 yıl
sonra kaç yaşında olursun? Doğumdan 20 yıl sonra kaç yaşında olursun? İnsanlar
18 yaşında olduklarında reşit olurlar, 18'ini doldurup 19'undan gün alınca
değil am!! İşte 19 yaşındayken erkek maksimum testosteron seviyesine ve
azgınlığa ulaşır. Eğer bu erkek hâlen daha bâkirse ve 20 yaşına kadar da bâkir
kalırsa işte kesin eşcinsel sapık falan olur artık. Çünkü bedava am yoktur. Ama
göt siktirerek para bile kazanabilirsin. Mastürbasyon yapmaktan dolayı zaten
sertleşmekten, boşalmaktan bıkmıştır bu herif çünkü altı bin defa falan
mastürbasyon yapmıştır. Bu abazan adamın tek amacı sevişmek, sevilmek,
birisinden “aşkım, canımsın” lafını duymaktır ama eşcinsellere türk erkekleri
tarafından nasıl davranıldığını biliyoruz. Ayrıca biseksüel her iki cinsle
münasebeti olan demektir ama genelde biseksüel birisi ancak biseksüel bir karşı
cins ile ilişkiye girebilir çünkü İslam homofobi diye bir şey icat etti.
Osmanlı'da zengin insanlarda eşcinsellik vardı ama gel de bunu ülkücüye anlat.
Ülkücü dediğin de benim kadar Türkçe bilmeyen, Metin Uca'yı bıçaklayan özürlü
bir insandır hani, öyle pek de bir vatanseverliğini görmedik.
Ben her ülkücüden daha iyi Türkçe bilir, daha çok ülkemin
insanlarını severim ama ülkemin insanları beni aşağılamaya çabalayınca ya da
beyinsiz oyuncaklar gibi linç etmeye girişince ülkemi sevmekte zorlanıyorum da
çok şükür fakir olduğumdan zorluklara ve sikilmeye alışığım. Ayrıca ben her müslümandan
daha iyi bilirim İslam'ı. Biz fakir ateistler İslam'ı müslümanlardan daha iyi
biliriz. Lan bir kere ben Kuran'ın çevirisini okudum sırf Allah var mı yok mu
merak ettiğimden. Vardığım sonuç şudur: Allah var olsa bile bana layık değildir
çünkü pek çok uygulaması, düşüncesi, görüşü mantıksız ve saçmadır. Yani ölünce
Allah ile tartışacağım. Eğer benimle tartışmayı ret ederse korkaktır veya
haksızdır. Zaten salak müslüm kardeşim; Allah neden adaletli olsun, neden bizi
sevsin, neden bize iyi davransın? Allah en büyükse canı ne isterse yapar.
Bunlardan dolayı ben doğruyu yaparım, Allah benden yanlışı yapmamı istiyor
olabilir. Size şu sayfaya kadar anlattım işte: kızlar bir türlü memelerini
emmeme izin vermediler(sadece iki kızın memesini emdim), çok sevdiğim ve çok
iyi davrandığım kızlar ortada sebep yokken birdenbire yokoldular. Bir kişiyi
bir defa siktim, ötekini bir hafta siktim(beş gün); böyle boktandır benim
hayatım. Yüzlerce kıza âşık oldum, dört tanesine sarıldım. Annem ve babam bile
kendi çocuklarının derdini dert etmezler. Ben ölüyorum lan. Ağlayamıyorum. Öyle
üzgünüm ki ağlayamıyorum. Yazar olmayı istedim hep. Belki dünyayı düzeltirdim
de başka insanlar bu boktan şeyleri yaşamazlardı ama bu imkânsızmış, şimdi fark
ettim. On altı yaşımdan beri malca bir hayâlin peşinden koşmuştum. İyi ve temiz
bir insanın her yerde iş bulabileceğini sandım. Ama şu an işsizim çünkü
askerliğimi yapmadım. İnsanlar beyinsiz köle arıyorlar köle… Kimin umrunda
benim başkalarının derdini dert ediyor olmam. Oysa zaten benim çok fazla derdim
var ama ben birilerini kurtaramadıktan sonra doğup ölmemin ne anlamı var? Kimse
beni umursamıyorsa ve kimseyi mutlu edemiyorsam ve kimse benden yardım
istemiyorsa benim ne anlamım var?
Ey aciz, bencil, umursamaz insanlar. Size bana
çektirdiğiniz tüm acıları anlattım kısaca. Ağlayın istiyorum, geberin
istiyorum; her bir kadın ve her bir erkek benimle sevişmediğinden gözyaşlarını
dökecek. Ben eğer boşalmaktan bıkmasaydım, kendi bedenimden tiksinir ve kendimi
jiletler olmasaydım; bütün bunlar olmadan önce, çok geç olmadan önce benimle
sevişseydiniz; bütün bunlar böyle olmayacaktı. Bilmiyorum ki ben Aslı'dan sonra
kim onarabilir beni. Zira o biraz ağırdı, ağır geldi. . . Ben mahvolmadan önce
yapacaktınız. Asla eskisi gibi neşeli olamam. Her an biliyorum artık terk
edileceğimi. Ne yaparsam yapayım üç kadın tarafından terkedilidim-reddedildim.
Yani sen benimle sevişsen bile beni bir aya kalmaz terk edeceksin. Ben kimseye
benim ol demem. Ben mutlu ol derim, ama benim yanıma da uğra. Kaç ay sikişmeden
durabilirim? En son ne zaman boynuma dil deydi? Kendi koltuk altımı yalarken
boynuma ve koluma kramp girer benim. Yazık değil mi? Ben de gencim, ben de
sevişeceğim. Hepinizin libidosu düşük. Yemin ederim herkesten fazladır libidom
ve herkesten fazla sarılmak, yalamak isterim. Sevişmek isterim, sikişmek değil.
Siz hepsini birbirine karıştırıyorsunuz. Dikkat edin.
Sevişmek sikişmek dışında herşeydir.
Sikişmek sikişmektir.
Ön sevişme erkeği sertleştiren herhangi bir hareket,
bakış, ses tonu, kelimedir. Yani ön sevişme erkeği çekmek için yapılır. Amacı
erkeği sertleştirmektir.
Kur yapmak bir kişiyi sevişmeye ikna etmeye çalışmaktır
ve bunu kibarca, iltifat ederek, zengin olduğunuzdan bahsederek falan
yaparsınız. Ya da sadece kızın sırtına, ensesine, omzuna bir şaplak yapıştırıp
naber kanka dersiniz. Nasıl oluyorsa birkaç saat içinde sevgili oluyorsunuz;
lisede hep işe yarıyordu, ben hiçbir kıza izin almadan veya ona dokunmak
istediğimi açıkça belli etmeden dokunmadım.
Tabi kur yapmaya hiç gerek yok. Kıza gidip diyeceksin
“boynumu yalamanı çok istiyorum”; yani insanız ve konuşarak anlaşıyoruz değil
mi? Ama kızlar kendilerini pazara sunulmuş bir mal olarak gördükleri için
sizinle sevişmeyerek paranızı emmek için ellerinden geleni yaparlar. Yapacak
tek şey var “git kendini sik fahişe” demek. Yani bir kıza “boynumu yalamanı
istiyorum” dediğimizde niye bize sapık der? O mini etek giyer, makyaj yapar,
götünü sallar ve herkese kaşar kaşar gülümserken sapık değil midir sapık
olduğunu varsayabileceğimiz kadar?
Umut fakirin ekmeği ama ahiret yok müslüman kardeş.
Ahiretin olması imkânsız. Yani tüm ruhlar toplanacak falan, sence nasıl olur?
Ahiret varsa bile biz dünyada öleceğiz ve Allah bizi orada yeniden yaratacak.
Oradaki ben buradaki ben olmayacağım yani buradaki ben zaten ölmüş olacak ve
oradaki ben benim kopyam olacak sadece. Bir bok anlamadıysan GANTZ ismindeki
mangayı izle(oku ya da, bana ne) anlarsın. Hem Allah'ın olması imkânsız. Allah
nasıl varolmuş olabilir? Hep vardı deme, bu çok malca. Sen onu anlayamazsın da
deme, imkânsız işte oğlum; sadece gerçekten kaçıyorsun. Allah yok, yargılama
yok, ceza yok, infaz yok… Kısacası sıçtık kardeş. Öleceğiz, tek mesele nasıl
öleceğimiz. Ama sana bir şey diyeyim mi, evren de yok. Bu içinde yaşadığımız
evren aslında yok. Bu dünya da yok. Ben de yokum. Sen de yoksun. Çünkü Allah
olmadan biz olamayız.
Yukarıdaki paragraftan bir bok anlamadığını biliyorum ama
yaratılış gerçeği bu. Ahiret olamaz. Allah olamaz. Biz olamayız çünkü Allah
yok. Ağla insan, ağla… Ben Allah olsaydım hepinize zorla sakso çektirirdim.
Bütün bunları dünyada hiçbiriniz benimle sevişmediğiniz için yapardım. Ben
aslında Allah'ım ve şu anda bir insan olmuş, insanların neler yaşadıklarını,
neler hissettiklerini test ediyorum. Sonsuz yaşamımda yapacağım hiçbir bokum
olmadığından delirdim ve sizi yarattım. Siz birbirinize işkence ederken,
birbirinizin kellesini kazığa geçirirken sizi izledim sadece ve siz bana
inanmayacak ve benden nefret edecek kadar salaksınız. Oysa agnostik olun.
Birşeye hem inanın, hem inanmayın. Aynı anda iki zıt şeyi yapabilirseniz asla
yanılgıya ve hataya düşmezsiniz. Bence kısacası Allah hem vardır, hem yoktur.
Bu durumda Allah olsa da ben haklıyım, Allah olmasa da ben haklıyım. :D <
Sen hep Allah var diye düşünerek yaşıyorsun, biraz da
Allah yoksa diye yaşa. Yani kimseyi Allah yok dedi diye suçlayamazsın. Belki
var, belki yok; bana ne ulan. Ben Allah mıyım? Allah'ın derdidir varolmak,
varolmamak. Allah bana hiç dedi mi “derdin nedir” diye, hiç dedi mi “seni çok
ezmişler, sen çok üzülmüşsün, bundan sonra yüzünü güldüreyim” diye? Diyeceğim o
ki Allah seni umursamıyor ve sevmiyorsa sen de onu umursama. Lan Allah, bana ne
verdin ki neyin hesabını soruyorsun. İntihar ederim lan ben! Cidden intiharı
göze almasam yirmi milyon insanın diniyle böyle taşak geçebilir miydim? Bu
kitapta adı geçen her kız bana tazminat davası açabilir. Tayip'e de çaktık.
Bütün siyasetçiler orospu çocuğudur da dedik mi? Demedik ama şimdi dedik, hadi
bakalım. Zengin insanları ve işe yaramaz başbakanları öldürelim de dedim. Dedim
evet. Haksız mıyım peki? Bu devlet, bu ülkenin insanları bana ne verdi de
benden ne istiyor? Ulan sana ne AKP'den dersin. Dersin de AKP'ye verdim ben tüm
oylarımı çünkü daha iyi bir parti yok, elbet sorarım ne yaptın Tayip bey diye.
Hem sence de üç şirket sahibi(20 şirket sahibi olanlar da var tabi) abaza
zenginler bizi çok sömürmüyor mu? Ben mi haksızım hakim bey? Benden ne
alabilirsin? Yakın kitaplarımı amına koyayım, düzeninize uymadım ben. Köle
olacaktım, işçi olacaktım, amelelik yapacaktım gittim ne bok yedim. Beni hapse
atarlar hacı. Ağzıma bile sıçarlar. Hiçbir bok yapmasalar ben zaten bu yalnızlıkla,
bu bencil toplumda; intihar ederim kardeş, daha kaç yıl tahammül edebilirim
sizin mallıklarınıza?
Yani kısacası canım çok sıkılıyor, bide ergenim, bide
abazayım. Yukarıdaki paragraftan anlayacağınız şey bu. Ha birde deliyim.
Borderline kişilik bozukluğum var. 16 yaşımdan beri hep mutsuzum.
Gerizekâlıyım, gereksiz bir insanım, hiç sevgilim olmadı, fakirim,
çalışamıyorum, mutlu olamıyorum, bir tedavim de yok. Düzelmezsem intihar
edeceğimi söylüyorlar. Kimse beni sevmiyor. Zaten benim gibi gereksiz bir
insanı kim neden sevsin? Ekonomi de hep kötüye gidiyor çünkü ekonomi hep kötüye
gider, kapitalizm bunu gerektirir. Ben sadece belki beni seven olur, belki bana
saygı duyan olur, belki mutlu olabilirim diye kitap yazıyorum. Sanırım bütün
hayatımı bilgisayar oyunu oynayarak ve kitap yazarak geçireceğim. Kendime
acıyorum çünkü asla mutlu olamıyorum ve hiçbir şeyi beğenmiyorum. Ben kısacası
bir hiçim. Ben aslında yokum. Buradan başbakana küfretmek kolay. Bunu herkes
yapar. Ama bana gel başbakan sen ol deseler, sanırım ünlü bir yazar olup bu
işlere karışmamayı tercih ederim çünkü bu çok korkutucu bir iş. 90 milyon
insandan ben sorumlu olamam. Ben sorumsuz, sorumluluktan kaçan bir insanım. Ama
belki ünlü bir yazar olmayı başaramazsam amele olmaktansa başbakan olmayı
isteyebilir. Tabi bunlar hep hayâl, tıpkı bu kitaptaki her şey gibi. Biz
sanatçılar haddimizi bilmeyiz ve asla mutlu olmayız. Görevimiz sizi eğlendirmek
ve mutlu etmektir.
Biseksüelim ben. E sen de heteroseksüelsin. Ben seni
heteroseksüelsin diye aşağılayıp fişliyor muyum? Aramızdaki tek fark
eşcinsellerin azınlık olması. Karşı cinsel ilişkiden çocuk doğuyor diye normal
der savunursunuz ilişkilerinizi. Sanki doğada eşcinsel hayvan yokmuş gibi
dışlar, ötekileştirirsiniz eşcinselleri. Açın interneti araştırın, yemin ederim
doğal ortamında eşcinsel hayvanlar var. Avrupa'da bir kadın başbakan başka bir
kadınla evlendi görev başındayken. Finlandiya'ydı sanırım. Tüm Avrupa, tüm
Amerika eşcinsel olmuş, biz hâlâ birbirimize düşman oluyoruz. Önce şu PKK'yı
bitirin. Gittikçe eşcinsel sayısı artacak Türkiye'de çünkü kültürlü insan, çok
okuyan ve internette gezen insan, ingilizce falan bilen insan eşcinselliğin
normal ve doğal olduğunu bilir. Eşcinsellik anormal değil, sadece nadir görülen
bir olay. Bu gri rengi seven insanlara nadir rastlanması gibi bir şey.
(Bu arada İstanbul'da bir üniversitede eşcinsel
öğrencilerin kurduğu Gri isimli bir topluluk var. Ne hoş rastlantı. Sanki
onlara gönderme yapmışım gibi olmuş parentezin dışındaki son cümle.) Bu arada
parantez mi yazsak parentez mi yazsak? Gerçi zaten bu kelime Türkçe değil.
Dolayısıyla sikimde de değil açıkçası. Yani imlâ falan elbette çok karmaşık
olacaktır sonsuz bir geçmişi olan bu dilde. Siz farkında değilsiniz ama Türkçe
çok karmakarışık bir dil çünkü sürekli “o mu doğru, bu mu doğru” modundayız biz
yazarlar. Üstelik de bazı yerlerde sarımsak doğruyken bazı yerlerde sarmısak
doğru oluyor. Şive farkları var, kültür farkları var; Zaza'sı, Kürt'ü, Laz'ı
var... Yani herkes aynı Türkçe'yi konuşmaz ve insanlar konuştukları gibi yazmak
isterler. Yani adam gidip İsdanbul yazar; sen bu yanlış dersen, o da “kime göre
neye göre” der. TDK peki kararları neye göre alıyor? Edebiyat ve şiir dergileri
TDK'nın kararlarını mantıklı buluyorlar mı? Kim bir kelimenin nasıl yazılacağını
kararlaştırma yetkisine sahiptir ki 90 milyon insanın konuştuğu bir dilde?
Bence bana hiçkimse burayı yanlış yazmışsın, burada imlâ yanlış demesin.
Lütfeeen. . .
Bütün insanlığın ağzına sıçtığıma göre(yukarıdaki
paragraflarda laf etmediğim insan türü ve modeli kalmamıştır, buna eminim)
şimdi hikâyeme devam edebilirim.
İnsanlar güç istiyorlardı. Kimi insanın kendi evi bile
yokken kimi insan kendi helikopteriyle geziyordu Dünya'yı. Ama herşeyin asıl
nedeni daha çok kadın sikmek istemekti. Erkek heryere dölünü bulaştırmak ister,
savaşır, bölgesini belirler ve sıkça ölürdü. Bu nedenle kadın sayısı
erkeklerden fazla olmalıydı ve sağ kalan erkeklerle kadınlar mutlu olmalıydı.
Ama kapitalist düzende uzun süre savaş çıkmadı ve kadınların sayısı; bazı ilkel
insanlar kız çocuk değil, erkek çocuk istediğinden erkek sayısının altına
düştü. Erkek hem genç kadın istiyordu hem de kadın cinselliğe pek istekli
değildi; çünkü kadın bebeği taşır, erkek ise her kadını döller. Doğa neslin
çoğalması için taşıyıcı olan kadını koruyordu. Erkek ise daima huzursuzdu. Hep
sikişmek istiyor ve hep sikişmek için çabalıyor, bir şekilde kadınları
elegeçirmeye çalışıyordu. Şu an Türkiye denen geri kalmış ve böyle giderse bir
elli yıl içinde sonu Lübnan veya Irak gibi olacak olan ülkede kadın sayısı
erkek sayısından fazladır(aslında Türkiye'de erkek sayısı son zamanlarda hızla
arttı çünkü Türkiye göç alıyor ve dünyanın her yerinde ekonomik kriz var.
Aslında ben bu paragrafta oldukça fazla saçmalamışım ama belki haklı olduğumu
düşünenler vardır) çünkü doğulu cahil insanlar erkek çocuk yapana kadar çocuk
yaparlar ve bazı ultra cahil insanlar kız çocukları öldürür veya karılarını
öldürür. Çok doğum yapmaktan ölen karılar da vardır doğunun köylerinde. Sonuçta
erkeklerin zengin olmasının tek sebebi oğullarının am kıtlığı hissetmemesini
istemesiydi. Hiçbir kadın zengin, mucit, doktor, bilimadamı falan değildir
çünkü onların mutlu olmak için çabalamasına gerek yoktur. Dünya'nın yarısı
amınıza sokmak için deliriyorken mutsuz olmanız nasıl mümkün olabilir ki? Sırf
kadınların bu ezici, vicdansız, acımasız, aseksüel tavırları bile bir erkeğin
biseksüel ve hatta homoseksüel olmasına neden olabilirdi. Ulan kadınların tek
yaptıkları evde oturup doğurmak. Biz ne yapıyoruz? Biz erkekler ne yapıyoruz? Hayatımız
boyunca savaşıyor ve hayatımızı, sağlığımızı riske atıyoruz. Biz erkekler asla
mutlu olamayız. İşte insanların bütün Dünya'ya ve bütün paraya sahip olmak
istemesinin sebebi buydu: istediği her kadını sikebilecek güce sahip olmak.
Kısacası kadınlar tanrıydı, erkekler köle.
Buraya bir paragraf daha sokacağım çünkü bunlar ciddi
sorunlar. Kapitalizm barış ister ve sadece insanların intihar ettiği, terörist
olduğu, çok suç işlediği yerlerde savaş çıkartır. Ve kapitalizm en çok
erkekleri ve çocukları öldürmek ister çünkü kapitalizm dünyada yeterli kaynak,
temiz su, yiyecek olmadığını bilir ve kendine dünyada yer açmaya çalışır.
Kapitalizm zengin erkeği savunur ve zengin erkeğin faydasına çalışır. Bu
nedenle kadınları öldürmemek ister. Ve kapitalizm, fakirler ayaklanmadığı
sürece savaş çıkarmaz ve herkes bilir ki bütün savaşlarda hep fakir erkekler
ölür. Kapitalizm sessiz, huzurlu barış ortamını sever çünkü biz mutluyken bizim
cebimizdeki parayı daha kolay alabileceğini düşünür. Kapitalistler sürekli bizim
paramızı emerler ve hiç harcamazlar. Onlar parayla sadece arsa, toprak, bina,
doğal kaynak, maden, içme suyu kaynağı, tarım arazisi satın alırlar. Asla bir
kapitalist parasını değer kaybedecek bir şeye harcamaz. Bazen altın falan gibi
değerli ve faydalı(altın ve gümüşün en iyi iletkenler olması ve mikroçiplerin,
işlemcilerin yapımında kullanılması) madenlerden de alırlar. Kapitalistin amacı
herkesi kölesi yapmaktır. Mesela adam gelir sana on bin lira verir “Dön götünü
sikeceğim” der. Kim on bin lira için götünü siktirmez ki? Bir fabrikada bir yıl
çalışmak mı yoksa götünüzü siktirmek mi daha kolay? Kısacası kapitalist parayla
ne isterse yapar. Kapitalist tanrıdır çünkü herkes paraya tapar. Sen rızkı
Allah verir diyebilirsin ama kim bir doktorla evlenmek istemez veya kim birkaç
yüz bin lira için her şeyi yapmaz? Tâbi siz müslümanlar cehennemden korkar ve
paraya itimat etmezsiniz ama sizin gibi kaç yüz bin ikiş kaldı Türkiye'de?
Belki de on bin falan. . . Çünkü herkes yalancı.
Ve dev kurtadam istediği herkesi sikebilecek güce sahipti
yani bunu yapabilmesi için zengin olması gerekmiyordu ama cinsel organı çok
büyüktü ve onu küçültmek için ameliyat olması çok yüksek kan basıncına sahip
olmasından dolayı kan kaybından ölmesine yol açabilirdi. Bütün kadınları
döllemek arzusuyla yanıp tutuşan bir beden yüz yıllardır hiçbir kadına
dokunmamıştı. Şimdi kesiliyordu. Delik deşik oluyordu. Ölmeliydi. Sonra
sıkıldı. Neden onlar değil de o? Onun suçu ne? Tanrıdan nefret ediyordu ona
böyle koskocaman bir organ verdiği için. Adalet yoktu hem de hiç yoktu. Neden
en zor ve boktan hayat onunkiydi? Neden kesilmekte olan oydu? Neden yalnız olan
hep oydu? Neden siki kocaman olan oydu?
Bilimadamları kurtadamı psikolojisini ve beyin
dalgalarını incelemek için uyutmamışlardı. Odayı terk edip uyku gazı verdiler.
Odada yalnız kalınca yatıştı hayvan. İğne delemezdi etini, gaz havadan
verilmeliydi. İncelemekten de sıkılmışlardı onun zihnini. Onlara gereken sadece
o metal kaslardı. Hayvanın uyumaması çok tehlikeliydi. O salaklar hayvanın
kaçabileceğinin farkında değillerdi. Hayvan metali kırabilirdi. Roketlerden
hasar almayan bir varlıktı o. Tanklar bile hasar alırdı bunlardan. O metali
kırabilirdi ve bilimadamları ondan sıkılıp onu uyutmuşlardı. Onu kesip biçmeye
devam edeceklerdi. Kol kaslarını ve bacak kaslarını söküp inceleyeceklerdi. Pek
çok filmde ve dizide ne yapılıyorsa o yapılacaktı. Klişeleşmiş uzaylı kesme ve
inceleme sahneleri…
* * *
Beni uyuttuklarını sanıyorlar. Ölümden başka uyku var mı
ki? Hücrelerim hâlâ hareket ediyor. Hayır, onlar uyumuyorlar. En iyisi biraz
gezmek. Bakalım neler varmış şu laboratuarlarda(türkçe olmayan kelimelerden
nefret ediyorum ve ayrıca insanların çok azı bu kelimeyi doğru yazabilir).
Hangi sırların derdine düşmüş insan oğlu(birleşik mi yazsaydım)? Gidip gezelim
bakalım. Havalandırma mı? Havalandırmadan girelim.
Mavi tüplere baktı. Deney tüplerine… Mavi denizanası jeli
gibi bir haltlar vardı. Yeşil tüpler vardı. Kokusu acıydı bunların. Gri,
sümüklüböcek boku gibi bir şeyler vardı. İnsanlar ne yapıyordu? Bu
laboratuarlar çılgıncaydı. Pek DNA yok gibiydi. Hintliler DNA'yı çok pahalıya
satmaya başlamışlardı. Hintliler çokça DNA satarlardı yani yapmadıkları bir şey
değildi(crazy indian diye bir video vardı, bu konudan bahsediyordu(ingilizce
altyazılı olanına bakın)). O DNA arıyordu. Dünya'daki pek çok DNA'yı toplamıştı
ama çok kaybı vardı. Nesiller tükenmişti. İnsan Dünya'daki her şeyi
standartlaştırıyordu. Yani pek çok elma, inek, piliç türü yokolmuş ve elbette
insanların faydasız olduğuna karar verdiği hayvanlar katledilmişti. O şey
kurtinsanı gördü şans üzeri. Kurtinsan DNA'ydı. Kurbanına dikkatlice baktı.
Benzersiz bir parçaydı kurtinsan. Elmas bulmuş Afrikalı çocuk gibi sevindi.
Afrikalılar ne pozitif insanlar. Neden her kamera gördüklerinde gülüyorlar?
* * *
Bir türk bir Afrikalı olsaydı ölene dek savaşırdı ama
Afrikalılar o şekilde yaşamaya ve mutlu olmaya devam ediyorlar. Bu ülkeyi yine
de sevmiyorum. Berbat ekonomisine rağmen sık sık savaşa girmeyi istiyor.
Avrupa'nın türkleri sevmemesinin sebebi İslam'ın aseksüel olması ve eşcinsel
düşmanı olması ve de ayrıca insanımızın mal mal paranoyaklık yapması, tabi
birde savaşta ölen cennete gidip 70 tane falan huri siker düşüncesi var yani
ölmek için çıldıran milyonlarca insanla savaştığınızı düşünsenize. Ayrıca türk
insanı hiç durmadan her konuda genelleme yapar. Onlara göre saçı uzun olan
bütün erkekler tamamen aynı görüş ve düşüncelere sahiptir. Türk kızına sorsan
zaten, “bütün erkekler aynı” cevabını verir. Yani ülkecek işkencesiniz lan.
Birde sizi kurtaranlara hep karşı çıkar ayaklanırsınız. Atatürk'e karşı
ayaklanan çok oldu. Adnan Menderes idam edildi. Asker üç defa darbe yaptı.
Darbeden önce de Demirel vardı, darbeden sonra da. %10 seçim barajı var. Siyasetçilere,
başbakanlara siyaset yasağı geliyor. Metin Uca bir üniversitede ülkücüler
tarafından yüzünden bıçaklandı. Ben bu ülkenin beyni yıkanıp mallaştırılmış
fakir insanlarının derdini anlamıyorum… Para biriktirin de çocuğunuza ev alın.
Yok mason lobisiydi, ilumunatiydi, berderberkti, turancılıktı, bozkurttu,
gavurlar hakkında söylediğiniz ve türklüğünüzle gurur duyduğunuz muhabbetlerdi,
cihattı, irşattı…… Oğlum şunun farkına varın, kendi eviniz bile yok çünkü bazı
zengin insanlar bütün evleri satın almış. Siz gavurlara, İslam'ı yok etmeye
çalışanlara karşı savaşırken aslında dini kullanarak zengin olan ve parasını
sizin gibi fakirlere dağıtmak yerine o parayla binlerce liralık gömlekler alan
insanları zengin ediyorsunuz. Sizin gibi sürünecek olan üç tane fakir çocuk
yapıp “Din elden gidiyor, şu gençlerin haline bak; adam olun adam” falan
diyerek çevredeki insanları rahatsız ediyorsunuz. Ha diyeceksin bu vatan için
sen ne yapıyorsun yarağım… Peki ben bu vatan için asla hayatımı riske atarak
cephede falan savaşmam(askere gittim, 3 ay yaptım; çürük alıp geldim(borderline
kişilik bozukluğu)). Çünkü ben bu vatanın insanlarının daha mutlu, huzurlu,
adaletli bir hayat yaşaması için ve bu vatanın gençlerinin askere gidene
kadar abazan gezmemesi, bunalıma girip
intihara kalkışmaması veya cinnet geçirip birilerini bıçaklamaması için kitap
yazıyorum dostum. Herkes benim yazdığım kitapları doğru kabul etse ve ona göre
yaşasa insanlarımız daha mutlu olur ve mutlu şekilde savaşarak canını güzelce
verir. Şimdi bunalmış, delirmiş, çıldırmış insanları PKK ile çatışmaya
yolluyoruz. Bu insanlar tamamen intihar etmeye gidiyorlar oraya çünkü bu boktan
dünyada yaşamaktan bıkmışlar. Ama bir insan “ben yapacağımı yaptım, görevlerimi
tamamladım ve artık huzur içinde ölebilirim” diyerek de savaşa gidebilir.
Yaşlanıp sürünerek ölmektense savaşta ölmeyi tercih ederim. Daha yazacağım altı
tane falan kitap var. Şimdi savaşta ölürsem halkımı cehalete terk etmiş olurum,
bu da vatana ihanettir. Ey müslüman kardeş; eşcinsellerden nefret etmesen,
ateistlere gıcık olmasan, kardeşçe yaşasak ve kızını da “namuslu bir müslüman
olacaksın lan!” diye üzmesen olmaz mı? Senin kızın ateist falan olacaksa sen
ölünce veya yaşlanınca yine olur. İnsan zorla müslüman yapılmaz. Yani rahat
olun yaa… Yavşak olun biraz, gevşek olun. . . . . .
Bilimadamı laboratuara girdi. Işıkları yaktı. Bu gün ne
yapacaktı? Dün çok heyacanlanmıştı… Devlet hep ona yeni yeni denekler
getiriyordu. Gizli projelerde çalışıyorlardı. Maaşları çok fazla yüksekti. Korkuyorlardı.
Şüphe içindeydiler çünkü filmlerde hep kötü adamlar bilimadamlarını çok şey
bildikleri gerekçesiyle öldürürlerdi. Cengizhan da çok zeki olduğunu düşündüğü
kişileri öldürürdü çünkü onların zekâlarıyla kendi sistemini yıkabileceğinden
korkardı. Bilirsiniz, tarihteki ilk diktatör falandır bu adam ve galiba elli
karısı, yüzlerce çocuğu vardı. Moğollar yarı türk yarı koreli sayılır, aslında
yarı türk yarı çinliler, evet kore ile bir alâkaları yok. Bilirsiniz, ırklar ya
birbirinden uzak yaşayan insanların binlerce yılda farklılaşmasıyla ya da
savaşlar sonucu meydana gelen tecavüz veya kaynaşmalarla ortaya çıkarlar.
Mesela kürtler yarı türk yarı araptır. Benim en yakın arkadaşlarım hep kürtler
olmuşlardır. Kürtlerin çok azı PKK'yı sever ve destekler. Önyargılı olmayın.
Macaristanlılar ise hani Hungarian diyorsunuz, onlar türktür. Ural türklerine
çok yakındırlar. Zamanla Avrupalılaşmış, Avrupa insanıyla kaynaşmışlardır. Yine
de hâlâ Türkiye Türklerini sever ve onlara yardımcı olmaya çalışırlar.
Gerçekten çok iyi insanlar. Azeriler türktür. Türkmenler türktür. Lazlar
yunanlı kanı taşırlar ama ermeniler mi, türkler mi pek bilmiyorum. Onların
lazca diye eski bir dilleri de vardır. Türkler korelilere biraz türk kanı
taşıdıkları için yardım etmişlerdir. Türkler hep diğer türklere yardım ederler
işte. Zengin Türkiye Türkleri ortaAsya'daki Türklere destek olmak için oralarda
fabrika, okul falan açarlar. Aslında bence tabi ırkların hiçbir önemi yok.
Bütün insanlar kardeştir. İngilizlerle Fransızlar çok sömürgeci insanlar.
Afrika'yı mahvedip sonra da yardım gönderiyorlar. Sonra Afrika'yı mahvetmeye
devam ediyorlar. Sonra yine yardım gönderecekler. Bütün Avrupalılar Türklerin
ve özellikle de Müslümanların, Arapların falan fakirleşmesini isterler çünkü biz
zenginleşirsek onlar fakirleşmiş olurlar, ekonomi böyledir. Umarım Türkiye
birileriyle savaşa falan girmez çünkü Dünya boru ele geçirmek için bize
üşüşecektir. Birinci Dünya savaşında zaten bütün ülkeler bize saldırdı, hiç
adil değildi yani; hep böyle oluyor. Biz 70 milyon nüfusa sahipsek savaş
kazanmak için; sömürgelerinizle birlikte toplanıp bize saldırın diye değil. Hoş
değil bu. Hep hile yapıyorsunuz.
Ha bu arada: ırklar bundan on binlerce yıl önce ortaya
çıkmışlardır ve bu güne dek daha da çoğalmış ve daha da farklılaşmışlardır.
Herkes bilir ki ilk insanlar bütün ırkların anasıdır ve bütün ırklar onların
soyundan gelmiştir, onlardan türemiştir. Fakat bazen çok büyük savaşlar
olmuştur. Bu savaşlarda bazen herkes öldürülmüş ve soykırım yapılmıştır. Böylelikle
yokolmuş olan ırklar ve uygarlıklar vardır. Bazen ise sadece erkekler
öldürülmüş ve bütün kadınlara tecavüz edilmiştir. Sanırım Cengizhan gibi
abazanlar böyle yapıyordu. İşte bazı ırklar bu şekilde ortaya çıkmıştır. Yani
Kürtler, Türk Arap karışımı bir ırktır derken geçmişte böyle bir olay yaşanması
sonucu ortaya çıktıklarını söyledim. Elbetteki Kürtler on binlerce yıldır vardır
ve farklı bir ırk ve farklı bir kültürdür ama ırkçılık yaparak Kürt devleti
kuracağız, devletimizde Türk istemiyoruz demeleri hoş değil. Onlar devlet
kurarlarsa hâlleri diğer müslüman devletler gibi iç savaş, Fransız ve İngiliz
oyunları, sefalet ve ölüm olur. Zaten Türkiye'de de “acaba İran'dan öncemi
yoksa İran'dan sonra mı bize savaş açarlar” paranoyası vardır. Yani devlet
falan boş iş, siz fakirler için mücadele edin, özerklik için değil.
Bilimadamı devletin onu çok şey bildiği için öldüreceğini
sanmıyordu. Bu gizli bir projeydi ve basının bundan haberi yoktu ama devletin
zeki ve ucuz bilimadamlarına ihtiyacı vardı. Yalnızca ahlaki açıdan çökmüş kötü
adamlar bilimadamlarını öldürürlerdi. Hayır bu saçmaydı. A ama eğer denek
kaçmışsa ve iki buçuk kiloluk bir kayıp varsa??
“A deneği kaçmış. Dev kurtadam kaçmış. Dahası Z deneğinde
iki buçuk kiloluk kayıp ve beyin sinyallerinde anormallik var.”
Z deneği kurtadamı kaçırmıştı. Uyuşturucuların etkisinde
uyurken vücudunu öylece bırakıp gitmiş ve uyuyan kurtadamın içine girmişti. O
bir süre kurtadamın içinde yaşayacaktı ve kimse bunun farkında olmayacaktı.
Bilimadamları elbette bu olaylara Z deneğinin sebep olduğunu tahmin ettiler. Ve
her bilimadamı gibi bütün ihtimalleri ve olasılıkları doğru kabul edip hepsini
tek tek gözden geçirdiler çünkü ne olmuş olduğunu bilemezlerdi ve her teori
doğru kabul edilmeliydi.
“Neredeyim ben? Buraya nasıl geldim? İnsanların elinden
nasıl kurtuldum. Bu baş ağrısının ve vücudumdaki acıların sebebi ne? Kendimi
çok garip ve sıradışı hissediyorum.”
Dört metrelik kurtadam hiç iyi değildi. Kendisini
mahvolmuş, hasta olmuş gibi hissediyordu. Mastermind olay yerine ulaştı tabi.
Onu nasıl bulmuştu? Mastermind bir dâhiydi ve dâhi olduğu için bütün o ajan
filmlerindeki gibi uydurma yöntemlerle devletin çok gizli hatlarına girmiş ve
Alpha deneğinin kaçtığını öğrenmişti. Tabi en gerçekci ajan şeysi LeverAge'dir
ama yine de en iyi dizinin Doctor Who ve en komik şeyin Futurama olduğunu
unutmayın. Teen Wolf da kurt severler için iyidir diyeyim. Ama aslında LeverAge
ve TeenWolf'u sevmiyorum. A deneği aslında Mastermind'in son erkek kardeşi
X'di.
—Tanrım sana ne oldu böyle?(Mastermind)
—?(X)
—Yine ilkel bir hayvana dönüşmüşsün.(Mastermind)
—!(X)
X kükredi. Mastermind kaçarsa X onu bir geyiği kovalar
gibi kovalayacaktı. Bir şans denedi ve X'in beynine girmeye çalıştı. Onun düşüncelerini
kontrol edebilirdi. Ama başaramıyordu. O ne yaparsa yapsın X'in düşünceleri
değişmiyordu. X onu öldürecekti. Tıpkı insanları canlı canlı yediği gibi.
Mastermind neden onun zihnine giremediğini anlamıyordu. O da bir geyik gibi
kaçtı, ne yapsın. Yanlış bir hamle olduğunu biliyordu ama daha doğru bir hamle
yoktu. Neyse ki yaratığın beynini okuyabiliyordu ve bütün pençe darbelerinden
kurtadamlara özgü fiziksel yeteneklerini kullanarak kaçtı. Ama neden X'in ona
olan öldürme isteğini azaltamıyordu? Robotları da evde bırakmıştı. Ders
çalışıyorlardı. Robot gibi ders çalışıyorlardı çünkü robotların işi robotluk
yapmaktır, insanların değil. Bu ülkede işsizlik olduğu için insanlar 16
yaşındayken evlenip yuva kuramıyorlar. İşsizlik olduğu için bizi 25 yaşımıza
kadar okulla oyalayıp başlarından atıyorlar. Okul sadece vaktimizi boşa
harcamak için yapıldı çünkü işsizlik var ve işsizlik olduğu için bütün ömrümüzü
çalışarak geçiremeyiz. Asgari ücret de bir aile için çok fazla yetersiz çünkü
zengin insanlar çıldırmış ve bizi biz ölene dek sömürecekler.
Kontrolden çıkmış olan X çok fazla erkekti ve çok fazla
kurtadamdı. Sonuç olarak son derece şiddete eğilimli ve son derece güçlü bir
psikopattı o şu an; ve hiçbir bok söylemeseniz bile sizi yiyebilecek kadar
sinirliydi. Kurtadamlar diğer bütün canlılardan daha çok acıkır çünkü onlar
dev, güçlü, hiperaktif, bol hormonlu yaratıklardır. Çok fazla salgı
salgılarlar. Kendi dopinglerini kendileri üretirler işte. Mastermind neredeyse
ölüyordu çünkü X ondan daha hızlı, büyük, güçlüydü. X'in ardı arkası kesilmeyen
darbelerinden kurtulup dengesini kaybederek yere düştü. Göğüsü X'e dönüktü ve
göz göze bakıştılar. Mastermind, X'in zihnine girmeliydi. X hatırlamalıydı.
Onlar kardeştiler. X başka bir yere gitti. Mastermind başarmış mıydı? Hayır X
sadece hoş bir am kokusu almıştı ve onun peşinden gitmişti. Tıpkı her köpeğin
yaptığı gibi. Oyuncağını bırakmıştı ve zaten her yer oyuncak doluydu. Şimdi
oyunların en güzeli oynanacaktı, çiftleşme zamanıydı.
—Lânet olsun Micheal. Dışarıda tamamen aklını kaçırmış
bir kurtadam var ve sen…(Mastermind)
—Ne yapayım dostum yaa. Yani ne yapabilirim.(Micheal)
—Onun kaç tane insanı öldürdüğünden haberin var mı?
Koskoca şehri tahliye ettiler. Ve artık herkes bizi biliyor.
—Biliyorsa ne olmuş?
—Şu anda konu bu değil Micheal. Şu anda konu insanların
ölmesi. Anlıyor musun? Bunu da anlamayacak kadar salak değilsin herhalde.
—Küçük kardeşim, küçük kardeşim benim… Sen bana salak mı
dedin?
—Bak salak olmak kötü bir şey değil tamam mı! Allah seni
böyle yaratmış ne yapalım. Hem senin de başka yeteneklerin var. Mesela
istediğin an bir kızı domaltabiliyorsun.
—Yeter artık! O kurtu yenip sana salak olmadığımı
kanıtlayacağım!!
Elbette Micheal o kurtu yenerse salak olmadığını falan
kanıtlamış olmayacaktı ama salak olduğu için bunun farkına bile varamıyordu. Ve
o kurt Micheal ile Mastermind'in ağbisi X'di. Micheal ile Mastermind'den daha
büyük ve güçlüydü haliyle. Ve ayrıca Mastermind de bir kızı istediği an
domaltabiliyordu. Micheal ruhlarla oynar, herkesi kafasına göre âşık eder;
Mastermind düşünceleri ve istekleri değiştirir böylece sikerdi. Yani ikisi de
orospu çocuğuydu ama aman bu laf annelerinin kulağına gitmesin!
Micheal ve Mastermind olay mahâline vardı. Çocukları
yanlarında getirmemişlerdi çünkü onlar ölebilirlerdi. Peki kendilerinin
ölmeyeceğinin bir garantisi var mıydı?
—Hadi Micheal, sen bunu yaparsın ağbi.(Mastermind)
—Elbette yapacağım. Bu kim ki yani! En güçlü mavi kurt
benim lan! X sen bir zavallısın. Senin beynin bile yok.(Micheal)
—Ağbiciğim, aslında senin de beynin yok. Hatta en azından
onun vücudu var. Senin vücudun bile yok.(Mastermind)
—Bu kadar konuşma yeter!(Micheal)
Micheal kardeşinin gazıyla gaza gelmişti. Ağbilik ve
reislik taslıyordu. O sırada X bütün bunlardan habersiz, arabaları sağa sola
fırlatıyordu. Micheal onun önüne ışınlandı“Dur!”. Kurtadam şaşkınca önündeki
mavi şeye baktı. Nereden çıkmıştı bu? Arabayı mavi şeyin üstüne bıraktı dev
yaratık ve inceledi. Görünüşe göre mavi şey orada değildi. Ama bu nasıl olur?
Kafasına gelen bir yumrukla irkildi X. Sonra bir yumrukla çelimsiz mavi şeyi
uzaya gönderdi. Micheal uçan yumruk atmıştı X'in kafasına. X ise havadaki kurta
alttan çakmıştı. Bir paraşütçü edâsıyla süzülüp sırtına yapıştı kurtadamın
Micheal. Süzülerek kendisini yumruk atarak gökyüzüne gönderen X'in sırtına
inmişti yani. Bu çok saçma görünüyor değil mi? X onu çoktan öldürdüğünü
sanıyordu ama o geri gelmişti işte, hem de onun o duyarlı derisine dokunuyordu.
—Ruhunu em Micheal, ruhunu em!(Mastermind)
—Ya biz napıcaz göt!(Micheal)
Micheal ruhunu emerek X'i yorgun düşürebilir ve
bayıltabilirdi. Fakat X'in ruhunu emmenin çok zor olduğunu fark etti. X'in
ruhunu neden ememiyordu? X'in dev ve kalın bedeni Micheal'ın ruha ulaşmasına
engel oluyor olmalıydı. X'in bedeni, ruhunu sıkıca kavramıştı. Bırakmıyordu ve
bir yere gitmesine de izin vermiyordu. Micheal yine de X'in sırtında
güvendeydi. Ama dur bir dakika!! X'in sırtı… Micheal, X'in sırtında ne olduğunu
biliyordu ve sivri şeylerden nefret ederdi Micheal. X'in sırtında bir anda bir
kabarıklık oluştu. Micheal'ın kolları X'e uzanamıyordu artık. Kabarıklıktan
tutmak istedi ama kabarıklık bir anda kaybolup dümdüz sırt ile yer değiştirdi.
Micheal'ın ellerinden kayıp gitmişti X'in kıllı teni. Ucundan tuttuğu kıllar da
kendi kendilerine dökülüp Micheal'ı yere düşürdüler. Micheal X'i tutamıyordu. X
kendi kıllarını döküyor ve kaslarıyla onu itiyordu. Yere düşmüştü Micheal,
yerdeydi. X, Micheal'ın üstüne bastı. Toz-duman kalktı asfaltın üzerine. Hiçbir
şey görünmüyordu. Micheal yine orada değildi. Tanrım bunu nasıl yapıyordu. Bir
salisede yok oluyor ve aynı anda başka bir yerde beliriyordu. Bu sefer
hazırlıklıydı. Tüm gücünü kullanacaktı X'in ruhunu bedeninden dışarı çekmek
için. Parladı, mavi kıvılcımlar gezindi bedeninin üzerinde… Bir karadelik gibi
çekmeye başladı. Bir mıknatısa dönüşmüştü Micheal. Hava ona doğru akıyordu.
Uzaya bir boşluk açılmış gibiydi atmosferin içinde.
X bu parlayan şeyden çok rahatsız oldu. Bilirsiniz
köpekler falan sevmez garip, parlak cisimleri. Patisiyle vurduğu gibi Micheal'ı
onlarca metre uzağa fırlattı. Daha sonra bu patisiyle vurduğunun içi boş bir
beden olduğunu fark etti. Sağa döndüğünde Micheal'ı aynı yerde buldu. Micheal
pati darbesiyle bedenini kaybetmiş ve durduğu yerde adeta yeniden yoktan var
etmişti bedenini. Hâlâ güç topluyordu ruh emmek için. X tekrar saldırdı ki;
Mastermind, Micheal'ı bedeniyle bu darbeden korudu. Ama Mastermind kan kaybediyordu
bu sefer. Metrelerce öteye fırlamıştı o da. Bunun üzerine Micheal bir tekniğini
daha kullandı-!SoulDivide!-. Micheal'ın ruhu onlarca eşit parçaya bölünmüştü.
Ama her biri eski Micheal'dan onlarca kat güçsüzdü. Uçup, hoplayıp, zıplayıp
X'in dikkatini çektiler ve onu uzaklaştırdılar. Daha sonra Micheal bütün
ruhlarını tekrar bir araya getirerek büyüyü bozdu. Mastermind'i SoulHeal
tekniğini kullanarak iyileştirdi. Ama bir sorun vardı.
—Hey, arkanda!
X ruhları koşarak takip etmiş ve geri dönmüştü. Micheal
yine onlarca metre uzağa fırladı. Mastermind ne olacaktı?
—PinkPsion!(???)
X'in arkasından pembe parlak bir ışık topu X'in sırtına
çakıldı. X yanmaya başlamıştı. Kaçtı hemen. Bu pembe şey nereden gelmişti?
—Ohoo, müdahale etmezsek öleceksiniz.(Sohan)
—Neden bu kadar sakarsınız?(Sinzang)
—Sohan! Sinzang!(Micheal)
—Nereden çıktınız böyle?(Mastermind)
—Annemizi mi soruyorsun?(Sinzang)
—Hayır, nereden geldiğinizi soruyor.(Micheal)
—Doğru, geçmiş geçmişte kaldı baba.(Sohan)
—Doğru tabi; şehir tahliye edildi, binalar yıkıldı,
arabalar havada uçtu…(Mastermind)
—Ve biz de haberde gördük.(Sohan)
X kendisine ateş etmiş olan Sinzang'a doğru koşuyordu.
Ateş etmek derken yani ateş topu atmak falan. X yanarken oldukça oyalanmıştı
sağa sola koşturarak. X'in sinir sistemi çok gelişmişti ve acıya çok duyarlıydı
bu yaratık. Sohan üstlerine gelen tonlarca ağırlığa sahip tehlikenin
farkındaydı.
—Magmacorex!!(Sohan)
—Hayır, gerçekten bunu yapıyor olamazsın!(Micheal)
—Bütün şehri mahvedecek…(Mastermind)
—Şehir zaten tahliye edildi.(Sinzang)
Ama Sohan yapıyordu işte. Deprem olur gibi bir şeyler
oldu. Daha sonra ciddi ciddi deprem olmaya başladı. X'in üzerinde durduğu
toprak yükseldi. Hayvan korkuyla yere yapıştı. Anlayamadığı bir şeyler
oluyordu. Öte yandan diğer sokaklar falan X'den uzaklaşmaya, adeta kaçmaya
başlamıştı. X ile diğerlerinin arasında lavlar vardı şimdi. Yer yarılıp dev bir
kanyona dönüşmüştü. X meraklı bir şekilde etrafına baktı. Etrafı lavlarla kaplı
dik bir dağın tepesindeydi. Burada sıkışıp kalmış gibiydi. O da o zaman karşıya
atlardı.
—Bunu gerçekten yapacak mı?(Micheal)
Uçurumdan aşağıya düştü X. Fakat kollarını toprağa da
kolayca saplayabildi ve tırmanmaya başladı.
—Hah, elbette X'e bir şey olmaz. Aptal olma
Micheal.(Mastermind)
—Hadi Sohan…(Sinzang)
—WalkingFire!(Sohan)
Sohan'ın vücudundan çıkan ateş geçtiği yerleri yakarak
ilerledi. Uçurumdan aşağıya doğru inip oraları aydınlattı ve X'e çarpıp X'i de
yaktı. Yanan X toprağı bıraktı ve aşağıya düşmeye başladı. Aşağıda Dünya'nın
merkezinden gelen lavlar vardı.
—Micheal, onu yakala!(Sohan)
—Tabi bunu o lava düşüp bayıldıktan sonra
yapmalısın.(Mastermind)
—Tamam, gidiyorum.(Micheal)
Micheal hızla uçtu. X'in lava çakıldığını gördü. Ruhsal
güçleriyle onun ruhunun yerini tespit etti ve SoulMagnet yeteneğiyle ruhu
kendine doğru çekmeye başladı. Büyük olan ruh küçük olan ruhu kendine çekerdi
ve Micheal devasa bir ruha sahipti.
—Lan ben bunu tek başıma nasıl kaldırayım!(Micheal)
Micheal hafif olduğundan kolayca uçuyordu. Onun vücudu 40
kilo falandı. Tonlarca ağırlıktaki X???
—Yardıma geliyorum.(Sinzang)
İkisi çok zorlanarak onu yukarı çektiler. Mastermind de
sonradan telekinetik güçleriyle onları yukarı doğru çekti. Telekinezi uzaktan
az etkiliydi. Bu nedenle sonradan olaya dâhil olmuştu Mastermind.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




